Anasayfa / Güncel / KENDİME MEKTUP (1)

KENDİME MEKTUP (1)

Okul arkadaşlarıma mektup yazdım Facebook’ta paylaştım. Heveslendim kendime bir mektup yazayım dedim. Kendime yazdığım mektup aşağıdadır;
Ilısu’dan dört km yaya yürüyerek Sarıkaya’da liseyi bitirdim. Soğukta, yağmurda, karda, kimi zaman da karşıdan esen tipide hızlı hızlı yürüyerek gittim okula. Geç kaldığım günlerde okula yetişmek için koşmam gerektiğinden dolayı hızlı yürüme ve telaşlı yaşama alışkanlığı kazandım. Bazen arkadaşlarla kaldırımlarda gezerek sohbet ederken beş metre ileri gittiğim oldu. Hızımı gruba uydurmakta zorlandım.
Yürümem ne kadar hızlı tempoda ise, konuşmam aksine yavaş tempodadır. Kimi uzmanlar, “dakikada yüz elli sözcükten az sözcükle konuşursanız anlattıklarınız insanlar tarafından pek anlaşılmaz” derler. Ben konuşma hızımı ölçtüm dakikada yüz kelimeyi geçmiyor. İyi ki bu durum çocuklar(özellikle ilkokul) için geçerli değilmiş; çocuklara bir zararım olmamış, öğretmenliğimde çok işime yaramış. Yetişkinler beni dinlerken etrafa bakıyorlardı. Demek ki beni anlamıyorlarmış.
Bursa’da bir mağazaya girdim alış veriş için. Biraz konuştuktan sonra mağaza sahibi:
”Ya arkadaş, sen Yozgatlı mısın?” diye sordu.
“Nereden bildin Yozgatlı olduğumu? Şivemden mi tahmin ettin?” diyerek soruya soru ile yanıt verdim. Adam:
”Hayır, şivenden değil de yavaş yavaş konuşmandan anladım. Yozgatlılar sizin gibi yavaş yavaş konuşurlar.” demez mi? Adamın tespiti karşısında hayretler içinde kaldım. Demek ki dakikada seksen- yüz kelime ile konuşuyormuşuz.
O yıllardan kalma hızla kapı açma alışkanlığı da edindim. Bu alışkanlığımdan dolayı da çok kazalara neden oldum. Bir okula yani atandığımda kendimi tanıtırken; “arkadaşlar adım, Ahmet Koçak. Yozgatlıyım. Sınıf öğretmeniyim. Çok hızlı kapı açarım. Sizden ricam ben odaya girerken kapı arkasında durmayın. Maazallah sizi kapıya yapıştırırım!” diye tanıtırdım öğretmenlerin şaşkın bakışları arasında. Kendini bu şekilde tanıtan Türkiye’deki tek öğretmen olabilirim.
Sınıfıma girince de, “çocuklar adım Ahmet Koçak, sizin yeni öğretmeninizim. Çok hızlı kapı açarım. Ben sınıfa girmeden önce sakın kapı arkasında durmayın.” diye çocuklara da tembihte bulunurdum. Bu uyarılarımdan sonra benden günah gitmiştir. Gerisini onlar düşünsün…
Teneffüs zili çaldı,-her zamanki gibi hızlı adımlarla- öğretmenler odasına doğru çayımı ve sigaramı içmek için gittim. O sırada; pedagojik formasyonu tam, kendine güvenen, çocuklara en güzel eğitimi verdiğine inanan, sınıfında tatlı bir otorite kurması ile övünen, çok başarılı bir öğretmen olan Aylin Hanım kapı arkasındaki dolabına çömelmiş bir vaziyette dolabını karıştırırken ben kapıyı hızla açtım ve kapının arkasından kedi miyavlamasına benzer seslerle, takırtılar tukurtular duydum. Ervahlar olsun! İlk kazamızı yaptık! Hemen kapıyı kapattım kapı arkasındaki mağdureye yardıma koştum.
“ Hocanım size tembih etmiştim. Ben gelmeden kapının arkasında durmayın diye. Vah vah vah! Bir yeriniz acıdı mı? “ derken elinden tutup kaldırdım. Kadın acılar içinde kıvranıyordu. Nerede o koridorlarda kendine güvenli, emin adımlarla, saçlarını savura savura yürüyen, topuk sesleri aşağı mahalleden duyulan Aylin Hanım? O gitmiş yerine gariban, zavallı, acılar içinde topallayarak sandalyesine zorluklara gidebilen, biçare Aylin Hanım gelmişti. Ben ne kadar özür dilesem de acılarında zerre azalma olmadı tabii. Bir ara ağzından fısıltı halinde:
“Sevk alıp doktora gitsem rapor mu alsam acaba?” dediğini duydum.
Baktım nöbetçi öğretmenler hariç kadro tamam. Tam da fırsat eğitimi durumu ortaya çıkmış, eğitimciliğimi konuşturuyorum:
”Arkadaşlar gördünüz işte! Ben gelmeden kapı arkasında durmanın sonucu budur. Lütfen bundan sonra dikkat ediniz! Bir musibet bin nasihatten yeğdir” diyerek bir kez daha arkadaşları uyarıyorum. Aylin Hanımın halini görenler,’ inşallah unutmayız da Aylin’in durumuna düşmeyiz’ bakışları ile etrafa bakıyorlar.
Her odaya girişimde kapı koluna basmamla ‘çaaaat!’ diye çıkan sesten, içeride oturup çayını yudumlayanlar korkudan sıçrayıp irkilir, kimisi çayı üstüne döker, çoğu da damağını çekerek benim hızlı kapı açmamı protesto ederlerdi.
Kapı arkasında işi olanlar bakar ki ben odada başköşede her zamanki yerimde oturuyorum. “Ahmet Bey buradaymış; dolabımdan bardağımı alıp bir çay doldurayım” diye benim kötü alışkanlığımı yüzüme vururlardı. (Devam edecek)
ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

SÜNNET ŞÖLENİ

İlçemiz Sarıkaya’da  Sarıkaya Belediyesi ile Yozgat Sarıkayalılar Derneği tarafından ortaklaşa sünnet şöleni düzenlendi. İlçede büyük …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.