Anasayfa / Güncel / ZAMAN TÜNELİ

ZAMAN TÜNELİ

Zaman tüneli makinesine binerek 2072 yılını tuşladım. Gitmişken; o yıllarda yaşayıp yaşamadığımı, yaşıyorsam nerede neler yaptığımı yaşayarak görmek istiyordum. Zaman tüneli beni o yıla ışınladı. Bursa Huzurevi’nin bir odasında gözlerimi açtım. Bir hastabakıcı kapıyı açıp: “Ahmet Bey, öğle yemeği saati geldi. Yemekhaneye inmiyor musunuz?” dedi. Beynime 2022 den 2072’ye kadar geçen sürede yaşadıklarım da yüklenmişti. Yemekhaneye indim yemeğimi yedim.
O zamanın bilgisayarını -acemilik çeksem de- açmayı başardım. Ekrana, Ahmet Koçak yazınca çokça aynı addan insan geldi. Resimlerine bakarak kendime ait canlı yayını buldum. Her insanı izleyen ve canlı yayın yapan sistemden kendime baktım.
Bahçeye çıktım. Yüz on üç yaşındayım. Çevik adımlarla bahçede yürürken benden yaşça büyük olanlara takılarak bahçe dışına doğru giderken; “nereye böyle delikanlı?” diyen 130 yaşındaki Agâh Efendi’ye: “Hiiç! Biri internette paylaştığım Korona günlüklerden bir kitap yapmış da o kitabı almak için gidiyorum. Var mı istediğin bir şey?” dedim. O da: “Yok sağ ol. Benim yaşımda olan biri ne ister ki?” dedi. “Züğürt Ağa’nın babası gibi kepçe kulağının arkasına vurarak; “karı istiyem.” diyebilirsin.” diye takıldım kerataya. Biraz ilerde 150 yaşındaki Müslüm Bey’le karşılaşıp hal ve hatırını sordum. Ona da çarşıdan bir isteği olup olmadığını sordum. “Kol bilgisayarımın pili bitmiş. Bir pil istesem size zahmet verir miyim?” dedi. Pistte bekleyen hava taksinin birine binip çarşıya gittim. Taksi, Sönmez İş Merkezi’nin damına iniş yaptı. “Bekle. Bir kitap alıp döneceğim. Taksimetre çalışsın.” dedim. Taksi pilot: “Emrin olur da Ahmet Ağabey odandaki bilgisayara kitabı indirip okuyabilirdin niye ta buralara kadar geldin?” dedi. “ Kitabın kokusunu alarak okumayı severim.” dedim. Beş yüzer sayfalık üç cilt kitabı alıp hava taksi ile huzurevine geri döndüm.
Kitap, yazarın ön sözü ile başlıyor. Önsöz şöyle: “Korona virüs salgını iki yıl sürmüş, yazarımız o yılları güzel şekilde anlatmış. Yazan: Ahmet Koçak derleyen: Roket Uzayoğlu” yazıyordu kapakta. Önsözde: “Ahmet Koçak’ın Bursa Huzurevi’nde kaldığını öğrendim. Hala hayattaymış. Kendisini en kısa sürede ziyaret edip kitaptan kendisine düşecek telif hakkını alması için telif kartını takdim edeceğim. Bu günlükleri yazmış olduğu için kendisine ne kadar teşekkür etsek azdır…” Şeklinde devam ediyordu. Kitaptaki günlükleri kendim yazdığım için ilerde okumak için kitaplığıma koydum.
Biraz uzanayım derken monitörden güvenlik görevlisi: “Ahmet Bey, Roket adında bir genç sizinle görüşmek istiyor. Kendisini nerede kabul etmek istersiniz?” diye sordu. “Kabul etmek mi? Ben cumhurbaşkanı mıyım da insanları kabul edeyim? İlahi güvenlikçi Vasfi Efendi!” diye geçirdim içimden. VİP adam havaları takınarak; “Bahçedeki kamelyaya alın, iniyorum.” dedim. Kamelyaya doğru giderken 120 yaşında ve 140 yaşında iki huzurevi sakini de peşime takıldı. Roket Bey benim kendi yıllarına geldiğimi internetten görmüş, gelmiş. Elimi öpmek için hamle yaptı. “ Allah Allah çok şaşırdım. Hala bu devirde el öpen var mıymış? Dedemin elini öptükçe; “el öpenlerin çok olsun!” derdi hep.” diye espri yaptım. Kimse gülmedi. Roket Bey: “Sağlığınız nasıl Ahmet Bey?” diye sordu: “Sağlığım çok iyi. Teşekkür ederim. Gençliğimden beri çok sigara içtiğimden akciğerlerim harap vaziyetteydi. Geçenlerde, akciğerimden alınan sağlam bir hücreden yeni bir akciğer yapıp taktılar. Sorun halloldu.” Yüz yirmilik Harun Bey: “Daha sen çocuk sayılırsın. Benim, kalp, akciğer, karaciğer yenilendi. Turp gibiyim evvel Allah!” Yüz kırk yaşındaki Musa Bey: “Hiç sormayın benim beş organım değişti. Hepsinden memnunum da beynimi takarken geçmişi yüklemeyi unutmuşlar. Son beş yıldan gerisini anımsamıyorum. Doktor: “Bu günlerde işler yoğun. Bir ara gel yükleriz.” dedi de, onu bekliyorum.” diyerek dertlerini aktarmış oldu.
Roket Bey:” Ahmet Amca sizi epeyce araştırdım. Zaten, 2018 yılına kadar tüm yaşadıklarınızı, ” Samanlıktaki İğne” adında bir kitapla anlatmışsınız. Ardından; “Çıtalı Uçurtma”, Geçmiş Zaman İzinde” adlı kitaplarınız çıkmış. Binlerce köşe yazınızın ardından on sekiz kitap daha yazmışsınız sonra. Hepsini de okudum ve çok beğendim. Dijital ortamda en çok okunanlar arasında kitaplarınız. Biliyorum devlet sizlerin her türlü gereksiniminizi karşılıyor ama ben yine de bastırdığım “Koçak’ın Korona Klasikleri” ve diğer tüm kitaplarınızla ilgili telif kartınızı kendi ellerimle vermek, yüz yüze tanışmak için sizi rahatsız ettim. Kartta olan para ile gezegenlerdeki kolonilere gezi yapmak istersiniz diye düşündüm. Şimdilik, Ay, Mars ve Satürn’e gidebilecek kadar para yüklü kartta. Satışlar iyi gidiyor. İlerde tüm gezegenler, Güneş sistemi dışındaki gezegenleri ziyaret edeceğiniz kadar para birikir diye umuyorum.” dedi ve kartı verdi.
İlk önce Ay’a ziyaret yapmayı düşünüyorum. Neil Armstrong’un ayak izini görmek, Ay Kolonisini gezmek için gideceğim. Sonra sıra ile tüm gezegenleri ziyaretim olacak. O ziyaretlerimi de sizlerle paylaşmak isterim diğer günlüklerimde…
Elli yıl sonraki halimi izledikten sonra zaman tüneli dönüş saatim geldi. Zaman tüneline binip geri günümüze geldim. Korona virüs hapsimin ikinci yılıydı; “nasıl olsa kurtuluyormuşum” diye düşünerek sokağa çıkmak, vur patlasın çal oynasın yaşamak geçti içimden. Bu bir hayaldi ve hayallerle gerçekleri karıştırmamak lazımdı. Korona bunun burası yakaladı mı insanı, hayallerini sarsar. Size bir sır vereyim; elli yıl sonra bizi güzel günler bekliyor. Sıkın dişinizi elli yıl dediğin nedir ki, göz açıp kapayıncaya kadar geçer…
Ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

SÜNNET ŞÖLENİ

İlçemiz Sarıkaya’da  Sarıkaya Belediyesi ile Yozgat Sarıkayalılar Derneği tarafından ortaklaşa sünnet şöleni düzenlendi. İlçede büyük …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.