Anasayfa / Güncel / OBUR

OBUR

Bu tipler dünyaya yemek, içmek ve tüketmek için gelirler. Tüketmekten üretmeye vakit bulamazlar. Her şeyi yiyecek olarak görürler. Her şeyi havuç gibi gören, çizgi film kahramanı tavşan gibidirler. Dolayısıyla tembeldirler, yerlerinden kalkmadan sürekli isterler.
İştahları o kadar fazladır ki; Alaattin’in sihirli lambasıyla veya açık büfeyle doğmak isterler. Masal kahramanı Alaattin: “Dile benden ne dilersen,” dediğinde hemen yemek dilerler. Öyle sulu, olanlardan değil, kuru, fest-foot cinsi yiyecekler isterler. Hamburger, makarna, döner dürüm, pasta, börek ve her türlü tatlı mönülerinde önemli yer tutar. “Sulu yemek, çorba falan ye biraz. Bağırsakların açılsın.” diyenlere: “Ne yani? Çorba türü sulu yiyecekler dileyim de Alaattin’in üzerine mi dökeyim?” diye kendilerini savunurlar.
Çok para kazanmak isterler. (Kim istemez ki?) Onların kazandıkları parayla yatırım yapıp, iş sahası açmak, sanatsal, kültürel aktivitelerde kullanmak, çocuklarının eğitiminde harcamak gibi bir istekleri yoktur. Amaçları envaı çeşit yiyecek yemek istedikleri için isterler parayı. İyi şeylere yatırım yapanlara kızarlar. “İnsan yemek için harcamayacaksa niçin para kazanır ki? “diye düşünürler.
Çalışıyorsa işyerindeki aşçılarla iyi geçinmeye çalışırlar ki, tabaklarına daha çok yemek koysunlar. Evinde ise karısına en fazla yemek yapması için sevgi gösterirler. Eğer evde dişine göre yemek yoksa kapris yapar, dışarıdan sipariş verirler. En sevdikleri de üçgen kesilmiş pizzanın yumuşak sivri ucunu ısırmaktır. Kola olmadan pizza, kıymalı, hamburger gibi yiyecekler mundar sayılır onlara göre.
Sofra hazırlarken, yemek hazırlarken kendilerinden beklenmeyen bir çaba ve hareketlilik gözlemlenir. Yemek bittikten sonra bir rehavet çöker üzerlerine. En sevdikleri uyku türü şekerlemedir. Şekerlemeyi gece uykusuna tercih ederler. Uzun süren gece uykusunu sevmezler. Çünkü öyle sekiz, on saat yemeden durmak onlara göre değildir. Yemek yemek için dört saat ara ile saat kurarak yemek yiyip, uykunun ikinci bölümüne devam etmek onları mutlu eder.
Ayının kırk türküsü armut üstüne olduğu gibi, bunların da kırk türküsü yemek üstünedir. En sevdikleri sohbet; yemek üzerine olan sohbetlerdir. Televizyonlarda ki yemek programlarına bayılırlar. Yemek sohbetlerinde de sofradaki başköşelerini aratmayacak şekilde başköşeyi kaparlar. Onun yemek üzerine övgülerini dinleyenlerin ağızları bir karış açık kalır. Bu nasıl bir engin bilgidir; yememiş, içmemiş bu bilgileri biriktirmiştir sanki.
En büyük korkuları aç susuz kalmaktır. Öyle doğal afetlerden falan korkmazlar. Depremmiş, yangınmış, selmiş umurlarında olmaz. Yeter ki leziz yemekler olsun o afetlere katlanmak onlara göre kolaydır.
Doğal sonuç olarak zamanlarının çoğunu tuvalette geçirirler. Tuvalette çok uzun karlılar. Kabızlık, hemoroit en önemli sağlık sorunlarını teşkil eder. Tuvalette kitap gazete okuma alışkanlığı olanlar bu kesimden çıkar.
Evlenirken seçeceği eşin en önemli özelliği, iyi yemek yapmasıdır. Biri dünyalar güzeli ama yemek yapmayı bilmeyen, diğeri dünyalar çirkini ama iyi yemek yapan iki kadınla evlenme seçeneği olsa o iyi yemek yapanı seçerler. Nasıl olsa yemeklerini yedikten sonra o kadın gözüne dünyalar güzeli gibi gözükecektir. Anasına bak kızını al sözünü bile “anasının yemeğine bak kızını al şeklinde” değiştirmiştir. Anası kız istemeye giderken; “sor bakalım anası iyi yemek yapar mıymış?” der her seferinde.
En sevdikleri ve sık kullandıkları sözlerden biri: “Can boğazdan gelir” diğeri ise “erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer” dir. Beğendiği başka sözler de şunlardır:
“Bir kadın, pişirdiği yemekle beraber pişmedikçe, o yemekte lezzet olmaz.”
“Yeni bir yemeğin bulunuşu, insanı, yeni bir yıldızın bulunuşundan çok daha mutlu kılar.” Brillat S.
“Yaşam bizim için meçhuldür. Bilebildiğimiz tek şey, bu dünyaya yemek ve olabildiğince uzun yaşamak için geldiğimiz.” Richard Bach
“Hayat demiş Emerson, “insanın sabahtan akşama kadar düşündüklerinden ibarettir.” Gerçekten öyleyse eğer, benim hayatım devasa bir bağırsaktan başka bir şey değil. Bütün gün yemek hayalleri kurduğum yetmezmiş gibi, geceleri de düşünü görüyorum.” Henry Miller
Öyle devasa bir iştahla doğmak elbette onların suçu değildir. Sofrada yemeklerini yerken önlerindeki tabağa uzanan kendi çocuğu da olsa köpeklerin yalını kıskandığı gibi; kulaklarını geriye doğru gerip hırlar gibi sesler çıkarırlar. Her şeyi paylaşır, yemeklerini paylaşmazlar. Belki de çocukluklarında uzun süre aç kalmış, uzun süre yemek hayalleri kurmuşlardır. İnsanın neyi eksikse ömrü boyunca onun peşinden koşarmış.
Ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

SÜNNET ŞÖLENİ

İlçemiz Sarıkaya’da  Sarıkaya Belediyesi ile Yozgat Sarıkayalılar Derneği tarafından ortaklaşa sünnet şöleni düzenlendi. İlçede büyük …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.