Anasayfa / Güncel / PAMDEMİ DE MAZİ OLDU

PAMDEMİ DE MAZİ OLDU

Bugün saat beşte uyandım. Yine çay koyup kahvaltının ardından geçtim bilgisayarın başına. Önce Facebook’tan paylaşımlarıma, yazılarıma yapılan beğeni ve yorumlara bakım. Yapılan yorumlara yanıtlar verdikten sonra -yazarken en büyük besin kaynağım olan- gazeteleri okumaya başladım. “Köşe yazarları her Allah’ın günü yazacak şeyleri nereden buluyorlar?” diye düşünürdüm hep. Yazı yazmak korona virüs gibi bir şeymiş. Ben de önceleri haftada bir, şimdilerde günde bir yazı yazmaya başlayınca; virüse yakalananın iflah olmadığını yaşayarak öğrenmiş oldum.
Öğle yemeğinden sonra her zamanki saatte şekerleme yaptım. Uyandığımda dipdiri haldeydim. Pandemi nedeniyle evlere hapsolduk. Dokuz gündür evdeyim. Canım çok sıkılıyor. Keçileri zor tutuyorum ve kaçmalarına artık mani olamıyorum. Anam! Biri kaçtı mı ne?
Gezmeye, bir arkadaşla buluşup konuşmaya çok gereksinimim var. Telefonu elime alıp, alfabetik sıraya dizili numaraları arayıp buluşma ayarlamak istedim.
A Arkadaşı aradım; “Ya A arkadaşım günlerdir evdeyiz acaba buluşup dokuz günlük anılarımızı konuşsak mı?” dedim. A arkadaşım sesi içine kaçmış, tahminim; benzi beyazlamış bir halde: “Ya Ahmet Bey çıkmasak. Söz, Korona yok olunca her gün buluşuruz. Bu zıkkım telefonla bulaşmıyor değil mi?” deyince vedalaştım.
O ruh haliyle B Arkadaşı aradım aynı öneriyi ona da yaptım ümitsiz bir ses tonuyla. O biraz daha mantıklı yanıt verdi; “Benim torun hasta. Korona falan olabilir. Hastaneye de götüremedik korkudan. Ondan bana, benden de sana geçebilir. Malum virüs biz yaştakileri çok seviyor. Yanış anlama seni düşündüğüm için gelemeyeceğim.” dedi. Çizgi film çizeri beni görseydi gittikçe omuzlarımın çöktüğünü ne de güzel çizerdi de, izleyenler ne de güzel gülerlerdi.
Ümitsizce C Arkadaşı aradım, talebimi arz ettim; “Ahmet Bey ne gezmesi! Sen yürek mi yedin? Hani Büyük Atatürk demiş ya; “Ünlü süvarilerin harp meydanlarında kahramanca dövüşen Türk yiğitlerinin harman olduğu diyar!.. Bozok Yaylası’nın yiğit evlatları var olun!” Yozgat’tan yiğit adamlar çıkar diye duymuştum da bu kadarını beklemiyordum. Virüse yiğitlik sökmez bilesin. Bünyeye bir girdi mi maazallah tepe takla döndürür adamı. Bende o yürek yok. Ben gelemem kusura kalma. En iyisi sen bir Yozgatlı bul kendine, kendin gibi yürekli.” dedi. Övdü mü, dövdü mü bilemedim. O kapıdan da kovulunca alfabedeki harflerin yetmeyeceği sayıdaki arkadaşlarımdan(?) birini daha son olarak aramak istedim. Bu sefer bir Yozgatlı bulmalıydım.
D Arkadaş bir Yozgatlıydı. Öyle yürekli biriydi ki onun yanında ben solda sıfırda kalırdım. Yozgatlılara örnek vermem gerekirse hep onu gösterirdim. Sözünü sakınmaz, tok sesiyle dobra dobra konuşur, gözünü budaktan esirgemez bir yiğitti kendisi. Kendimden, pardon hemşerimden emin olarak: “ Hemşerim nasılsın? Nasıl geçiyor Korona Virüslü günler? Bak benim aklıma şimdi bir düşünce geldi(?) acaba bir yerde buluşup biraz sohbet etsek mi? Epeydir görüşemedik “ dedim. Telefon elimde bir dakika bekledim. Karşıdan hiç ses gelmiyor. Ben, ha bire telefonda bir sorun vardır diye “alo” “alo” “alo” diye çırpınıp duruyorum. Karşıdan çocuk sesleri geliyor, bizim hemşeriden ses gelmiyor. “ Ne oldu hemşerim neden konuşmuyorsun?” derken kedi miyavlaması gibi yavaş bir ses duydum ne dediğini anlayamadım. “Ne dedin anlamadım?” dedim. Bir süre ses yine gelmedi. Sonunda kendini toparlamış olmalı ki; “Ya hemşerim az önce bir arkadaşla buluşmuştum eve yeni girdim, desem bana inanmazsın sen şimdi.” dedi. Ben de; “Tabi ki inanmam. Şunu sokağa çıkmaya korkuyorum desene?” dedim. Bu kışkırtmamla içindeki Yozgatlı açığa çıktı birden gür bir sesle; “Ne korkması ya! Ben Allah’tan başka kimseden korkmam da, muhatabımız kimse değil; gözle görülmez, elle tutulmaz, ne i düğü belirsiz bir virüs olunca -ne yalan söyleyeyim- insan çekiniyor ne de olsa. Ben gelemeyeceğim. Hem itiraf edeyim bugün değil, on gündür kafamı bile evden çıkaramadım.” deyince güvendiğim dağlara kar yağmış bir halde veda edip, telefonu kapattım.
Aradan bir yıl geçti. Pandemi bilim insanlarının bulduğu aşılarla etkisini kaybetti. İki yıllık hapis sona erdi. Şimdi telefonu elime aldığımda A, B, C, D adlı iyi gün dostlarını aramıyorum. Onlar arıyor buluşmak içimden gelmiyor. Konuyla ilgili sözler:
*İyi güne aldanıp dostlarım var sanırsın. Unutma! Gerçek dostu, kötü günde tanırsın.
*Uzun süredir telefonum çalmadığına göre, dostlarımın keyfi yerinde.
*Dost dediğin kara günde belli olurmuş. Söndürün ışıkları dostlarımı sayacağım.
*Gerçek dostlar güneş doğduğunda ortaya çıkmazlar. Gerçek dostlar yıldızlar gibidir karanlık çökünce ortaya çıkarlar. Oscar Wilde
Âşık Veysel son noktayı koymuş; “Dost dost diye nicesine sarıldım. Benim sadık yârim kara topraktır.”
ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

SÜNNET ŞÖLENİ

İlçemiz Sarıkaya’da  Sarıkaya Belediyesi ile Yozgat Sarıkayalılar Derneği tarafından ortaklaşa sünnet şöleni düzenlendi. İlçede büyük …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.