Anasayfa / Köşe Yazarları / DAVUL DEDİN DE…

DAVUL DEDİN DE…

Sarıkaya’da gezerken uzaktan tanıdığım Muhsin ile karşılaştım. Muhsin hakkında; “Çok konuşur” dendiğini duymuştum. Hoş beşten sonra, “gel, bir çay ikram edeyim. Hem biraz da lafın belini kırarız(kırarım),” dedi. Yakındaki bir çay bahçesine gittik. Sosyal mesafeye dikkat ederek karşılıklı oturduk. Sarıkaya’da gezerken uzaktan tanıdığım Muhsin ile karşılaştım. Muhsin hakkında; “Çok konuşur” dendiğini duymuştum. Hoş beşten sonra, “gel, bir çay ikram edeyim. Hem biraz da lafın belini kırarız(kırarım),” dedi. Yakındaki bir çay bahçesine gittik. Sosyal mesafeye dikkat ederek karşılıklı oturduk.“Ne var ne yok?”dedi.“Az önce bir sokakta davul zurna çalıyordu. Yaklaşıp baktım sokakta yapılan düğüne. Sosyal mesafe hak getire. Ele ele tutuşmuş halay çekiyorlardı.” Dedim.Muhsin:“Davul dedin de aklıma geldi. Bak şimdi; Şefaatli’nin bir köyünde zengin bir adam oğlunun düğünü için davulcu zurnacı tutmuş. Neyse, davul çalmış haylar çekilmiş. Düğün sahibi memnun kalmış olmalı ki, davulculara yüklü bir bahşiş vermiş. Bahşişi gören köyden iki genç, yüklü bahşişten kendilerine rakı parası almak için planlar yapmaya başlamışlar. Normalde davulcular akşam işlerini bitirip köyden ayrılırlar. Ama düğün sahibi, damadın gerdeğe gireceği yatsıya kadar çalmalarını istemiş. Bahşişin hatırına çalmayı kabul etmişler.Bunu duyan iki genç yolları mezarlıktan geçecek olan davulculara mezarlıkta tuzak kurmaya karar vermişler. Evlerinden beyaz çarşaflarını alıp mezarın yola yakın yerinde konuşlanmışlar. Çalgıcılar aldıkları bahşişin mutluluğu içinde sohbet ederek mezarlığa yaklaşmışlar. Davulcu: “Selamünaleyküm ehl-i kubur,” diyerek ölüleri selamlamış. Mezarlıkta bekleyen geçler beyaz çarşafa sarılı vaziyette ayağa kalkıp; “Aleykümselam ehl-i dünya,” deyince davul bir yana davulcu bir yana, zurna bir yana zurnacı bir yana düşüp bayılmışlar. Gençler ceplerindeki parayı alıp uzaklaşmışlar. Epey bir süre baygın yatan çalgıcılar ayılmışlar. Zurnacı: “Senin nene gerekti de ölülere selam verdin de uyandırdın lüzumsuz!. Ne kadar paramız varsa almışlar işte,” diye çıkışmış.”  Güldüm, “güzel bir hikayeymiş,” dedim.“Çoban dedin de aklıma geldi. Bak şimdi dinle,”dedi.“Ben ne zaman çoban dedim?” dedim.“Hani Yöre haberde “Piyes” diye bir yazı yazdın, orada çoban bir çocuk vardı ya? Ondan dedim. Bak şimdi dinle. Adamın biri külüstür bir kamyon almış. Yük taşımaya başlamış. Köyün birinden yük almış, ilçeye doğru yola çıkmış. Koyun sürüsü ile karsılaşınca ani fren yapmış kamyon istop etmiş. Adam kamyonu çalıştırmak için uğraşırken bakmış çoban çenesini değneğine yaslamış kendisini izliyor. Canı burnunda olan adam çobanı görünce ana avrat sövmüş; “Orda durup seyredeceğine gelip yardım etsene” demiş. Çoban hızla çenesini değnekten kaldırıp adamın üstüne doğru gelmeye başlamış. Adam hemen kamyona binip marşa basmış. Allah’tan kamyon çalışmış. Adam, hemen kamyonu sürüp uzaklaşmaya başlamış. Elli, yüz metre gitmiş gitmemiş kamyon yine istop etmesin mi? Acele inip çalıştırmak için uğraşırken bakmış çoban meşe değneği ile havada daireler çizerek kendisine sakin sakin yaklaşıyor. Kamyoncu  kamyonun sağını solunu yoklarken çoban kamyonun kasasına birkaç değnek vurmuş. Pabuç pahalı, kamyoncu; “Ya arkadaş el kızları için bir birimize girmeyelim. Boş verelim.” Deyince çoban başlamış gülmeye.”Muhsin’in nefes almak için sustuğunu fırsat bilip, gülmeden “komik bir öyküymüş,” dedim.“Ya, Ahmet bey ne çok konuşuyorsun? İki çift laf ettirmedin!”  “Ben mi çok konuşuyorum?”“Sen gençken pek konuşmazdın. Yaşlandıkça dilin gevşemiş demek ki! Ağız tadıyla iki laf ettirmedin heri!”dedi. Biraz canım sıkıldı. Neden geveze dediklerini şimdi daha iyi anladım.
O sırada telefonum çaldı. Baktım 850’li reklam araması. Hiç açmam bu tür numaraları. Çoğunu da engelledim. Kibarlık edip, “pardon Muhsin bey” deyip açtım telefonu. Karşıdaki ses: “Ben “fhkkjhsrt” den arıyorum. Adım Dilek. Ahmet beyle mi görüşüyorum?”  “Evet benim” dedim. “Aylık doksan lira olan internet faturanızı elli liraya düşürmek istemez misiniz?..” derken ben: “Tamam hemen geliyorum.” Dedim. Dilek şaşkın bir süre sessiz kaldı. O arada, “görüşürüz,” deyip telefonu kapattım.“Beni evden aradılar. Hazır mantı almam lazımmış. Kusura bakma. Hemen gitmem gerek.” Dedim, kalkıp yürümeye başladım. O, arkamdan konuşmaya devam ediyor: “Mantı dedin de aklıma geldi. Bak şimdi. Nerden nereye? Bir akşam yattım, uyudum…” Gittikçe uzaklaşıyorum. O bana duyurmak için bağırarak devam ediyor: “Gece yarısı saat üçte uyandım. Canım bir mantı istiyor ki sorma. Hemen hanıma dirseğimle vurup uyandırdım. “Kalk kız! Canım mantı istiyor. Bir beze mantı aç,” dedim. Kadıncağız uyku semesi; “ne mantısı bu saatte?” deyince yumruğumu gösterim. Sumsuğu görünce çaresiz kalktı…” Ben köşeyi dönüp gözden kayboldum. Geri dönüp adam daha konuşuyor mu diye köşeden baktım ki, parktaki ağaçlara dönmüş devam ediyor: “…Şimdi hanım kalktı mantıyı açtı. Ben kıymalı mantıyı pek sevmem. Patatesleri koyup koyup hamurları dürüyor. Gözümden öyle uyku akıyor ki, sorma. Uyumayayım diye gittim elimi yüzümü yıkadım…” diye anlatmaya devam ediyor. Ağaçlara baktım yaprak ve dallarını aşağı doğru düşürmüş, hayatlarından bezmiş, kurumaya doğru evrilmişler. Sanırsın yukarıdan aşağı rüzgar esiyor. “Güldür Güldür” programındaki Mesut enişte gibi bizim Muhsin.“Domates dedin de aklıma geldi. Bak şimdi, dinle..” diye diye dinleyici sermayesini çoktan tüketmiş. Muhsin’in elinden 850 li telefon sayesinde kurtulmanın mutluluğu ile köye geldim.

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

ÇEMBERİMDE GÜL KAYNAK

Çıtalı Uçurtma yazımda belirttiğim kooperatif inşaatı devam ederken bir kamyon demir indirdiler. İnşaat demirlerinin kimi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir