Anasayfa / Güncel / FERİBOTTA

FERİBOTTA

Geçenlerde Bursa’dan İstanbul’a gittim araba ile. Gitmeden önce ne olur ne olmaz diye HGS puluna üç yüz lira yükledim. Araba da kıskanmasın diye altı yüz liralık mazot doldurulurken; “mazot otuz lira olur mu? Mazot otuz lira olur mu? diyerek sayıklamışım. Geçen yıl yüz elli liralık mazotla Çorlu’ya gidip gelmiştim. Dönüşten dokuz ay sonra Karayollarından ve köprülerden borcum olduğuna dair mesajlar alınca e- devletten sorgulama yaptım ki Türkiye’nin en borçlu adamı benmişim de haberim yokmuş. İşleyen faizler de cabası. Paralı yerlerden geçmediğimi sanıyorken yoldaki tuzaklar beni çekmiş giriş çıkış yapmışım bilmeden.
Feribotla mı, Osmangazi Köprüsü’yle mi, körfezi dolaşarak mı karşıya geçmek daha uygun diye araştırma yapmadım. Çünkü üçünün de aynı hesaba gelmesi için ayarlama yapıldığını biliyorum. Bizde zekâ var da yönetenlerde yok mu?
Arabayı feribota park ettikten sonra benden kısa, emekli öğretmene benzer, yaşlı bir adamın sigara içtiğini gördüm. Kırk dakika manzaraya bakarak geçmezdi. Yanına gittim. Laf açmak için laf atmam gerekiyordu, attım; “feribotta sigara içmek yasak değil mi?” diye sordum.
“Yok bu bölümde yasak değil.” demesiyle geçici bir söyleşi arkadaşı bulmuş oldum.
“Emekli öğretmene benzettim sizi” dedim. Sigarasından bir nefes çekti, “ben çok istedim öğretmen olmayı da babam harp okuluna gitmemi istedi. Hava Harp okulunu birincilikle bitirdim. Bendeniz havacı Albay Kemal” diyerek elini uzattı tokalaşırken: “Albay mısınız? Ne kadar güzel!” dedim. ‘İçimden geçenleri söylesem mi acaba? Adam koskoca albay kızmasın sonra?’ diye ikircikler yaşarken söyleyiverdim: “Ya, komutanım siz albayım deyince boylu poslu, yakasından madalyalar sarkan, gür sesi ile yeri göğü inleten birini beklerken karşımda kısa boylu, yavaş sesle konuşan, gariban görünüşlü birini görünce çok şaşırdım.” deyip gözlerine baktım. Yaşlı gözleri gülümsemesi ile hafif kısıldı, denize doğru baktı; “yaş yetmiş üç be arkadaşım. Bir zamanlar dediğin gibiydim.” dedi. Geçmişte uzun boylu çakı gibi bir pilot olduğunu da hayal edemedim.
Orta yerde bal gibi söyleşi olur da etrafta bal arıları olmaz mı? Kilolu bir adam yanımıza yanaştı. Ürkek ürkek: “Efendim demek siz albaysınız. Ben Kenan Evren’in aşçısıydım askerdeyken.” diyerek söyleşiye kendisini de kattı. “Askeri darbede rütbeniz neydi af edersiniz komutanım?” diye sordu. Komutan: “Yüzbaşıydım.” diye yanıtladı ve devam etti: “Bazıları askeri darbeyi kınıyormuş gibi görünüyor günümüzde ama ülke elden gidiyordu. Kardeş kardeşi vuruyordu.” dedi. Aşçı ona hak verircesine başını salladı. “Biliyor musun albayım, ben askerdeyken Kenan Paşa’nın özel aşçısıydım. Albayları bile içeri almazdım.” dedi. Komutana yağcılık olsun diye; “olur mu öyle şey? Sen ersin ve subayları yemekhaneye almıyorsun?” dedim. Komutan araya girdi: “Olur olur neticede Evren’in canı emanet edilmiş. Ya biri girer de zehir atarsa yemeğine” diye ere hak verdi.
Bir süre, falan paşayı tanır mısın, muhabbeti sürdü. Aşçı: “Komutanım Kenan Paşa çok radikal biriydi. Bir konuşmasına tanık oldum. İstanbul’a gelmiştik birlikte. Garnizon komutanına: “İstanbul’da asayiş nasıl? “ diye sordu. Garnizon komutanı (adını söyledi unuttum): “Asayiş berkemal de komutanım da şu sahile sevgilileri ile gelip arabada bekleyenlere bir türlü engel olamadık.” dedi. Kenen Paşa: “Bir arabayı içindekilerle birlikte denize atın. Bir daha kimse cesaret edemez.” diye emir vermişti de ben çok şaşırmıştım. “Öyleydi rahmetli. Zaten öyle olmasa darbe yapmaya cesaret edemezdi.” dedi komutan.
Konu çocuklardan açıldı. Aşçı: “Oğlumun biri de sizin gibi harp okulunu bitirdi. Şimdi denizleri koruyor.” dedi. Komutan da: “Benim çocuklar askere giderken komutanlara; “sakın ayrıcalık tanımayın. Vatandaşın çocuğu gibi gidip askerliklerini yapsınlar “ dedim.” dedi. Aşçı da ben de komutana takdirle baktık. Bakışlarımızın özendirmesiyle devam etti: “Bizi çok güzel yetiştirdiler. Şimdiki subaylar iyi yetişmiyor. Bizi gecenin ikisinde uyandırır motorların başına götürürlerdi. Uyuklaya uyuklaya motorları söker yeniden monte ederdik. Çok zorluklarla bitirdik okulu. Ben birincilikle bitirmiştim okulumu( önceden söylemişti aklından hiç çıkmıyor demek ki). Şimdikiler nazari bilgilerle mezun oluyorlar.” dedi. Biz yine kendisine hak verircesine başımızı salladık.
Aşçı: “Bu hayat pahalılığı, bu zamlar ne olacak komutanım? “diye komutandan medet umarcasına sordu. Komutan yanıt vermeye hazırlanırken son konuşmalara kulak misafiri olan bir adam yanımıza yaklaştı. Ortamdan, söyleşinin öncesinden haberi olmayan adam: “Bu zamlardan CHP sorumludur. Zamları CHP ve yandaşları yapıyor.” dedi.
Feribot motor sesini azalttı. Limana yanaşmaya çalışıyordu. Biz komutanın ne yanıt vereceğini merak ederek gözlerine baktık. O sakince: “Böyle söyleyen, böyle inanmış biriyle karşılaşırsanız; önce derin bir nefes alın, İçinizden elliye kadar yavaş yavaş sayın. Sükûnetinizi koruyun. Sakın “ülkeyi CHP mi yönetiyor” diye yanıt vermeyin. İşi Lozan Anlaşması’ndaki gizili maddelere kadar götürür. Mümkünse ortamı hemen terk edin.” diye yanıtladı. Hepimiz komutanın sözünü dinledik ortamı terk ettik. Arabalarımıza binip motorları çalıştırdık.
ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

SÜNNET ŞÖLENİ

İlçemiz Sarıkaya’da  Sarıkaya Belediyesi ile Yozgat Sarıkayalılar Derneği tarafından ortaklaşa sünnet şöleni düzenlendi. İlçede büyük …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.