Yolumun üzerinde olan Akdağmadeni’ne kırdım direksiyonu. Şarkışla ilçesindeyken öğretmenevini aramıştım. Yer olmadığını söylemişlerdi. Yine de arabayı öğretmenevinin karşısına park ettim. Bir de yüz yüze sormak istedim. Görevli boş oda olduğunu söylemesin mi? Demek ki iptal eden olmuş. O geceyi bu şirin ilçemizde geçirdim.
Akdağmadeni ilçemiz İç Anadolu bölgesinin en büyük ormanının kuzey kıyısında kurulmuş en güzel ilçelerden biridir. Bu şirin ilçenin temiz ve serin havasını içime çekerek dolaştım.
Ertesi gün doğduğum, büyüdüğüm Sarıkaya’dayım. Türkiye’nin en güzel illerinden biri olan Bursa’da yaşamama rağmen Sarıkaya’da yaşamadığıma bazen üzülürüm. İki kızı sevip birini alan; aldığıyla mutlu ama yine de gözü alamadığında olan adam gibi duyumsarım zaman zaman.
Çay içip dinlenmek için bir çay ocağına girdim. İçeride samimi konuşmalarından arkadaş oldukları belli olan üç adam sohbet ediyor. Aralarında tek yabancı benim. Türkiye gündemi onların da söyleşisine girdi;
-Şu dinimizle dalga geçen gomedyen gobelin adı neydi? Canımı çok sıktı yav!
-Şu kellesini masaya goyan mı?
-He. Şiy la işte Deniz Göğdaş mı ne garın aarısıysa o. İyi oldu içeri atmaları.
– Fikir özgürlüğü var memlekette. Bana göre içeri atılacak bir şey yok.
– Fikir özgürlüğü mü? Ondan dağal. Böylelerini asacan ki bi daha kisme cesaret idemesin.
-Yok daha neler? O kadar devleti soyanlar dururken…
Deniz’e canı sıkılanın; böylesi tehlikeli konuları bir yabancının önünde (Ben oluyorum) konuştuğu için rahatsızlığı yüzüne yansıdı. Adam asma oyununu çok oynadığı sözlerinden belli olan asmaya meraklı genç bana dönerek:
-Dayı sen kimsin, diye sordu. Son yıllarda dayı seslenişinin daha çok küçümseme olarak kullanıldığını bildiğimden ve ‘sen kim oluyorsun!’ tarzında sorduğu için yanıt vermekte bilerek geciktim. Yanıtım gecikince soruyu soran devam etti:
-Ben bunu tanıyom. Adı dilimin ucunda. Durun siz dimeyin. Ben bilecağam. Bu şiy la. (Tanıyacak gibi olması biraz hoşuma gitse de beni zamirlerle, sıfatlarla çıkarmaya çalışması temelli yüzümün asılmasına neden oldu. Sabırla bekledim.) O devam etti:
-Bunun gazatada bir yazısını ohuduydum. Adı neydi? Durun diyecaam; Tuğla Faribkası mıydı neydi?
-He ben de ohudum. Bu yazar.
-Hah yazar. Adı ahlıma şinci geldi. Dayı senin adın Aamet mi? Adımı anımsamış olması beni yumuşattı ve tam adımı söyledim.
-Ahmet Koçak.
-Sen şimdi bizi de yazarsın le? Döşenirsin ellaham.
-Yazarım tabii.
-Yaz da ıcık gozel yaz. Didiklerimizin kotülerini ayıtla da yaz.
-Olur. Hoşça kalın gençler, diyerek ayrıldım. Konuşmalarında zerre kadar saygı yoktu. Bir eğitimci olarak üzüldüm tabii.
Üç gün boyunca konaklayacağım Yeni bakımdan geçirilmiş Sarıkaya Öğretmenevine doğru yürüdüm. Öğretmenevi müdürü Fuat Aktaş, öğretmenevinin -personel yetersizliğine rağmen- ter temiz, bakımlı olmasını sağlamış. Türkiye’de pek çok öğretmenevinde konakladım. Burası en güzelleri içinde yer alır. Odaları aydınlık, geniş ve ferah. Öneririm.
İlçemin kıymalı pidesini çok severim. Bir kasaptan yüz liraya kıymalı içi hazırlatıp yanındaki fırına verdim. Yirmi beş lira da o aldı. Yüz yirmi beş liraya karnımı iyice doyurmuş oldum.
Sabahları kanal boyundaki fırında yumurtalı pide yaptırıp bitişiğindeki Necmettin’in kahvesinde çayla içtim. Necmettin doksanlı yıllarda Ağrı’dan ilçeye (Kayapınar tarafına) göçüp yerleşenlerdenmiş. Yumurtalı pide otuz beş lira. Çay da on üç liraymış. Burada ucuza yaşıyor insan. Hatta Orhan Veli’nin Bedava şiirindeki gibi bedava bile sayılabilir.
Bedava yaşıyoruz, bedava; / Hava bedava, bulut bedava; / Dere tepe bedava;/
Yağmur çamur bedava…
Ahmet KOÇAK