Anasayfa / Köşe Yazarları / PANSİYON YILLARI(1)

PANSİYON YILLARI(1)

Emekli coğrafya öğretmeni Necati beyle yine buluştuk. Hoş beşten sonra anılarını anlatmaya başlayacakken yanımıza başka bir emekli öğretmen Fazlı Bey geldi. Fazılı Bey emekli kimya öğretmenidir. Memleketi ise Ardahan’a bağlı bir ilçedir. “Ahmet Bey, yeni kitabınızı beğenerek okudum. Yöre Haber Gazetesi’nde yayınlanan köşe yazılarınızı da ilgiyle okuyorum. Madem yazıyor, bir yerlere kayıt düşüyorsunuz çorbada benim de tuzum olsun.” derken ben Fazıl Bey’i inceliyordum; bembeyaz saçlar, hafif esmer, kırışıksız, bıyıksız yüzüne ne güzel yakışmıştı. Apak saçlar; “ ben değirmende ağarmadım.” derken sert gibi görünen yüzü; “gördüğün sertlik öğretmenlik ve yöneticilikten kaldı. Aslında güvendiğim insanla karşılaşınca yumuşacık, şakacı bir insan olurum. Sevildiğini bil!” diyordu. Onu dinlemek, “ benden de beterleri varmış” düşüncesiyle bana çok iyi geliyordu.  Emekli coğrafya öğretmeni Necati beyle yine buluştuk. Hoş beşten sonra anılarını anlatmaya başlayacakken yanımıza başka bir emekli öğretmen Fazlı Bey geldi. Fazılı Bey emekli kimya öğretmenidir. Memleketi ise Ardahan’a bağlı bir ilçedir. “Ahmet Bey, yeni kitabınızı beğenerek okudum. Yöre Haber Gazetesi’nde yayınlanan köşe yazılarınızı da ilgiyle okuyorum. Madem yazıyor, bir yerlere kayıt düşüyorsunuz çorbada benim de tuzum olsun.” derken ben Fazıl Bey’i inceliyordum; bembeyaz saçlar, hafif esmer, kırışıksız, bıyıksız yüzüne ne güzel yakışmıştı. Apak saçlar; “ ben değirmende ağarmadım.” derken sert gibi görünen yüzü; “gördüğün sertlik öğretmenlik ve yöneticilikten kaldı. Aslında güvendiğim insanla karşılaşınca yumuşacık, şakacı bir insan olurum. Sevildiğini bil!” diyordu. Onu dinlemek, “ benden de beterleri varmış” düşüncesiyle bana çok iyi geliyordu. Başladı ortaokula ilk başladığı yılı anlatmaya: “ Aslında sizin yazdıklarınız küllenmiş anılarımı çağırdı. Anlattıklarımı yazman beni çok mutlu eder.” diye girişten sonra;  “Yıl 1969. Babam ve o yıl orta bire benimle başlayacak bir yaş büyüğüm olan ağabeyimle birlikte ilçeye geldik. Tek eşyamız sırtımıza sarıp yaya taşıdığımız yorganımızdı. Kalacak ucuz bir yere verecek bile paramız olmadığından ilçemizde; öğrenci pansiyonu olarak açılmış, askeriyeden verilen yemekler kesildikten sonra kapanan, sahipsiz kalınca kapısı penceresi sökülen eski pansiyonda kalarak okumaya çalışacaktık. Üç metre eninde koridoru olan binada iki yanda odalar dizilmişti. Yorganımızı bir odasında iki eski ranza kalan ve üzerlerinde eski, kirli yatağın üzerine bıraktık. Öğle oldu acıktık. Babam somun ekmek aldı. “Çarşı ekmeği” dediğimiz somunu yavan yesek bal gibi gelirdi. Yine de babam yanına en ucuzundan katık aradı. Bir kasada üzüm taneleri vardı. Onları ucuza aldı.  Kasasıyla bir çeşmede yıkadı, önümüze koydu. Yavan ekmeğe bile bayılırken,  düz kayadan oluşan sofra tahtamızda üzüm olması yoksul soframızı ziyafet sofrasına çevirdi. Akşama yiyecek bir şey olmayacağından tıka basa doyurduk karnımızı.Yemekten sonra etraftan yolduğumuz otlardan süpürge yapıp yerdeki ve yataktaki tozu toprağı süpürdük. Çarşaf yerine yorganı sardığımız şilteyi serip yorganı yatağa koyduk. Akşam olmak üzereyken sınıf arkadaşımız olacak Cafer de sırtında yorganı ile odamıza geldi. Ona da karşıdaki bir ayağı kırık ranzayı gösterdik. Dışarıdan ranza ayağı yüksekliğinde bir taş bulup altına yerleştirdi. Pijama gibi lüksümüz olmadığından okul elbiselerimizi çıkarıp duvarın tozlarını üfleyerek duvarda çakılı çivilere astık. İçliklerimizle yattık. Geceler soğuk geçer bizim memlekette. Kapısı penceresi olmayan yatak odamızda yalnız yatılmayacağından ben ve kardeşim aynı yatakta yatacaktık. Yatağını ısıtamayan yeni arkadaşımızı da bizim yatağa davet ettik. Çok mutlu oldu. Babam bizi yatırdıktan sonra gitti. O bizden de mağdurdu. Parası olmadığından sabahçı kahvelerde sabahlamış olmalıydı.Sabah babam bizi okula yolladıktan sonra; çok çocuklu, yoksul evine doğru yaya yola koyuldu. Bizi de Allah emanet ederek gitti. Harçlığımız sadece günde bir ekmek almamıza yetiyor; odun, ocak, kap kaçağımız yoktu. Rüzgarın olmayan pencere, olmayan kapıdan( sadece binada demir cümle kapısı vardı ve biz onu kapatmazsak soğuk daha fazla olacak sanarak hep kapatırdık.) giren esintileri içinde üç arkadaş birbirimizin sıcaklığına sığınarak gecelerimizi geçirmeye, okula devam etmeye başladık.Akşamları yakında olan askeriyeden öğrencilere kişi başı bir kepçe sıcak yemek verilirdi. Yanına verdikleri çarşı ekmeğine katık eder, yerdik. Biz de üç arkadaş soğuklarda yemek kuyruğuna girer yemeğimizi alırdık.Kış geldi. Kar yağdı. Sıcaklık eksilerde ve gittikçe eksi on beş, yirmilere doğru iniyor. Çok üşüyoruz. Ben bazen kendimden beklenmeyecek şeyler yapardım. Orman işletmesine gittim. Bir odaya girip: “Abi ben öğrenciyim. Pansiyonda kalıyorum iki arkadaşımla. Hiç yakacağımız yok…” cümlemi tamamlamadan adam: “Nee! Siz bu soğukta o binada mı kalıyorsunuz?” diyerek hemen hademeyi çağırdı. Bu çocuğa benim istihkakımdan götürebileceği kadar odun ver.” dedi. Benim büyük problemim onda bu kadarcık bir saman alevi oluşturup sönüverdi, önündeki evraklara döndü. Adamın gösterdiği odunların önünde dizlerimin üzerine oturdum; “abi sırtıma sen doldurabildiğin kadar doldur. Bir sefer yapayım. İki arkadaşımla yine geleyim mi?” dedim. Adam, kabul ettiğini alttan yukarı yalvarır şekilde bakan gözlerime kafasını sallayarak yanıt vermiş oldu. Sırtıma odunları dizdi. Yerimden kalkmak için debelenirken el attığını kalkabilmemle anladım. Pansiyona doğru mutluluk içinde, kayganlaşan yolda ayağım kayıp düşmelerime aldırmadan pansiyona vardım. İkinci seferimiz daha bereketli olacaktı. Üçümüz de küçük ve zayıf sırtımızın taşıyabileceğimizden fazla odunları sırtlanarak;  kimi zaman kayıp düştüğümüzde dizlerimizin üzerinde sürünerek pansiyona geldik. İçerde aylardır boş bekleyen paslı sac sobayı tutuşturduk. Soba kıpkırmızı oldu. Sobadan iki metre uzaklaşsak soğuk pıtrak gibi etrafımızı sarıyordu…”O sırada telefonu çaldı. Kısa yanıtlardan sonra; “benim eve gitmem gerekiyor. Torunumun ateşi çıkmış. Onu doktora götürmeliyim. Sonra devamını anlatırım.” dedikten sonra gitti. Biz de iyi bir ziyafet beklerken doyamadan sofradan kalkan biri gibi boynu bükük kalakaldık.  Artık bir dahaki buluşmamızı bekleyip öykünün kalanını dinleyecektim çaresiz…

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

TEFTİŞE GELEN MUHTAR

Sabah okula gittim. Yoklama yaparken; başındaki terliğini sıyırıp eline alan muhtar içeri girdi. Biraz mahcup: …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir