Bir inşaat mühendisi anlatıyor;
“İnşaat mühendisliğinden mezun oldum. Devlet kurumlarında görev almak için iki yıl ders çalıştım. Çok az kişi aldıkları için atanamadım. O sene devlet memuru olan babam emekliye ayrıldı.
“Olmuyor oğlum. Böyle boş durmakla olmuyor. Emekli ikramiyem ve birikmiş tüm paramı sana vereyim. Bir eski ev al. Tamir ettirip sat. Yeni bina yapmaya arsa ister, plan ister, ruhsat ister. Bu para yetmez.” dedi. Kendi mi istedi de ayrıldı yoksa benim için mi ayrıldı bilemedim.
Müstakil eski evlerin olduğu mahalleden satılık ev aramaya başladım. Uygun fiyata üç katlı bir ev buldum. Evin dört duvarı hariç her şeyi değişecek. Yapmadan önce yıkmak gerek. İşçi aramaya başladığım bir sırada okul arkadaşım sınıf öğretmeni ile karşılaştım. Sağdan soldan konuşurken: Sınıfımda bir öğrencim var dergi alamıyor. Ben ödedim şimdiye kadar. Babası tıkanmış kanalizasyonları açıyormuş. Belki içine yarar. Hem de iş vererek onlara yardımcı olmuş olursun.” dedi. Telefonunu alıp aradım. Adam kardeşiyle geldi. Evi dolaştılar. Eski beton borulardan olan büzleri değiştirmelerini söyledim. Onlar ellerinden her iş geldiğini, şap atmayı, ıslak zeminleri de yapmayı istediler. Zavallı hallerine üzüldüm. İstedikleri fiyata anlaştık. Malzemeleri ben alacaktım. Bir kağıda, kum, çimento, PVC su ve kanalizasyon borusu, fayans kalebodur yazdılar bir yerden aldım. Banyolar, tuvaletler, duvardan duvara döşenecekti. Malzemeleri üstü camlı tahta kapılı girişteki daireye koyduk.
Anlaştığımız fiyatın yarısını peşin istediler. Kalanı iş bitiminde ödeyeceğim. Islak zeminleri ölçtüm iki yüz metre kareydi. Kırılan dökülen olur, diye iki yüz elli metre kare aldırdılar. Neyse ki bütün malzemelerin artanını iade etmek üzere almıştım.
Hiltiyle zeminleri kırdılar. Büz boruları çıkarmadan içinden PVC boruları soktular. Borular bir yerden sonra gitmezse o bölgeyi kırıp boru döşemeye devam ettiler. Tuvalet, banyo ve su borularını döşediler. Bir günde bitirdiler. İşe hızlı başladılar.
Ertesi gün bir fayans ustası getirdiler. Her gün o usta geliyor bir başına harç karıp fayansları döşüyor. Ben de arada bir kontrol için gidiyorum. Baktım usta alaturka tuvaletin kalebodurlarını döşemiş. Güzel de olmuş. Eresi gün tuvalet taşına su döktüm su tamamen aktı gitti. Oraya su birikmesi gerekti. Telefon ettim iki kardeş geldi.
“ Es boru yoktu. Biz de öyle yaptık.”
“Olur mu? Bak listede üç tane es boru aldığım yazıyor.”
“Biz aradık bulamadık. Böyle yaptık. Bir şey olmaz.”
“Bir şey olmaz olur mu? Ben mühendisim beni mi kandırıyorsunuz? Tüm fareler ve koku eve girer.”
“O zaman boru al buraları kıralım yeniden yapalım. Fiyatta da fark isteriz.”
“Sizin yanlışınızın cezasını ben neden çekiyorum? Vermem.” dedim verirdin vermezdin başladılar benimle tartışmaya. Neyse şu cahil adamlara uymayayım diye kabul ettim.
İşçi sessiz bir adamdı. Çok da güzel işçiliği vardı. İş yarıya yakın oldu. Kontrole geldiler.
“Abi işçi bir aydır çalışıyor para veremedik. Bir aylık parasını verseniz de ödesek. Adam evine ekmek alamıyormuş.” deyince işçiye acıdım bir miktar daha para ödedim. İşçilik yapan adamlar bir gün çalışıp diğer işleri bir işçinin sırtına yükleyip müteahhit gibi gelip gidiyor, başka işler yapıyorlardı. İşi yapan işçi parayı alan onlar. Usta günde iki torba çimento ile harç yapıp fayans döşüyor. Akşamdan saydım yirmi torba çimento vardı. Sabah geldiğimde sekiz torba kalmış. On iki torba kayıp. Ustaya sordum, bir şey bilmediğini, patronlara sormamı söyledi. Kuşkulanınca yapılan ve kalan fayans ve kalebodurları hesapladım kalanları saydım ki benim fayans ve kalebodurlar ve kum çalınmış yetmeyecek.
İş yerlerine gitmeden önce etraftaki esnafa onları sordum. Tam bela insanlara çatmışım. İstanbul’da da benzer işler yapıp orada sermayeyi tüketince Bursa’ya göçmüşler. Büyük işçi evli olan komşu kadını ayartmış. Bir süre birlikte olduktan sonra küçük kardeşine devretmiş. Küçük kardeşi de kadını kullanmaya başlamış. Büyüğü kadar becerikli olmayınca karısı bunları yakalamış. Karısı komşu kadını bıçaklayıp hapse atılmış.
Anlatan adam:
“Kardeş hemen bu insanlardan kurtulmaya bak.” dedi. Bodrum katta karanlık, izbe iş yerlerine girdim ki benim kalebodur, fayansla aynı renk ve desende üç beş metrekare köşede duruyor. Bir köşede de kum ve on torba çimento var. Adamlar benden çaldıkları malzeme ile tıkanıklığını açtıkları banyo ve tuvaletleri döşeyip para kazanıyorlarmış. Hemen işi bırakmalarını söyledim. Yaptıklarını yüzlerine vurdum. Utanmazca; “sen bize malzeme teslim etmedin. Bir şey tutturamazsın. Hem senin çalmadığın ne malum.” demesinler mi? Bu zamana kadar ödediğimin fazla bile olduğunu söyleyip ayrıldım. İşçiden anahtarları aldım. Ona hiç para ödememişler. Olan zavallı ustaya oldu.
Ertesi gün öğretmen arkadaşım aradı:
“Yanıma gelip sızlandılar. Biz esnaf adamız; adımız kirlenir, şerefimiz var. Söyle de işi bitirelim.” demişler. Arkadaşa olanı biteni anlattım. “Desene; merhametten yine maraz doğdu. Sen bilirsin.” dedi.
İşi başkalarına verip tamamladım. Evi bir şey kazanamadan sattım. Babamın parasını ödediğimde elimde bir sıfır, bir de insanlara güvenmemek kaldı.
Akıllı hırsız, şaşkın ev sahibini bastırır .
ahmet.kocak16@hotmail.com