Anasayfa / Güncel / CİNAYETE KURBAN GİTMEKTEN KURTULUŞ

CİNAYETE KURBAN GİTMEKTEN KURTULUŞ

Bir bebek göbek bağı ile annesine bağlıdır ve oradan beslenir. Doğduktan sonra da annesine olan bağı yok olmaz. Doğulan yer de anne gibidir. İnsan doğduğu, büyüdüğü yere göbek bağı ile bağlıdır; koparıp atamaz. Kötü bir çocukluk geçirmiş olsa da bu böyledir. Belki fizikken gidemeseniz bile o size anılarla gelir hep.
Dededen kalma, babamın ve benim doğup büyüdüğümüz evi görmek; yaşadığım iyi kötü anıları anımsamak, eşyaların yapacağı çağrışımla o anları yeniden yaşamak istedim. Köyüme gittim.
Seyir tepesinden baktım. Köy aynı bıraktığım gibi; aynı sessizlik, aynı yavaş yaşam, aynı şekilde akan çeşme, aynı ağaçlar… Sadece içinde yaşayan insanlar değişmiş, bana yabancılaşmıştı. Birkaç binadan oluşan kerpiç evlerimiz de yılların yıpratışını saymazsak aynıydı.
İçinde yaşayanın olmaması, kapıyı çalınca açacak kimsenin olmaması içimi açıtsa da tozlu camlardan elimi ışığa siper ederek baktım ana eve. Ahırlar da aynı hüzne kapılmıştı. Neredeyse kırk yıldır bir hayvan sesi duyulmamıştı içeriden. Eve girdim. Önceleri dedemin, o vefat edince babamın uzanıp şekerleme yaptığı sekiye uzandım. Yorgunluktan uyuya kalmışım.
Uyandım. Dolaşmaya çıktım. Konuk odasının kapısı açıktı. İçeri girdim. Sekiz on yetişkin erkek sandalyelerde sigara tüttürerek oturuyor, kadınlar tüplü sac üzerinde ekmek pişiriyorlardı. İçeri giren çıkan belli olmadığından kafasını kaldırıp bakan olmadı.
“İyi günler” deyip bir sandalyeye oturdum. O zaman yüzüme bakmadan yadırgı birinin geldiğinin ayırdına vardılar,
“Siz burada ne yapıyorsunuz?”

“Yani bu evde mi yaşıyorsunuz?” diye sorumu yineledim. Kirli sakallı esmer biri lekeli göz akını öne çıkararak:
“Evet” dedi. Benimle konuşmaya istekleri yok, bir an önce gitsin diye önlerine bakıp sabırla bekler halleri vardı.
“Anahtarı size kim verdi?”
“Suat” dedi aynı adam. Yabancı olduklarını, içlerinden tek kirli sakallının Türkçe konuşabildiğini anladım. Adama:
“Bu evin sahiplerinden biriyim. Bizden izin almadan oturamazsınız. Hemen burayı terk edin. Yoksa sizi jandarmaya bildireceğim.“ dedim. Hepsi başlarını kaldırıp bana sinirli sinirli baktı. Dışarı çıktım Suat’ı telefonla aradım, ulaşılamıyor.
Bizim evde yaşayan nüfus köyün nüfusunu geçmiş; köyde otuz kişi, bizim evde saymadım ama elli kişi yaşıyor. Tekrar ana eve gittim. İçeri girdim. İlk odayı açtım yerde bir adam yatıyor. Başında turuncu tulum giymiş, ön ve yan ceplerinde çeşitli aletler olan Çinliye benzer bir adam var. Suriyeli, Afgan yetmezmiş gibi bir de Çinliler gelmiş ülkemize, diye düşündüm. Onun da Türkçe bilmediğini düşündüğüm için bir şey sormadan diğer odalara girdim. Bazen bakar görmeyiz ya; ben de baktım, görmedim yerde yatan adama kayıtsız kaldım.
Babamın sürekli oturduğu köşeye oturup köye doğru baktım. Bizim ev hariç köy aynıydı. Duvarda asılı çifteyi elime aldım ahıra doğru yürüdüm. Oranın da kapısını ittim açıldı. Yanda, içinde tandır olan odanın kapısını açtım yine o turunculu adam oradaydı. Elindeki bisturi ile yerde yatan başka birine bir şeyler yapıyordu. Taze kan kokusu yayılmıştı odaya. Ama hiçbir yerde kan gözükmüyordu. Bu adamı yeni öldürmüştü anlaşılan. Adam, beni umursamadan sakin hareketlerle işine devam ediyordu.
Paniğe kapıldım. Kapıyı kapatıp dışarı yöneldiğimde turunculu adam önümü kesti. Çok sakin görünüyordu. Tüfeği doğrulttum, horozlarını kaldırdım. Gülümsedi. Tüfeğin boş olduğunu biliyordu besbelli. Ne zamandır burada yaşıyordu kim bilir? Bana iyice yaklaşınca belki şeytan doldurmuştur, diye tetiğe bastım. İki “tık” sesi duyuldu. Tüfeğin namlusundan tutup adama salladım ve ahırın diğer çıkış kapısına doğru koştum. Adam da peşimden geliyordu. Diğer kapıdan çıktım. Ayaklarıma dikenler batınca ayakkabısız olduğumu anladım. En yakında sığınabileceğim konuk odası vardı. Koşarak oraya gittim. Az önce kovduğum insanlardan yardım istemekten başka seçeneğim yoktu. Denize düşünce yılana sarılmak bu olsa gerekti. İçeri kendimi zor attım:
“Yardım edin! Bir adam beni öldürecek!” diye bağırdım. Hiçbir tepki göstermediler. Önlerine bakıyorlar; kadınlar ekmek pişirmeye, erkekler sigaralarını tüttürmeye devam ediyordu. Sanki başıma gelen sıradan bir olaymış, böyle şeyler her zaman olurmuş, onlarda kayıtsız kalırlarmış gibi bir durum sezdim. Adam sakince içeri girdi elinde bıçakla bana saldırdı. Salladığı iki bıçaktan kendimi kurtardım. İnsanlar önüne bakıyor, turunculu adamın bir an önce işini bitirmesini bekliyorlardı. Kendimi dışarı tekrar attım. O anda turunculu adamın öldürdüğü iki adamın amca çocukları ve ya torunları olabileceği geldi aklıma.
Evimiz köyün dışındaydı. Bağırsam da duyan olmayacağı için bağırmadım. Yüz yıl önce, bu evde öldürüleceğimin zemini olsun diye evi böyle köyden uzağa yapmışlardı sanki. Ana evdeki bedeni diğerine göre bozulmamış cesede doğru koştum. Bizden biri olup olmadığını anlamak istiyordum. Yanına yaklaşıp baktığımda bizim sülaleden biri olduğunu ellerinden, burun yapısından anladım Turunculuyu yabancılar kiralık katil olarak tutmuşlardı besbelli. Evden kim çıkarmak istiyorsa onu ortadan kaldırıyor, yok ediyordu.
Turunculu adam elinde bir pamukla bana doğru sakince yaklaşırken kaçtım diğer odaya girip kapıyı kapattım. Sırtımı kapıya dayadım. Nasıl olsa adam ufak tefek açamaz, diye düşündüm. Uzunca bir süre açamadı. Birden çok güçlü bir şekilde kapı itildi ve kapının arakasına sıkıştım. Belli ki yabancılardan birkaç kişi yardıma gelmişlerdi. Turunculu adamdan başkası yoktu. Biraz boğuştuk. Adam teknik bildiği için beni kıpırdamaz halde altına aldı ve ıslak pamuğu burnuma yapıştırdı. Filmlerde gördüğüm eter koklatıp bayıltma sahnesini ben de yaşıyordum. Bir süre nefes almadım. Adamı üzerimden atamadım. Sanki değirmen taşının altındaymış gibi baskı hissettim. Beni de diğerleri gibi kansız bir şekilde öldürecekti besbelli. Sonrasını anımsamıyorum.
“Ahmet abi, Ahmet abi” diye sarsarak biri beni uyandırmaya çalışıyordu. Uyandım. Baktım Suat.
“Abi hoş geldin! Ölmüş gibi yatıyordunuz. Ne kadar ağır uykunuz varmış. Beş dakikadır sizi uyandırmaya çalışıyorum.”
“Turunculu Çinli nerede?” diye sordum.
“Ne turunculusu? Ne Çinlisi abi. Sen kâbus gördün herhalde?”
“Öyle olmalı Suat. Sakın evin anahtarını yabancı uyruklulara vermeyesin.” dedim.
ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

CHP HEYETİNDEN SARIKAYA ESNAFINA ZİYARET

Cumhuriyet Halk Partisi Sarıkaya İlçe Başkanı Mustafa Yalçın, esnafın sorunlarını dinlemeye ve Sarıkaya’nın ihtiyaçlarını gündemde …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.