Samet’le Murat, ilkokulu beş yıl birlikte okudular. Samet son model otomobiliyle giderken kaldırımda omuzları düşük, kederli halde yürüyen okul arkadaşı Murat’ı görüp durdu. Arabanın camından kafasını uzatarak:
“Merhaba arkadaş. Adın Murat mı?”
“Evet.”
“ İlkokul öğretmenin Mustafa Ala mıydı?”
“Evet.”
“Ben senin sınıf arkadaşın Samet’im. Hadi atla arabaya işyerime gidelim.” Çekingen yapıya sahip olan Murat, işim var, diyerek başından savmaya çalıştı. Samet:
“Üzgün görünüyorsun. Gel arabayla gezelim. Bana neler yaptığını anlatırsın.” Murat arabaya çekinerek bindi.
…
Samet’in babası yoksuldu. Çok istemesine rağmen onu ortaokula veremedi. Elinden tutup oto sanayiye götürdü. Samet’le birlikte onu çırak olarak vereceği tamircileri dolaştılar. Önü arabalarla dolu, işleri iyi olan tamirhane sahibi Akif ustaya çırak verdi Samet’i.
Samet, karın tokluğuna altı ay çalıştı. Ustası asık suratlı bir adamdı. Onu azarlar, işine dikkat etmediği zamanlarda tokatlardı. Eve giysileri yağ, kir içinde yorgun geliyordu. Boş kaldığı zamanlarda ortaokulların bahçelerinde oyun oynayan yaşıtlarına gıptayla bakardı.
Altı ay sonra haftalık almaya başladı. Haftalığı ile gezer, tozar gazoz içerdi. Arkadaşlarıyla sokaklarda gece yarılarına kadar dolaşırdı. Yırtık biri olup çıktı. Kalfa olup haftalığı artınca ailesine destek olmaya başladı. Kendine güveni geldi ve kız arkadaşlar edinmeye başladı. Askere gitmeden usta olmuş, dolgun haftalığı ile küçük kardeşlerinin okul masraflarını karşılamaya başlamıştı.
Askerlik dönüşü hayali olan iş yerini açtı. İşleri çok iyiydi ve bol para kazanmaya başlamıştı. Mahalleden bir kızla evlendi. Kendi düğün masraflarını kendisi karşıladı. Eşini yeni satın aldığı tek katlı eve gelin getirdi. Evin üzerine katlar çıkmaya başladı. Beş katlı bir apartmanı oldu. Zaman zaman çıkan aflarla dairelerine oturma izni aldı.
Evden iş yerine, iş yerinden eve geçen yaşamında para harcayacak yer bulamıyordu. O da birikimleriyle otomobil, daire, işyerleri aldı. Kırk yaşına geldiğinde; kirada beş dairesi, iki iş yeri, dört arabası vardı. Motosiklet meraklısıydı ve iki de motoru vardı.
Evine bağlı, çocuklarını pırıl pırıl hazırlayıp okula gönderen, onların iyi eğitim alması için çok çabalayan bir eşe sahip olması en büyük kazancıydı. İlkokulu bitiren iki erkek evladını da özel okullara vermişti. Çocukların okullarına yakın olsun diye yeni bir binadan dubleks bir daire alıp orada oturmaya başlamıştı.
…
Otomobilini kentte çok tutulan bir lokantanın oto parkına çeken Samet:
“Acıktım Murat. Hadi bir şeyler atıştıralım. Neler yaptığını anlatırsın” Mahcup olan Murat:
“Teşekkür ederim benim karnım tok. Sen ye.”
“Olur mu canım öyle şey? Ayda yılda bir sıra arkadaşımı bulmuşum. Yedirmeden içirmeden salar mıyım?” Garson:
“Samet abi ne yemek istersiniz?”
“Bak arkadaşım ne yerse ben de aynısından yerim.”
“Hoş geldin abi. Ne istersiniz?”
“Kuru fasulye pilav” Murat:
“Başka şey isteseydin; şöyle etli metli yemekler. Neyse bana da aynısından getir. Pilav üzerine bolca döner koydur.”
“Olur abi.” Durgun ve üzgün gördüğü arkadaşını konuşturmak için;
“Anlat bakalım Murat. Neler yapıyorsun?”
“Üniversiteyi bitireli on beş yıl oldu. Hiçbir iş bulamadım. O nedenle evlenip bir yuva kuramadım. Annem yıllar önce vefat etti. Babam işçi emeklisiydi. Babamla birlikte kiralık bir evde yaşıyorduk. Babamı da bir ay önce kaybettim. Emekli aylığı da kesildi. Geçen ayın ev kirasını evli küçük kız kardeşim gönderdi. Önümüzdeki ay ne yapacağımı bilemiyorum. Kusura bakma dertlerimle seni üzmek istemezdim.” duydukları karşısında yedikleri boğazına dizilen, böyle durumlarda pratik çözümler üretebilen Murat:
“Üzülme arkadaşım. Bak beni de üzdün. Arkasında bir camekânlı bir odası olan bir tamirhanem var. Evi boşalt orada yat şimdilik. Boş bir iş yerim var. Eşyalarını oraya taşıyalım. Evimin giriş katındaki kiracı bir ay sonra çıkacak. Sana orayı veririm oturursun.
İş yerinde ben yokken müşterileri karşılayacak, bana yardım edecek birini arıyordum. Sana çıraklık öneriyorum. Yemen içmen bana ait. Temizlik yaparsın, bana anahtar uzatırsın. Kim bilir belki ilerde sen de usta olursun.”
Kendi kendine; “kırk yaşında çırak!” diye söylenen Murat ertesi gün valiziyle ve bir çekyatıyla üst kattaki büroya taşındı. İlk çalıştığı günün gecesinde gözyaşlarını tutamadı.
Ağlaması açmazdan kurtuluş sevincinden miydi, düştüğü acıklı durumdan mıydı bilemedi.
ahmet.kocak16@hotmail.com.