Anasayfa / Güncel / MEBUS OLACAK ADAM

MEBUS OLACAK ADAM

-Kızım pantolonumu ütüledin mi?
-Ütüledim hazır baba.
– Bu gün çok işim var. Getir de giyeyim de hemen gideyim.
-Bey, tarlaları yarıcıya verdin. Yarıcı yarısını kendi çeçine(Buğday öbeği) atmış diyorlar. Biraz ilgilensen.
-Kim diyor? Benim gibi adama kazık atmak kolay değildir. Ben kaçın kurasıyım?
-Kardeşinle tarlalarınız aynı onunki iki bin şinik(sekiz kiloluk buğday ölçeği) çıkmış. Bize düşecek bin şinik. Hayvanlara da saman lazım.
– Beni böyle lüzumsuz şeylerle meşgul etme be kadın! Sabret seni mebus karısı yapacağım. Kamil’e selamımı söyle sapları toplayıp patos etsin, samanlığa bassın. Beni oyalama, canımı da sıkma!
Yunus efendi evin kıymetli bebeği olarak dört kızdan sonra doğup, şımartılarak büyütülmüş, sorumluluklarından kaçan biridir. Evlenmeden önce kahvede pişpirik oynarken evlendikten sonra siyaset merakına kapılmıştır. Önceleri partisine haftada bir uğrarken yönetime seçildikten sonra her gün ilçe binasını o açar olmuştur. İlçede oturanlardan önce gelir, çorbasını içer ve diğer yöneticileri bekler. Onlar kendi işleriyle uğraşırken Yunus’un ta köyden gelmesinden mutlu olurlar; onu biraz över, devamlı gelmesi için özendirirler…
Böyle çalışmaya yıllarca devam etti. Ya piyango biletinden, ya tuttuğu partinin iktidar olmasından beklentisi vardı. Ona göre, çalışarak, emek vererek üretmek kafası çalışmayanların işidir. Partisinin bir gün tek başına iktidar olacağı günlerin hayaliyle yaşadı. Partisi bir süreliğine iktidar ortağı olunca iki köylüsünü işe yerleştirmişti. Usandıkça onları ziyarete gider çaylarını içer.
-“Kaymakam gel Yunus Efendi bir çayımı iç” dediydi. Gitmesem ayıp olur. Gideyim de bir ziyaret edeyim. Kaymakam ziyareti ilgi çekmek içindir. İşe koyduğu odacıyı ziyaret eder bir çayını içer. Hedefini biraz daha büyütmek isterse;
-Şuradan vilayete gideyim de vali beyin bir çayını içeyim, der biner otobüse. Vilayette il tarıma şoför olarak yerleştirdiği başka bir köylüsünü ziyaret eder, çayını içer.
Köylüleri onun boş işlerle ilgilendiğini bildikleri için önüne geçer; gırgırına;
-Yunus Efendi şu bizim oğlanı bir yere yerleştirsen. der. Ona kızar;
-Seçim zamanı git başka partiye oy ver, utanmadan benden iş iste, diye azarlar. Sırtında her zaman bağlı olan ellerini biraz daha yukarı kaldırır, ağzında hiç eksik olmayan filtreli sigarasından bir nefes çekip dumanın hepsini sinirle dışarı üfürür hızla uzaklaşır.
Yengesinin sızlanmalarından bıkan küçük kardeşi evine uğrar;
-Ya abi ne yapıyorsun her gün ilçede? Tarlalarını sürsen, hayvanlarına baksan. Bak çoluk çocuk sefil oluyor. Çoğu ihtiyaçlarını ben alıyorum. Yeğenlerimdir helal olsun da bu böyle nereye kadar? Sana ne elin partisinden?
Kardeşi ilkokulu zor bitirmiştir. Kendisinin bu güne bugün ortaokulu bitirmiş olduğunu her zaman dile getirmekten büyük keyif alır. Şimdi tadını çıkarmanın zamanıdır;
-Ulan oğlum ilkokulu benim sayemde bitirdin. Bana akıl mı veriyorsun? Nesi varmış çocukların?
Karınları tok, sırtları pek.
-Milletin eğlencesi oldun. Sana oğlumu işe yerleştir diyenler hep seninle gırgır geçiyor.
-Onların aklı bir şeye yetmez. Hele bizim parti iktidar olsun, vekil olayım da bak.
-Ne halin varsa gör!
Her yıl unluk buğdayları ayırır gerisini satıp harçlık ederdi. Yıllar geçtikçe yetmez olunca evdeki inekleri, koyunları satarak idare etti. Hazıra dağ dayanmazmış; masraflara yetişemeyince tarlaları satarak saltanatını sürdürdü. “Yatan aslandan gezen tilki yeğdir sözünü pek beğenir; bonkör insanların arada bir ısmarladığı etli yemekleri yer, sağlıklı bir şekilde yaşardı. Kendi eli yüzü pancar gibi besiliyken çocukları ve karısı gün be gün soluyorlardı ve bundan haberi bile yoktu. Varsa yoksa parti de parti.
Kızlarından aldığı başlık parasının yanına sattığı tarlalardan aldığını ekleyerek oğullarını evlendirdi. Çocuklar kalan tarlaları kendileri ekip biçseler de bir türlü geçimlerini sağlayamadılar. Büyük kentlere göçüp orada buldukları işlerde çalışarak yaşamaya çalıştılar. Amcalarının çocukları okumuş her biri bir mevki sahibi olmuşlardı. Çocukları hep babalarını suçladılar. Bu suçlamalar annelerinde emanet kaldı. Çünkü eleştiriye asla dayancı yoktu ve ortalığı kırıp geçiriyordu.
Karısı yaşlanmasına rağmen kalan bağ ve bahçeleri ekerek, kardeşlerinin verdiği iki baş ineğin sütünü değerlendirerek aileyi yaşatmaya çalışıyordu. “Karı malı kapı mandalı”, “Karı malı hamam tokmağı” sözlerini sık sık kullandığı için olsa gerek o iki ineği satmayı düşünmüş ama yapamamıştır.
Yaşı yetmişi bulunca o yaşına kadar iktidar yüzü göremeyen partisine her gün olmasa da haftada bir uğrar ömrünü, servetini harcadığı parti yöneticilerinden itibar dilenirdi.
Sağlıksız beslenen, yorucu işlerde çalışan oğulları birer birer dünyadan göçmeye başlamıştır. Üzülmektedir ancak onları erken yaşta yaşamlarını yitirmelerinde bir payı olduğu aklına bile gelmez. Karısının arada çocuklarla ilgilenmediği şeklindeki sızlanmalarını duyar;
-Benimle ne ilgisi var? Vadeleri o kadarmış, diye kestirip atardı.
Partisi iktidar olamasa bile o ümitle doksan yaşına kadar rahat yaşamış, bir kalp kriziyle yaşadığı gibi rahatça, sürünmeden bu dünyadan göçmüştür.
ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

ŞEHİT ERHAN ÜLKÜ ŞEHADETİNİN
YIL DÖNÜMÜNDE DUALARLA ANILDI

1999 yılında Siirt’in Pervari ilçesinde görev yaparken şehit olan Piyade Komando Er Erhan Ülkü, şehadetinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.