Anasayfa / Köşe Yazarları / MÜTEAHHİT

MÜTEAHHİT

Yaşam denilen; gerisi mazi, ilerisi bilinmezlerle dolu serüvenin içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Yaş ilerledikçe geçmişte yaşanan sorunlar hallolmuş olur; çok sıkıntılı olaylar bile tatlı bir anı olarak anlatılır. Geride olan biten geçmişte kalsa da ilerde yaşanacak sorunlara daha bir sağduyu ile yaklaşma alışkanlığı gelişir ister istemez. Yaşam denilen; gerisi mazi, ilerisi bilinmezlerle dolu serüvenin içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Yaş ilerledikçe geçmişte yaşanan sorunlar hallolmuş olur; çok sıkıntılı olaylar bile tatlı bir anı olarak anlatılır. Geride olan biten geçmişte kalsa da ilerde yaşanacak sorunlara daha bir sağduyu ile yaklaşma alışkanlığı gelişir ister istemez.Bir dostumun başından geçen bir olay buna en güzel örnektir. Kendisi ile buluştuğumuzda başından geçen olayı anlattı ve ben de sizinle paylaşmak istedim.Hadi adlı arkadaşım okul müdürlüğü yaptığı dönemde başından geçen bir olayı anlattı:“Ahmet bey, İzmit’te bir ortaokula müdür olarak atandım. Bir ev kiralayıp çalışmaya başladım. Biraz birikmişim vardı. Tanıştığım bir müteahhit yüzde yetmişi bitmiş, beş katlı binanın dükkan üstündeki bir daireyi önerdi. Peşinatım yeterliydi. O daire için noterden sözleşme yaparak peşinatı ödedim.Uzun süre çivi çakılmadı. Arsa sahipleri de kendilerine vaat ettiği dört daire için müteahhiti sıkıştırıyorlardı. Duydum ki müteahhit kaçmış.Aldı beni bir sıkıntı. Aradan altı ay geçti bir haber yok. Evrakları alıp savcılığa gittim. Durumu hem dilekçeyle hem şifahen savcı beye izah ettim. Savcı: “Hocam şikayetinizden bir sonuç alamazsınız. Adamı bulamazsınız ama ben dilekçenizi işleme koyacağım. Biz de hakimlerle bir müteahhitten sizin gibi daireye girmiştik. Müteahhit kaçtı. Üç yıldır mağdur vaziyette bekliyoruz.” Deyince, kelin ilacı olsa başına sürermiş misali oradan da bir sonuç alamayacağımı anladım.Odamda otururken; yumurta topuklu, siyah takım elbise içinde beyaz gömlekli, çorabı da beyaz renkli bir öğrenci velisi geldi. Sorununu anlattı ben dinledim. Adam benim dalgın halimi görünce; “Hocam sizin bir sorununuz var. Lütfen bana anlatın belki bir yardımım dokunur,” dedi. Ben de içimden, “Yumurta topuk ayakkabı, beyaz çorapla mı?” diye geçirirken, “ummadığın taş baş yarar. Belli mi olur?” Diye düşünerek anlattım. İsmail adlı velim: “Haydi hocam hemen benim arabayla Haşim ağabeyinin yanına gidelim.Onun çocukları da sizin okulda okuyor. Mutlaka bir yardımı olur.” dedi. Birlikte Haşim ağabeyin iş yerine gittik. Haşim, beş bin metrekare kapalı alanda demir ticareti yapıyordu. O kadar çok ve çeşit demiri bir arada ilk kez görüyordum. Bir yandan tırlarla demirler iniyor, bir yandan kamyonlara yüklenip gönderiliyordu. Haşim ağabeyin içerideki geniş ve lüks bürosuna girdik. İsmail tipinde iki adam iki yanında elleri önlerinde bağlı vaziyette ayakta bekliyorlardı. İsmail kısaca sorunumu anlattı. Haşim güler yüzle: “Sayın hocam benim üç çocuğum sizin okulunuzda. Ben işlerimin yoğunluğu nedeniyle sizinle tanışamadım ama karım sık sık okula gider. Sizi de çok över. Tanışmak bu güneymiş demek ki.” Kahvelerimizi içtikten sonra izin istedim. “Hocam bana iki gün müsaade edin inşallah sorununuzu halledeceğim. Oğlum hocamı okula bırakın,” dedi ve işine döndü. İki gün sonra okulun önüne siyah bir Mersedes geldi. Odama gelen adam Haşim abi sizi buyur ediyor hocam. Lütfen gidelim,” Yine demirlerin hareket halinde olduğu hangara gittik. Haşim’in bürosuna girdiğimde bizim müteahhit yanında el pençe divan durmuş önüne bakıyordu. Ben de ayların birikimiyle; “Lan şerefsiz! Paramızı alıp kaçmaya utanmıyor musun? Bir sürü aileyi perişan ettin.” Dedim. Haşim: “Hele otur hocam. Tapuların hazır. Kalan işleri de tamamlayıp iki ay içinde teslim edecek.” Dedi. İki tapu koydu önüme. Biri dairenin, diğeri altındaki dükkanın tapusuydu. “Daire tamam da dükkan nedir?” dedim. “Hocam daire senin doğru. Dükkan da sana çektirdiği sıkıntıların karşılığıdır.” Dedi. Ne kadar itiraz etsem de olmadı. Dükkan da bana kaldı.Müteahhit daireyi bir buçuk ayda bitirip teslim etti. Kalan parayı ödemek istedim adam kabul etmedi. “Güle güle oturun” deyip ayrıldı. Hemen daireye taşındım. Dükkana da arabamı çektim. Altı ay sonra bakanlıkta şube müdürlüğüne atanınca Ankara’ya taşındım.Aradan altı ay geçti, geçmedi 1999 depremi oldu. Hemen evimi görmeye gittim. Evin olduğu sokak tanınmaz haldeydi ve ben kendi dairemin ve dükkanımın olduğu apartmanı zor buldum. Apartman baklava dilim gibi katlar arasında bir metre kalacak şekilde yıkılmıştı.“Cana gelmesin de mala gelsin. Elbet devlet bize bir çare bulur.” Dedik beklemeye başladık. Kimi ev sahiplerine daire, kimisine de para verdiler. Ben yerimden vazgeçip para aldım. O para ile birikmişlerimi de üzerine koyarak Ankara’dan bir daire aldım. “Allah devletimize zeval vermesin” derken verilen paranın kredi olduğunu anladım. Bu sefer de başladım kredi ödemelerine. Zaten dairesine karşılık daire alanları da uzun süreli borçlandırarak vermişler.Yani anlayacağın Ahmet bey eşeğimizi semerli kaybedip semersiz bulmuş olduk. Haydan gelen huya gidermiş derler. Ben o dükkanı beleşten aldığım için bütün bu talihsizlikler başıma geldi diye düşünürüm hep.” Hadi bey’in o günlerde yoğun bir şekilde yaşadığı acı dolu günlerinin üzerini zaman sisi ile örtmüş, kabuk bağlatmış, artık eskisi kadar acı duymadan anlatabilmesini sağlamıştı. Zaman, tüm şiddetli acıları sisle örter, kabuk bağlatır. Kanatılmaz, sis perdesi aralanmazsa beynin bir köşesinde öylece beklerler.

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

DAVUL DEDİN DE…

Sarıkaya’da gezerken uzaktan tanıdığım Muhsin ile karşılaştım. Muhsin hakkında; “Çok konuşur” dendiğini duymuştum. Hoş beşten …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir