Anasayfa / Güncel / BİR EVİM OLSUN DERKEN…

BİR EVİM OLSUN DERKEN…

Bir evim olsun diye on beş yıl dişimden tırnağımdan artırarak para biriktirdim. Tam evin fiyatına yaklaştım, ‘gelecek yıl bu iş tamam’ dedim bir kriz çıktı ev benden uzaklaştı. Paraşişkinliği, ekonomik bunalımı bol; yürüyen, duran mülklerin, eşyaların ve yiyeceklerin eldeki paradan hızla uzaklaştığı bir ülke vatandaşı olmak çok zordur. Son yaşadığımız bunalımda da ev, araba almak sabit gelirliler için hayal oldu.
Biriktirdiğim paraları paraşişkinliğine ezdirmemek için altın ve dövize çevirmiştim. Bu yıl eve çok yaklaştığım için hemen daire araştırmaya başladım. İkinci el daire alabileceğim için biraz pazarlık yaparak ederi biraz indirmek, evin yenilenmesi için elimde param kalsın istedim.
İlanlarda emsallerine göre ucuz bir daire buldum. Biraz da pazarlık edersem yenileme için elimde biraz para kalacaktı. Ev sahibiyle telefonlaştık. Evi gidip gördüm. Beğendim. Bir miktar ön ödeme yaptım. Ertesi gün satış için anlaştık. Ev sahibi parayı tapu dairesine Türk lirası olarak getirmemi söyledi. Döviz ve altınları bozdurup eve topladım. Bir küçük valizi dolduracak kadar olunca nasıl taşıyacağımı düşündüm. Ta öğrencilik yıllarımdan kalma valize sayarak altı küçük mukavva kutuya doldurdum. Valiz tam dolmadı. Biraz da eski giysilerden koydum yolcu sansınlar diye.
Üç belediye otobüsüyle gidebileceğim için erkenden yola çıktım. Son bindiğim otobüste kartı okuttum içindeki para bitmiş. İçerdeki insanlardan kartlarını okutmalarını istedim. İlgilenen olmadı. Şoför ikide bir: “Kartını okutmayan arkadaş kartını okutsun” deyip duruyor. İnsanların tavırları hiç hoşuma gitmedi. Valiz ağır olduğu için inmesi kolay olsun diye iniş kapısına yakın yere koymuştum. Bir yolcu kartını uzatıp okutmamı söyledi. Kalabalık arasından zorlukla kartı okutmaya giderken otobüs durdu yolcu indirdi. Tekrar yola çıktığında baktım ki bana kartını veren adam benim valizle inmiş kaçıyor. Şoföre:
“Durdurun otobüsü ineceğim.” dedim. Şoför umursamaz bir tavırla:
“Durak dışında duramam.”
“Valizimi çaldılar! Durdurun!” diye bağırınca durdu. İnip geriye doğru koşmaya başladım. Telaşla etraftaki sokaklara bakmaya başladım. Sokağın birinde adamı gördüm. Yanında biri daha vardı. Çöp taşımalığının yanında valizden çıkan eski giysileri çöpe atıyorlardı. Kutulardan birini aralayıp içindekilere baktılar sevindiler. Birden beni karşılarında görünce sevinçleri içlerine kaçtı. Yoldan bir sopa bulmuş elime almıştım. Sopayı görünce korkup kaçtılar.
Valizi açarken yırtmışlardı. Valizi kapattım. Kaldırırken altından küçük kutular yere düştü. Valiz çürümüştü besbelli. Karşıda bir nalbur gördüm. Altı kutuyu taşımaya uğraştım başaramadım. Bir süre taksi bekledim. Aksilikler peş peşe gelir ya hiç taksi geçmiyordu. Kutuları iple bağlamak geldi aklıma. Koşarak nalbura girdim. Gözüm kutularda. Adama parasını verirken bir baktım dört beş çocuk kutuları alıp sağa sola kaçışmaya başladı. Hemen koştum. İçlerinden birini yakaladım. Onun elinde bir şey yoktu. Elindeki kutuyu attı mı, hiç mi almadı anlayamadım. Çocuğun elini bırakmadım. O arkada ben önde polis merkezi aramaya başladım.
Mahalleyi daha önce hiç görmemiştim. Telefonla görüşen birine sordum. Eliyle bir yönü işaret etti. O yöne doğru yürürken baktım çocuk elimde kalan ipin ucuna elini bağlamış. Böyle bir görüntü vererek insanların tepkilerini üzerime çekmek istemişti. Elindeki bağı çözdüm. Çocuk elimden kurtulmak için çabaladıkça gittiğim yönü şaşırdım. Bir adama daha sordum. Telefonu çalınca yanıt vermeden yürüdü gitti. Sanki herkes anlaşmış da zorluk çıkarıyorlarmış gibi geldi bana.
Nasıl bir sıkıntı ve çaresizlik içindeyim anlatamam. Aklıma bin türlü olasılık geliyor. Dünden beri bu suç örgütü tarafından izlendiğimi; evi satan adamın, kartını okutan adamın, çocukların bu suç örgütünden olduğunu düşünmeye başladım.
Karşıdan bize doğru bir kadın geliyordu. Bir de ona sorayım, dedim. Yanımıza gelince kadın:
“Çocuğu bağlamaya utanmıyor musun?” demesin mi? Geriye döndüm ki çocuk yine elini iple bağlamış. Tekrar çözerken kadına:
“Hanımefendi polis merkezi nerede?”
“Söylemem. Çocuğu iple bağlayıp gezdiren birine yardımcı olmam.”
“O zaman siz gidin polise bildirin.”
“Tamam. öyle yapacağım.” dedi yürümeye devam etti. Ben de peşinden gitmeye başladım. Çocuk rahat durmuyor yürümeme engel oluyordu. Onunla uğraşırken kadın gözden kayboldu.
Yanımızda bir araba durdu. İçindeki adam çocuğu neden tuttuğumu sordu. Durumu kısaca anlattım. Adam, polis merkezinin buraya uzak olduğunu oraya götürebileceğini söyledi. Arka koltuğa geçtik. Çocuğun bileği elimdeydi. Su içen adam bana yarım litrelik su uzattı. Öyle bir susamıştım ki anlatamam. Suyu aldım. Kapağın kaynağından zorlanarak açıldığını anlayınca güvenle içim. Vücudumun suyu sünger gibi emdiğini hissettim.
Gözlerimi ormanlık bir alanda açtığımda elimde son içtiğim su şişesi vardı. Milyonları kaptırdıktan sonra üzerine bir bardak su içmiş gibi oldum. Şişeyi inceledim; kapağın ortasında delik olduğunu fark ettim.
Polise gittim. Polis araştırması sonucunda dairenin sahibinin benim pazarlık ettiğim adam olmadığı, gerçek ev sahibinin bulunmasıyla anlaşıldı. Soyulduğumu anladım. Elimde hiçbir delilim olmayınca ellerim böğrümde kala kaldım.
Böyle durumlarda ilenmekten başka çare kalmaz. Hırsızların ya kendisinden ya evlatlarından çıkacağı züğürt tesellisine başvurmadım. Edindiğim deneyimlerden biliyorum; hırsız ve soygunculardan ve çocuklarından çıkmıyor, çaldıklarını afiyetle yiyor, saygın bir insan olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. O nedenle ilenemedim.
ahmet.kocak@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

SÜNNET ŞÖLENİ

İlçemiz Sarıkaya’da  Sarıkaya Belediyesi ile Yozgat Sarıkayalılar Derneği tarafından ortaklaşa sünnet şöleni düzenlendi. İlçede büyük …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.