Sabah neşeme ıslığımı da katarak arabanın kapısını açtım. Kontağı taktım. Gözlerime inanamadım; ışık mışık yanmıyor. Kontağı çıkarıp tekrar soktum. Yine aynı. Çevirdim motordan tık sesi gelmiyor. Bütün neşem kaçtı.
İki yıl garantisi olan aküyü alalı iki buçuk yıl olmuş. Hep öyle olur; tüm elektronik aletler garanti süresi doldu mu yavaş yavaş bozulmaya başlar. İlle para yiyecek. Şimdiki aküler eski aküler gibi değil; aküye saf su doldurup şarj etme devirleri çoktan bitti. Biteni at yenisini tak. En hesaplısı dört bin gayme.
Akü de satan lastikçimi aradım. Yeni bir akü taktı. Motor çalıştı. Bu seferde arabanın arıza lambalarının hepsi yandı. Ekrandan uyarılar çıktı; “motor sistemi, fren sistemi arızalı servisinize başvurun” diyor. Vitese atıp gaza bastım, motor hiç oralı değil, gaz yemiyor. Peki başvuralım…
Aküyü takan gençle sohbet etmeye başladım. Sorular sordum, onu konuşmaya özendirici şeyler söyledim; özendi konuştukça konuştu ben de yazdıkça yazdım;
“Babam inşaatlarda iş buldukça çalışan bir adamdı. Beş kardeşiz; ikisi kız, üçü oğlan. Ben en küçükleriyim. Yaşım on dokuz. Bursa’nın en varoş olarak bilinen kenar mahallesinde gecekondu bir evde dünyaya geldim. İlköğretimden sonra okula gitmedim. Ağabeylerim de gitmedi. Okulda yaramaz bir çocuktum. Okumada gözüm olmadığından öğretmenlere çok çektirdim. Ben okuldan ayrılınca öğretmenler rahat bir nefes almışlardır. Küçük yaşta bir lastikçide işe başladım. Benim bir büyüğüm abim fabrikada çalışıyor. Aylık elli bin lira kazanıyor. Bir başına çok rahat geçiniyor. Büyük ağabeyim de uluslararası çalışan bir şirkette tır şoförlüğü yapıyor. O da aylık yüz- yüz elli bin lira kazanıyor. Çok sigara içtiğinden dolayı akciğerlerinden biri iflas etmek üzereyken şirketin doktoru sigarayı hemen bırakmasını söyleyince bıraktı. Şimdi sağlığı iyidir. En büyüğümüz olduğu için ona annem babam evlensin diye baskı yapıyor.
“Ben haftalarca yollardayım. Bana kim gelir” deyip evlenmekten kaçınıyor. Abimle erkek erkeğe konuşurum;
“Abi evlensen de sıra bize gelse. Senin yüzünden evde kaldık.” diye takıldığımda;
“La oğlum ben ne yapayım evlenmeyi? Hiç de ihtiyacım yok kadına. Yol kenarları kadın dolu seçip seçip alıyorum. Hem onlar dırdır edip kafamı da ütülemiyorlar. Bak annem babamın başının etini yiye yiye doymadı. Adamın başında saç, ağzında diş kalmadı çalışamaz hale geldi.” der, ben de ona hak veririm.
Fabrikada çalışan ağabeyimin de birçok kız arkadaşı olduğunu biliyorum. Zaman zaman anlatır. Hiç biriyle de ciddi düşünmüyor. Zaten o kızların da evlenmek gibi bir düşüncesi yokmuş. Yani anlayacağın abi biz üçümüz de bir baltaya sap olduk sanıyoruz da anneme babama göre evlenmediğimiz için bir baltaya sap olamadık.
Beş yıl çalışmamın ardından kendi iş yerimi bir yıl önce açtım. Lastik satıyor, tamir ediyorum. Ayrıca akü de takıyorum. Aylık gelirim bazı aylar yüz bin bazı aylar da yüz elli bin lirayı buluyor. Kilom fazla olduğu için askere de almıyorlar. Yani kesintisiz çalışmaya kazanmaya devam edeceğim. Yaşım yirmiyi geçtikten sonra rejim yapıp zayıflamayı düşünüyorum. Bu kiloyla çalışmak zor geliyor. Düşünsene lastik değiştireceksin ve sırtında her zaman elli kiloluk çuvalla çalışıyorsun. Yoruyor haliyle.
Biz erkekler okumayıp kız kardeşlerimiz okuyunca anne ve babam hep başımıza kakardı:
“İlin İrkekleri ohur, gızları ohumaz, gocaya varır. Bizim irkekler ohumadı kızlar ohudu. Bu neşal iş arhadaş!” der durulardı.
Büyük ablam kamu yönetimi okudu. Bir işe giremeyince evlendi. İki çocuğu var. Onları büyütmekle uğraşıyor. Onun küçüğü olan ablam Felsefe bölümünü bitirdi atanamadı. Evde oturuyor. Onlar okudu da ne oldu? Harçlıklarını biz veriyoruz. Annem ve babam okuma konusu açılınca konuyu kapatırlar.
Bu kadar yeter abi. Seninle sohbet etmek güzeldi. Dükkâna gelirsen yine sohbet ederiz. (İnsanları hiç sözünü kesmeden sadece dinlerseniz sizinle konuşmaktan çok zevk alırlar. Bende de konuşacak moral yoktu zaten. Soru sorup çenemi kapattım.) Çekici tanıdığın yoksa benim bir arkadaş var. Hesaplı götürür. Çağırayım servise götürsün.” diyerek sözlerini tamamladı.
Çekiciye konum atıp gitti. Yarım saat sonra çekici geldi.Arabayı yükledi. Servisin önünde indirip gitti. Servis görevlisi ifademi aldı danışmaya yönlendirdi. Kayıtlar falan derken arabayı bırakın yarın gelip alın dediler. “Belki basit bir arızası vardır. Hafızasını sıfırlayıp yeniden başlatsanız düzelir. Beni bu sıcakta otobüse bindirmeyin” dememle de beni ikna etme çalışmalarına başladılar. O sırada danışmadaki güzel kız hızla dışarı çıktı. Önünde lacivert takım elbiseli, iri yüzü solgun bir adam büyük dağları ben yarattım edasıyla, çalımlı çalımlı yürürken arkasındaki danışman kızcağız adamın çantasını taşıyordu. Bürolara girip kayboldular. Konuştuğum bölüm müdürüne sordum:
“Kim bu adam?”
“Bizim patron.”
Arabayı bıraktım. Yürüyerek belediye otobüs durağına doğru giderken “kim bilir benden kaç lira alacaklar? Patronun çalımlı yürüyüşüne benim de küçük bir katkım olacak. Ne mutlu bana!” diye düşünerek belediye otobüsüne binip eve döndüm.
ahmet.kocak16hotmail.com.