Anasayfa / Güncel / HASTANEDEN İNSAN MANZARALARI

HASTANEDEN İNSAN MANZARALARI

Kentin batısında yer alan Erzurum Şehir Hastanesi, çevre illere de hizmet sunan hilal şeklindeki girişine bağlı dört bloktan oluşan; tam donanımlı, çağdaş bir hastanedir. Dört yüz bin metrekare kapalı alana sahip hastane, bin beş yüz yatağı, iki yüz yetmiş yoğun bakım odası, üç yüz on adet poliklinik ve kırk ameliyathanesiyle güzel bir hastanedir.
Koridorlarında oluk oluk insanların aktığı, servislerinde yattığı, ameliyathanelerinde ameliyat olup sağlık bulduğu hastanede geçirdiğim zamanlarda duyduklarım ve gördüklerimi yazayım istedim.
Ramazan ayında hastane kantininde sigaranın yanında çayını yudumlayan otuz, otuz beş yaşlarında kara yağız genç:
“Abi kalp damarlarımdan ikisi yüzde doksan kapalı. Diğer iki damarım da yüzde seksen tıkalı. Kimisine By-Pass yaptılar, kimisine stent taktılar. İlaçlarla yaşayıp gidiyorum.”
“Neden sigara içmeye devem ediyorsun?”
“Ne payım abi bırakamıyorum. İnceldiği yerden kopsun!”
Kardiyoloji polikliniğinde sıra beklerken iki yaşlı kadın aralarında konuşuyor:
“Bu tohtur eyi tohtur. Bu hestehenede bek eyi tohturlar var. Eskiden Ünivirsite hestehenesinde eyi bir iki tohtur varidi. Şindi onlar da eyi degilmiş diyirler. Bıhtıler zeher. Bu tohtur babiye bay pas yapti. Aha şu çıhan edeme da yepti. İkisi de eyüdürler. Bu tohtur hesteleriynen çoh eyi ilgileniyir.”
 …
Tomografi bölümünde yanımda oturan adam:
“Abi bu sıranın geleceği yok. Bir sigaran varsa ver de dışarıda içip geleyim.”
“Olur vereyim. Nerenden şikâyetçisin?”
“Kalbimden.”
Ultrason odasının kapısı açılınca koşarak gitti görevliye:
“Ben mahkûmum. Diğer arkadaşların işi bitti. Bir ben kaldım. Beni alır mısın?”
“İçerideki hasta çıksın alayım.”  yanıtını alınca sevinçle yanıma geldi. Sigarayı uzattım;
“Abi şimdi beni alacaklar. Çıkınca alayım.”
“Mahkûmum dedin. Sizi serbest mi bırakıyorlar? Ya kaçarsanız?”
“Hiç kaçar mıyım? Kaçmam. Kaçıp o kadar çektiğim cezayı yakamam. Biz açık ceza evindeyiz. Hastalanırsak bu şekilde getirip hastaneye bırakırlar. İşimiz bitince jandarmalar toplar geri götürür.”
İçeri girdi. Çıkınca yanıma geldi. Sigara paketini uzattım. “Hepsini al” dedim almadı. Bir tane alıp dışarı çıktı.
  …
Kardiyoloji servisinde yan yatakta yatan hasta 1959 doğumlu. İki kez kalp krizi geçirmiş. İlk krize Yozgat’ta akrabalarını ziyaret ederken yakalanmış. Ambulansla Yozgat Şehir Hastanesi’ne götürmüşler. Yozgat’ta anjiyo yapıp tıkanmış kalp damarlarından birine stent takıp taburcu etmişler. Şenkaya’daki köyüne gelmiş. Bir ay sonra yine kalp krizi geçirmiş. Ambulansla Erzurum Şehir Hastanesi’ne getirmişler. İkinci anjiyo sonucunda tıkalı diğer kalp damarına da stent takmışlar. Şekeri düşmediği için bir hafta yoğun bakımda yatırmışlar.
Hollanda’da on beş yıl bir evde, yirmi bir yıl da başka bir evde bahçıvanlık yaparak emekli olmuş. İki bin beş yüz AVRO emekli aylığı alıyormuş. Refakatçisine:
“Şöyle güzel bir cağ kebap getir de yiyeyim.” dedi.
Yarım saat sonra beyaz köpük kapta gelen sıcacık cağ kebabı, pide ve turşu eşliğinde afiyetle yedi
“Senin şekerin yüksek değil mi?” diye sordum.
“Boş ver be arkadaş. Allah ne kadar ömür verdiyse o; ne bir gün eksilir ne bir gün artar. Allah’ın dediği olur. Yesem de yemesem de vade değişmez.” dedikten sonra biraz soluklandı devam etti:
 “Hah şöyle yav! Gözüm gönlüm açıldı!”
Yarım saat sonra hemşire şekerine baktı. İnsülin iğnesiyle üç yüze düşen şekeri dört yüz olmuş. Hemşire:
“Amca şekerin fırlamış. Dışarıdan yemek mi yiyorsun yoksa?”
“Yok kızım hastanenin verdiği yemekleri yiyorum.” Hemşire:
“Allah Allah! Nasıl olur? ” dedikten sonra insülin iğnesini yapıp gitti. Komşu bana açıklama yapma gereği duydu:
“Hemşerim buranın insülin iğneleri etkili değil. Hollanda’nın iğnelerinden bir tane yapsalar hemen düşürürdü.”
Ertesi gün pilav üstü döner ısmarlarken bana da önerdi. Teşekkür ettim.  İstemedim. Nefis döneri yedikten sonra;
“Oh ya! Dünya varmış! Kendime geldim. Öküzün önüne konan saman gibi yemekler getiriyorlar. Biz öküz müyüz? O kadar param var. Niye kazandım? Yiyeceğim tabi.”
“Yanlış yapıyorsun. Şeker hastası ekmek, pilav yer mi? Hemşire ya da doktor ne yediğini bana sorarsa söyleyeceğim.”
“Söylersen söyle; para benim, can benim.”
“Doğru hepsi senin de kendine hiç mi acımıyorsun?”
Bir saat sonra şekerini ölçen hemşire insülin iğnesini yaptı bir şey demeden odadan çıktı. Bir hasta bakıcı sedyeyle geldi. Bana baktı:
“Hadi hazırlan yoğun bakıma gideceğiz.”
“Bir yanlışlık olmasın. Hastanın adı nedir?” Kâğıda baktı o arkadaşmış. Bizim oda arkadaşını alıp yoğun bakıma tekrar götürdü.
Hastanelerde manzara bitmez. Başka bir manzarada buluşmak üzere… Ahmet KOÇAK

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

HEMŞEHRİMİZ RESSAM BETÜL ÜNLÜ KİTAP YAZDI

Ressam ve Yazar Betül Ünlü 1988 yılında Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde doğan Betül Ünlü, sanatın iyileştirici …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.