Anasayfa / Güncel / NEZAKET VE FERİHA

NEZAKET VE FERİHA

Parkta oturdum etraftan gelen geçene bakıyor, bir yandan da yorgunluk atıyordum. Diğer banklar dolu, tek benim bankta boş yer vardı. Durumu karşıdan gören biri başörtülü, diğeri başı açık iki kadın;
“Of of çok yoruldum!”
“Anam anam dizlerim!” diyerek yanıma oturdular.
Bir süre soluklandılar. Nefesleri normale dönünce konuşmaya başladılar:
“Kız Nezaket, genç olsak, şu akan insan kalabalığına karışsak, tüm dükkânların vitrinlerine baksak ne güzel olurdu değil mi?”
“Feriha, bir zamanlar onu da yaptık. Sıradan bir şeydi o zamanlar. Ağrısız, sızısız yürümeyi özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi.”
“Akşam çıkan yemek pek lezzetsizdi.” dedi Nezaket.
“Doğru dersin. Ben yemedim. Odamda meyve yiyerek açlığımı bastırdım. Çalışanların kılıkları da iyice bozuldu. Eskiden güzel giyinirlerdi. Son zamanlarda adamlara bir haller oldu; kimisi İşit’li gibi çember sakal bıraktı, kimi sakalın yanında cübbe giymeye, sarık sarmaya başladı. Hiç hoşlanmıyorum bu durumdan.” Nezaket:
“İsteyen istediği gibi giyinsin sen karışma. Hem nesi varmış kıyafetlerinin; bence güzel” Onu duymazlıktan gelen başı açık olan Feriha bana döndü:
“Evladım seni de rahatsız ettik.”
“Rica ederim. Rahatsız olmadım. Ne güzel adlarınız varmış; Nezaket ve Feriha! Siz yurtta kalıyorsunuz herhalde. Öğrenci misiniz?” diye sordum. İkisi de benim saflığıma, bir anlık da olsa genç sanılmalarına güldüler. Nezaket’in gülerken takma dişleri çıktı. Eliyle yerine koyup, diliyle yerleştirdikten sonra:
“Biz huzur evinde kalıyoruz. Çok kapalı kaldık da kendimizi dışarı attık.” dedi.
“Eliniz ayağınız tutuyor. Evlatlarınızın gölgesinde evinizde neden kalmadınız?” diye sordum. Feriha:
“Evladım, evlatlardan fayda yok. Şimdiki çocuklar karı koca çalışıyorlar. Aha geliyorum deseler bir haftayı buluyor. En iyisi emekli aylığını verip huzur evinde kalmaktı.” Nezaket yerinde kıpırdandı Feriha’nın sözünü keserek:
“Biz Feriha’yla ilkokulda aynı sınıftaydık. Bu, memur kızıydı. Havasından geçilmezdi. Okudu bankacı oldu. Ben okumadım. Küçük yaşta evlendirildim. Yaşlanınca hayat havasını fıs diye indirdi. Yaşam, bende indirecek hava bulamadı. Benim beş, onun iki çocuğu var. Şimdi ikimiz de aynı huzur evinde kalıyoruz. İyi oldu; eski günleri, arkadaşları, ilkokul öğretmenimizi konuşuruz.” Feriha’nın sinirlendiği yüzünden anlaşılıyordu. Takma dişlerini odasında unutmuş olmalı ki, dişlerini sıktı alt çenesi iyice içine gitti. Yüzü küçüldü, bebek yüzü kadar kaldı. Feriha onun sözünün bitmesini bekledi sabırsızlıkla. Ve sözü aldı:
“Evladım (benden yaşlılarla konuşmak mutlu ediyor beni. Genç hissettiriyor. Yakında bana evladım diye seslenecek kimse kalmayacak), bilindik bir öykü vardır; bir adam yaşlı ve bakıma muhtaç babasını evin kömürlüğüne koyar. Altına da eski bir çul sererek onun üzerinde yatırır. Zaman gelir babası vefat eder. Kömürlükteki çulu çöpe bırakır. Küçük oğlu eski çulu çöpten alıp kömürlüğe tekrar koyar. Bunu gören babası: “Oğlum eski çulu neden geri getirdin?” diye sorunca oğlu: ”Baba, sen yaşlanınca lazım olur diye getirdim.” der.
Bir de derler ki; sen anne babana bakarsan evlatların da sana bakar. Bu söz doğru değilmiş. Bu yaşımda öğrendim. Ben anne ve babama çok uzun yıllar baktım. Hatta onlar için evimi, kocamı ihmal ettim. Sonunda eşimden ayrılmak zorunda kaldım.
Babam şişman bir adamdı. Bacakları kütük gibi şişti. Annem de tersine kupkuru, değnek gibi bir kadındı. Bir şarlatan doktor her derde deva bitkisel ilaç reklamı yapıyordu o yıllarda. Her hastalığı iyileştiren ilaç mı olurmuş? Babam televizyondan görmüş, istedi. Ben öyle şeylere karşıydım almadım. Bir tanıdığa para verip aldırmış. Bir hafta sonra yakaladım: “Bunu neden içtin baba? Kendini nasıl hissediyorsun?” diye sordum. Yumruklarını havaya kaldırıp: “Bomba gibiyim!” dedikten üç gün sonra vefat etti. Bir yıl sonra da annemi kaybettim. Dairem vardı oraya taşındım. Çocuklarım benimle ilgilenmediler. Dairemi ve babadan kalan evi sattım ÇYDD’ne bağışladım. Kız çocuklarının okumasında benim de katkım olsun istedim. Hayırsız evlatlarım için bir iyi bir de kötü sürpriz hazırladım; ölmem onlara iyi bir sürpriz, avuçlarını yalayışları da kötü sürpriz olacak.” dedi ve sustu.
Nezaket: “Kız Feriha sen de iyice bunadın kele; hep aynı şeyleri anlatıp duruyorsun. Bıktım aynı şeyleri dinlemekten!” Tutulmuş boynunu yavaş yavaş Nezaket’e döndüren Feriha: “Sana anlatmadım. Ahmet bey oğluma anlattım.” dedi. Bu sözler üzerine aralarında limoni bir tat oluştu. Bir süre sessizce oturduk. Sonra veda edip gittiler. Giderken de bana bu öyküyü bıraktılar.

Ahmet.kocak16@hotmail.com.

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

SÜNNET ŞÖLENİ

İlçemiz Sarıkaya’da  Sarıkaya Belediyesi ile Yozgat Sarıkayalılar Derneği tarafından ortaklaşa sünnet şöleni düzenlendi. İlçede büyük …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.