Anasayfa / Güncel / DİLENMEDEN EKMEĞİNİ KAZANMAK

DİLENMEDEN EKMEĞİNİ KAZANMAK

İlkokul dördüncü sınıfın yaz tatilindeydi. Dersleri ortaydı ama ağaçlara tırmanmada çok iyiydi. En sevdiği meyve erikti. Can erikle başlar, Kırmız erikle devam eder, Mürdüm eriğiyle sezonu kapatırdı. Kapanan sezon erik sezonuydu; kirazla, elmayla, armutla, ayvayla devam ederdi. O bir meyve severdi.
Ailesi onun meye sever oluşunu sever ancak köyün bahçelerine dadanmasını sevmezdi. Çocuklar öyledir; ailesi neden hoşlanmaz, hoşlanmadığını belli ederse onlar ona daha çok yönelirler.
Özcan da ailenin meşgul olduğu zamanlarda bahçelere dalardı. Yediğini yer yemediğini ceplerine doldurur köyün çocuklarıyla paylaşırdı. Başkalarının bahçesinden aşırdığı meyveleri bol bol dağıtırdı. Bu rüşvetle arkadaşsız kalmazdı. O nedenle köyün en sevilen çocuğu olmayı başarmıştı. Arkadaşları onu yazın sever, kışın ilgilenilmezlerdi. Hep öyle değil midir; çıkarına uygunsa ilgilenir değilse görmezden gelinirdi. Olsun; sezonluk da olsa arkadaşsızlıktan iyiydi.
Kendi bahçelerinden topladığı meyveleri sadece küçük kardeşine verir, kalanı mutfağa bırakırdı. Kimseye dağıtmazdı. Böyle bir seçiciliği vardı.
Kahvaltısını evlerinin önünde olan erik, kiraz kopararak yapardı. Ağaçlara tırmana tırmana dağcılara dönmüştü. Okulun bayrak direğinin ipi kopunca direğe onu tırmandırır ipi yerine taktırırlardı. O da ona okulda minik de olsa bir saygınlık sağlardı. Korkusuzdu, gözünü daldan budaktan esirgemezdi.
Evlerinin önündeki kiraz ağacını bitirince akşamın karanlığında köyün dışındaki bahçelerdeki kirazlara dadandı. Böyle zamanlarda yanına arkadaş almaz yalnız giderdi. Gürültü yapıp sahibini uyandırıyorlardı.
Kiraz mevsimi sona ermek üzereydi. Ağaçlar çırpılmış uzak dallarda kalmıştı. Köylüler alamayınca; onlar da kuşların nasibi der bırakırlardı. Özcan kuşların nasibine dadanmıştı. Bir akşam yüksek bir ağaca tırmandı. En uçtaki dallara yetişip bulduklarını yiyordu. Karanlıkta bir dalın gölgesini dal sanıp basmasıyla altı metre yüksekten aşağı düştü. Düşerken kendini kontrol edemedi. Sol kolunun üzerine düştü. Çok acı çekiyordu. Çelimsiz vücudu acıya dayanamadı bayıldı.
Eve gece yarısında geldiği için onu arayan olmadı. Annesi yatakları serip çocukları yatırırken Özcan’ın olmadığını fark etti. Hemen babasına söyledi. Babası:
“Biraz bekleyelim gelir herhalde.” diye geçiştirdi. Köyün ışıkları sönmüş ortalığı sessizlik kaplamıştı. Biraz safça olan babası köyün içini dolandı bulamadı. Çemberi genişleterek bahçelere baktı. Etrafı taşlarla çevrili bahçelere girmeden duvarından bağırdı:
“Özcan neredesin?” hiçbir bahçeden ses gelmedi. Özcan baygın yatıyordu. Sabaha kadar bulamadı. Özcan sabaha karşı ayılıp evin yolunu tuttu. Kolunu tutuyordu. Başından geçeni anlattı. Kolunun kendiliğinden iyileşeceğini düşünerek doktora götürmediler. Kolu şişti. Yakın köydeki kırkıcıya götürdüler. O, çıkan kolunu yerine yerleştirdiğini söyleyip gönderdi. Bir hafta da öyle yattı. Kolu elinden başlayarak morarınca hastaneye götürdüler. Kangren olan kolunu dibinden kestiler. Artık o tek koluyla yaşamını sürdürecekti.
Okuluna devam etti. Arkadaşlarının acıyan bakışlarına ve sözlerine alıştı, aldırış etmedi. Meslek lisesi elektrik bölümünü bitirdi. Askerlik yapmayınca yaşama erken başladı. Bir elektrikçi dükkânında çalışmaya başladı. Patronu onu inşaatlara götürmek yerine iş yerinde bıraktı. Elektrik malzemeleri satmaya başladı. Güvenilir ve dürüst bir gençti. Bunu anlayan patronu başka yere ikinci şubeyi açtı. Özcan’ı o dükkânda görevlendirdi. İşler iyi gitmeyince ikinci iş yerini kapatmaya karar verdi. Patronuna:
“Abi biraz birikmiş param var. Burayı bana devret.” Önerisinde bulundu.  Zor bulunan dürüst bir elemanını kaybetmek istemeyen patronu önce kabul etmese de sonra kabul etti. Malzemeleri aldığı fiyattan saydı. Elindeki parayı alıp gerisini kazandıkça ödemesini söyledi.
Özcan bir süre dayandı okul arkadaşlarından işsiz olanları yanına alıp inşaatlara gönderdi. Sonunda işleri yoluna girdi. Önce borcunu ödedi. Elemanların birikmiş alacaklarını ödedi.
        ***
Bursa’nın görmediğim mahallerine gidip dolaşmayı severim. Oradaki insan manzaralarını merak ederim. Gezim bitmiş dönecektim. Bir elektrikçi görünce aklıma evde bozulan iki priz geldi. İçeri girdim.  Kolunun biri olmayan Özcan:
“Hoş geldin abi buyur” derken gözüm kolundaydı. İki prizi masaya bıraktı. Ben de kendimi konuk sandalyesine bıraktım. Baktı gideceğim yok; laflamak niyetindeyim çay söyledi. Çayımızı içerken sorular sordum. Yıllardır benzer sorulara alışık olduğu, yanıtlar ezberinde olduğu için seri yanıtlarla anlattı anlattı; ortaya yukarıda yazdığım Özcan’ın kısa yaşam öyküsü çıktı.
Ahmet KOÇAK

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

OKUL SERVİS ŞOFÖRLERİNE TRAFİK EĞİTİMİ VERİLDİ

Sarıkaya İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından okul servis araçlarını kullanan sürücülere yönelik bilgilendirme eğitimi düzenlendi. 22 …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.