Anasayfa / Köşe Yazarları / AH ŞU YAŞLILAR

AH ŞU YAŞLILAR

İnsan yaşlanınca daha çok D vitamini almalıdır. Güneşlenmekle bedavadan almak olasıdır. Kış günleri az güneşli geçtiğinden güneşli bir gün olduğunda hemen kendimi parklara atarım. Bugün hava güneşli, güzel bir gün ve ben bedava D vitamini almak için düştüm yollara. Yakındaki parkta gezdim. Dönüşte kendimi güneşe sermek için uygun bank aradım. Bankta oturmak da bedavadır bu memlekette.
Baktım güneş gören bir bankta iki yaşlı adam oturuyor. Saat 17.00’yi gösteriyor. Yanlarına gelince;
“Şöyle yanaşın da ben de oturayım gençler.” dedim. Gençler dediğim yaşlıların bundan hoşlanmadıklarına hiç rastlamadım. Zayıf adamın yanına doğru yanaşan göbekli adam yer açtı.
“Nasılsınız? Az aylıkla geçinmeyi öğrendiniz mi?” diye ortalığa sordum. Göbekli olan:
“Ayağını yorganına göre uzatırsan geçinirsin. Allah’ın bugününe de şükür.” dedi. Zayıf olan konuşuyor ama şişman adamın göbeğinden yüzünü göremiyordum. Görmek için eğilerek ona baktım. Adam:
“Her şey çok güzeldir. Aylık alıyorlar bir de sızlanıyorlar. Nankör bunlar.”
“Kaç lira emekli aylığınız var?” diye sordum. Şişman olan:
“14 bin alıyorum.” Zayıf olan:
“Primlerimi yüksekten yatırdığım için ben 25 bin alıyorum. Aylığa pek ihtiyacım olmuyor. Çoğunlukla çekmem, bankada kalır.” Şişman olan bana açıklama yapma gereği duymuş olacak ki;
“Kirada evleri, iş yerleri ve Karacabey’de arazileri varmış. On beş dönümlük çiftliğinde meyve ağaçları varmış. Bu hafta sonu bana iş önerdi. Yarın gidip bakacağım iş nasıl bir işmiş. Ona göre fiyat vereceğim.”
“Siz yeni mi tanıştınız? Öyle sakin, samimi arkadaş gibi oturuyordunuz ki, sandım ki eski arkadaşlarsınız. Varsılları severim. Bak arkadaş ne güzel varsıl biri imiş. Örneğin seninle benim gibi emekli aylığıyla geçim mücadelesi veren insanlardan memlekete bir fayda gelmez. Bak sana iş önermiş. Ne mutlu sana! Köyde büyüdüm, çiftçilikten hayvancılıktan iyi anlarım. Ben de gelip bakayım.” diye sözlerimi tamamladım. Sorumun muhatabı zayıf adam:
“ Olur, yarın seni de alayım.” Övülmenin ve bol işçi bulmanın sevinciyle yüzü gülen adam sözlerine devam etti:
“Gençler çok haylazlar. “Gelin çalışın kaç lira yevmiye isterseniz vereyim” diyorum hiç biri gelmiyor. Yiyip içip yatalım diyorlar. Ne varsa eskilerde var. Adam bulabilsem koyun alıp bakacağım da adam yok. Arkadaş kabul ederse üç gün o, dört gün ben bakarım. Koyunları ben alırım. Sen sadece merada otlatsın ağıla getirirsin yeter. Kurbanda satar parayı bölüşürüz.” Şişman olan:
“İyi olur.” Ben söze girdim;
“Hani gül gibi geçiniyordun altmış yaşından sonra çiftlikte çalışacaksın, koyun bakacaksın. Zor gelmez mi?”
“Hayır, zor gelmez. Gül gibi geçiniyorum da fazla mal göz çıkarmaz.”
(İkisi de oruçluymuş. Hatta zayıf olan kanser olduğu halde orucunu tutmaya devam ediyormuş. Dün yatsı namazından sonra Sarı Cami’de dağıtılan baklavayı çok kaçırmış. O nedenle midesi biraz keyifsizmiş. Su içebilse geçecekmiş Varlıklı arkadaş grubu varmış. Her yatsıdan sonra bir arkadaşı tatlı dağıtırmış. Biz de gelsek yermişiz. Karısına babasından kalan malları idare ediyormuş. Tanıyanlar ona iç güveyisi diye takılıyorlarmış. Şişman olan kumaş boyama işinden emekli olmuş. Asgari ücretle (O askeri ücret diyor) çalışmış. Sadece oturacak bir daire alabilmiş.)
Baktım iftara daha çok var, adamlar yemek düşünüp duracaklar; biraz sorun çıkarayım da vakitleri iyi geçsin diye:
“Ben hayvancılıktan çok iyi anlarım. Beni de aranıza alın. Sen üç, diğeri de üç gün baksın. Ben sadece bir gün gelirim. Hayvanları sattığımızda kârı üçe böleriz. Başka türlü kabul etmem.” Dedim. Ortalık karıştı. Yerlerinde rahat oturamaz oldular. Beyinlerinin beni kırmadan nasıl haşlayacakları konusuna yoğunlaştıkloarı belli oluyordu. Şişman olan kötü kötü güldü. Kalçalarını bankta kıpırdattı:
“Öyle şey olur mu? Gerçi ben karışmam. Arkadaş bilir.” diyerek zayıf adama havale etti. Zayıf adam:
“Öyle şey olmaz. Bu şartlarda seni alamam. Hem senin ne özelliğin var?”
“Öyle hemen kestirip atma. Koyunlar nazik olur. Hemen hasta olurlar. Ben aşılarını, tedavilerini yaparım. Veteriner kaça gelir biliyor musun? Öyle güzel tuz verir, otlatırım ki çok kilo alırlar. İki katı fiyata satarız.”
“O zaman seni de alayım üç gün sen gel, üç gün arkadaş gelsin. Bir gün de ben geleyim. Ağıl, mera, para benden siz de bedavadan para kazanacaksınız.”
“Vallahi size de iyilik yaramıyor. Bak pişman olursunuz. Benim koşullarımda beni de aranıza alın. Pişman olmazsınız.” Zayıf olan:
“Ezanın okunması yaklaştı. Ben yavaş yavaş eve gideyim. Arkadaş sen o koşullarda bir iş bulursan bana da haber ver. Hadi iyi akşamlar.” dedi ve ayrıldı.
Yorgan gitti kavga bitti örneği varsıl adam gitti biz de ayrıldık.
ahmet.kocak@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

MAHRUM BİR KÖYDE YAŞAMAK

Köy: Türkçe, Osmanlı Türkçesi ve Kırım Tatarcası gibi coğrafi olarak batıya özgü Batı Oğuz dillerinde …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.