Arabamla köye doğru giderken uzaktan tanıdığım altmış yaşlarında Haydar el kaldırdı durdum. Hafif yağmur çiseliyordu. Selam verdi yan koltuğa oturdu. Belli ki yağmur fazla ıslatmasın diye hızlı yürümüş soluk soluğa kalmıştı. Bir süre sonra solunumu normale döndü.
Tam önümüzde bir gökkuşağı oluştu. Onu izleyerek yoluma devam ederken üstünde ikinci bir gökkuşağı daha oluşunca izlemeye doyum olmadı. Ben iki gökkuşağının arasındaki eşit aralığa bakarken Haydar:
-Ne güzel değil mi Ahmet Bey? Biri bile yeterken gölgesi gibi ikinci bir gökkuşağının oluşması?
-Evet. Güzel diye yanıtladım.
-Durur musun, dedi.
-Neden?
-Sen dur hele. Parlak olan gökkuşağının yere değdiği yere çok yaklaştık.
-E e dedim, yaklaşınca ne oluyor ki?”
-Ben bir koşu gidip ayağının altından geçip geleceğim. Kapıyı açtığı gibi gökkuşağının ayağına doğru koştu. Yüz metre ilerideki söğüt ağacının önüne düştüğü yere vardı. Geri döndü koşarak arabaya bindi. O gelmeden önce oturduğu yere bir poşet koymuştum. Hışırdatarak oturdu. Soluk soluğa:
-Çocukluğumdan beri gökkuşağının altından geçmeye çalışırım. Bir türlü geçemedim. Bu sefer çok yaklaştım belki geçerim de dilek dilerim dedim.
-Ne dileyecektin ki?
-Gençliğimde bir evim bir arabam, güzel bir eşim olmasını dileyecektim. Bir türlü altından geçemedim. Hiçbiri olmadı. Az önce geçseydim sağlık dileyecektim.
-Eşin, evin, araban hiç olmadı mı?
-Olmadı. Cahit Sıtkı’nın dediği gibi; “Zamanla nasıl değişiyor inan! Hangi resme baksam ben değilim…” Yaşlandım. Gökkuşağının altından geçseydim gençliğimin geri gelmesini dileyecektim.
-Yani yaşamdan memnun kalmadın mı?
-Evet, memnun kalmadım. Küçük bir devlet memuru olabildim. Aylığım anca bana yetiyordu. Evlenmeden önce bir ev alayım diye para biriktirmeye ve dua etmeye başladım. Enflasyon yüzünden eve yaklaştım dedikçe o uzaklaştı. Tıpkı az önce gökkuşağının yaklaşınca uzaklaşması gibi. Zahmet olmazsa yine durur musun? Gökkuşağının ayağı dereye düştü. Çok da yakın. Bir koşu gidip altından geçeyim. Belki bu sefer olur.
Baktım parlak olan gökkuşağının ayağı derenin berisine düşmüştü. Yağmurda koşarken Haydar’a baktım, ne dertleri varmış diye düşündüm. Yine dönüp arabaya bindi.
-Yine olmadı! Ne diyordum eve ulaşamayınca araba bari alayım dedim. Dualarım bu sefer araba üstüneydi. Kız istemeye giderken arabam var, derdim de verirlerdi belki de. Dualarım hiç işe yaramadı. Tam arabaya yaklaştım alayım artık derken o da deminki gökkuşağı gibi yanına varınca uzaklaştı.
-İmanın tam olmadığı için duaların tutmamış olabilir mi?
-Tamdı. Dualarım boş çıkınca önce namazı bıraktım. Sonra da tamamen soğudum.
- Duaların çıkar üstüneymiş gibi gözüküyor.
-İnsan bu dünyada eksik olan şeyleri için dua eder, Tanrı’dan istekte bulunur. - Sence suçlu kim?
-Suçlu benim. Demirel’den beri hep sağcı partilere oy verdim. Onlar beni ve benim gibileri kandırdılar. Kendileri ve yandaşları devletin gelirlerini afiyetle yediler. Vadettikleri güzel günlere bir türlü kavuşamadım. Keşke bir sefer oyumu sol partilere verseydim. Sağ partiler onları kötülediler, şimdiki dirliğinizi de kaybedesiniz diyerek bizden oy alırlar. Bir sefer deneseydim ne kaybederdim ki; bundan kötüsü olmazdı diye düşünüyorum.
-Çok geç anladım diyorsun yani…
-Evet. Ahmet Bey rica etsem arabayı hızlandırsan da Gökkuşağının altından geçsek olur mu?
-Olur, dedim gaza bastım. Yol düzdü. Ben hızlandıkça Gökkuşağı aynı hızda uzaklaştı. Sonunda birden kayboldu. Haydar bağırdı;
-Hocam yavaşla. Gökkuşağı kayboldu.
-Altından mı geçtik yoksa Haydar?
-Evet, altından geçtik galiba. Dilek tutmayı unuttuk. Geri dönelim ben arkaya bakarım. Görününce geri gider, altından geçerken dilek dileriz.
-Tamam dedim. Geri döndüm. Ben geri giderken Haydar arkaya baktı gökkuşağı bir türlü görünmedi.
-Ahmet Bey boşuna gittik. Biz aslında gökkuşağının altından geçtik ama farkında olamadık. Dilek de dilemedik. İlk kez dilek dileyebilecektim o da olmadı.
-Canın sağ olsun Haydar başka bir gökkuşağı çıktığında yine deneriz.
-Olur hocam.
Aradan altı ay geçti hiç gökkuşağı çıkmadı. Köy camisinden sala verildi. Sonunda imam:
-Köyümüz sakinlerinden Haydar Altun Hakkın rahmetine kavuşmuştur… Ahmet KOÇAK