“Hekim” (the Physician) romancı Noah Gordon’un eseri “Hekim” kitabından sinemaya uyarlanmış. “Rob Cole” adlı İngiliz gencinin, tıp biliminin öncülerinden İbni Sina’nın yanında hekimliği öğrenmesi üzerine kurgulanmış.
Filmin kahramanı on yaşındayken annesi karın sancıları çeker. Hastanın başına gelen papaz, dualar eder. Duaların bir yararı olmaz. Çocuk, köye tek atın çektiği at arabasıyla gelen şifacı hokkabazdan yardım ister. Papaz şifacının hastaya müdahale etmesinin Tanrı’ya ve kiliseye karşı gelmek anlamına geleceğini söylemesi üzerine şifacı hokkabaz korkar bir şey yapamaz. Çocuğun annesi ölür.
Halk perişandır. Binli yıllarda Avrupa Ortaçağı yaşanmaktadır ve kilise yaşamın her alanında etkin durumdadır. Peder, çocuğun iki küçük kardeşini ailenin kap kacağını alması karşılığında bir aileye verir. Kahramanımızı yaşı büyük diye kimse almayınca ortada kalır. Annesinin ölümünden çok etkilenir. Hokkabaz gibi şifacı olmak ister. O da şifacı hokkabazla kalmak ister. Hokkabaz şifacı önce almak istemez. Çocuk ısrarcı olunca yanına almayı kabul eder. Her köyde söylediği; “ben bu köyün kadınları kadar güzel kadın hiçbir köyde görmedim. Hepiniz birer piliçsiniz.” sözleri kadınların çok hoşuna gider ve dikkatlerini çeker. Halka bir şeyler satarak ve şifa dağıtarak yaşamını sürdürür. Ondan diş çekmeyi, çıkan, kırılan kol ve bacakları düzeltmeyi öğrenir. Öğrendiği bilgiler ona çok yetersiz gelir. Şifacıdan İran’ın İsfahan kentinde yaşayan ünü dünyaya yayılmış İbni Sina’yı duymuştur. O ülkeye gidip ondan tıp bilgisi almak ister. Müslüman ülkelere Hıristiyanların gidemeyeceğini öğrenir. Şifacı Hokkabaz ona bir kese para verir ve nasıl gideceğini anlatır. Gemilerle Mısır’a oradan da deve kervanlarıyla gidebilecektir. Yahudi olarak gitmeyi planlamıştır. Çölde kendi kendisini sünnet eder. Uzun ve serüvenlerle dolu bir yolculuklarla İsfahan’a varır.
O zamanın İran şahı, Şii imamları ve müritlerini baskı altına almıştır. Halk üzerinde hâkimiyet kurmalarını önlemiş, tıp ve bilim insanlarının önünü açmış, onlara destek olmaktadır. Bilim böyle bir ortamda yeşermeye başlamıştır.
İbn-i Sina’nın okulunda eğitime başlar. İlaçlarla tedaviyi, haşhaş kremi ile uyuşturulan vücutlarda ameliyatlar yapmayı, dikiş atmayı öğrenir.
Rob Cole, annesi gibi karın sancıları çeken Zerdüşt bir erkek hastasını tedavi etmeye uğraşırken adam:
“Zamanım azaldı. İnancımıza göre cesedimi bir dağın tepesine bırak. Kuşlar yesin. Sen de istersen önce cesedimi aç incele sonra kuşlara bırak.” der. Önerisi o yıllarda çok tehlikelidir. Cesedin içini açıp bakmak dinen caiz değildir ve ölümle cezalandırılmayı gerektirir. Adam ölür ve cesedi dağın tepesine gizlice taşır. Adamın göğüs kafesini açar. Bütün iç organları inceler ve resimlerini çizer. O arada annesine benzer hastalıktan ölen adamın apandisitini de inceler. Onu kesip alabilse hem annesinin hem adamın kurtulacağını anlar.
Bilgilerini ve çizimlerini İbni Sina ile paylaşır. Sina şaşkındır. Boynuz kulağı geçmiştir. Bu durumu öğrenen imamlar resimleri bulur ve göğüs kafesi açılmış cesedi kente getirirler. Cole’yi ve hocası İbni Sina’yı yargılar ve ölüme mahkûm ederler. Bunu duyan şah, adamlarını gönderir. Tam kılıçla kelleleri uçurulurken onları kurtarırlar.
Göçebe yaşamı süren Selçuklularla iş birliğine giden Şii imamlar şehri kuşattırır. Kaleyi içten fethetmelerine yardım ederler. O sırada Şah da karın sancıları içinde kıvranmaktadır. Hekim Rop Cole onu ameliyat eder ve apandisini alır, kurtarır. Kale güvensiz hale gelmiştir. İbni Sina Tıp kitabını Cole’ye verir. Kalan kâğıtlarını yanan havrada ateşe atar ve zehir içerek ölür. Şah, onun ve diğer Yahudilerin kaleden kaçmalarına yardım eder. Cole, İngiltere’ye döner ve bir hastane açar. İbni Sina’dan aldığı bilgilerle hastaları iyileştirmeye başlar…
Filme yapılan birkaç yorum:
“Kurgu olarak bakarsam güzel bir film ama gerçek tarih asla değil. İslam’ı ve Selçukluları karalamışlar.”
“İlk ışık ve ilk bilgi hep Müslümanlardan öğrenilmiştir!”
“Keşke bu filmi bizimkiler çekseydi.”
“Robe Cole adında bir öğrencisi olmamış ama İbni Züleyha (erkek) adında Yahudi bir öğrencisi varmış. En iyi öğrencisiymiş. Muhtemelen yazar bu kişinin ismini değiştirip daha özgürce anlatmayı seçmiş”.
“Filmde tek üzüldüğüm nokta onca bilginin yanması oldu. Düşününce bilmediğimiz onlarca medeniyetin onlarca bilginin harap olması ne kadar geriletti kim bilir. Öğrendiğimiz hiçbir bilgi kaybolmasaydı kim bilir neler olurdu şimdi.”
“ Ben de İskenderiye Kütüphanesi’ndeki kitapların İslam dinine zarar verebileceği düşünülerek Halife Ömer döneminde Amr b. El-As tarafından yaktırıldığı söylentisine hep üzülürüm.”
“Filme göre İbni Sina’nın mirasını güya bir İngiliz sahipleniyor. İran şahı bilim yanlısı, Selçuklular ve Müslümanlar çok kötü gösterilmiş.”
“İyi ki Avrupalı bir öğrencisi olmuş. Tıp bilgilerini Avrupa’ya götürüp geliştirmişler.”
“İbni Sina’nın ölümü filmde yanlış anlatılmış. İsfahan’da yaşadığı dönemde düzenlenen Hamedan seferi sırasında rahatsızlandı. Kendisine önerilen tedavileri uygulamayı reddetti. Mallarını yoksullara bağışladı, kölelerini azat etti ve günlerini ibadet ile geçirdi. Haziran 1037’de 57 yaşında öldü.”
“İbni Sina’dan aldığı bilgilerle hastaları iyileştirmeye başlar…” üç noktasından sonraki olanlar tahmin edilebilir, sonrasının filmi de yapılabilir.
Adı, İngiliz Rob Cole ve ya başka biri olan hekim, bilgileri yeni kuşaklara aktarmıştır. İbni Sina’nın kitaplarından aldıkları bilgilere yeni bilgiler ekleyerek tıpta ilerleme sağlamışlardır. İbni Sina’nın doğduğu topraklarda tıp bilimi durmuş, ilerleyememiştir.
Hıristiyanlar üzerindeki kilise ve engizisyon mahkemeleri baskısı kalktıktan sonra Avrupa’da hızlı bir gelişme oldu. Rönesans’ın ardından gelen Reformlarla; Yeni Çağ ve Sanayi Devrimi bu günkü Avrupa’yı ve gelişmiş diğer ülkeleri çağımızın ileri ülkeleri haline getirmiştir.
Güneşin doğduğu doğuda; bilim ve sanat insanlarının üzerinde olan ve olmaya devam eden baskılar başlayınca güneş artık batıdan doğmaya, batıdan parlamaya devam ediyor.
ahmet.kocak16@hotmail.com