Anasayfa / Güncel / KURTULDUK

KURTULDUK

“Yedi yaşına gelsem de ilkokula başlasaydım” diye düşünürken ilkokula başladık. Bir arkadaş var ilkokulda huysuzluğuna paralel irice. Sınıfta sessizleri bir köşeye sıkıştırıp üzerlerinde öğrendiği yeni dövüş tekniklerini dener. Uygulamalı öğrenmek en güzelidir. Özellikle de öğretmene şikayet etmeyenlere dadanır. Bulduğu yerde yumruk attığı yerlerin şekillerini merek ettiğinden değişik yerlere vurup ertesi gün durumuna bakar, beğenirse başka bir bölgeye çalışır. İlkokul bitti o arkadaştan kurtulduk …
Ortaokula geçtik. Öğretmenin biri taktı kafayı. Her derste tahtaya çıkarıp sorular sorar. Bilemedikçe döver. O dövdükçe bilemez, bilemedikçe o döver. Bir kısır döngü başlar. Bilgi düzeyinizi iyi bilir, özellikle bilmediğiniz yerlerden sorar. Bu ilkokuldaki arkadaştan bin beter. İri yarı, güç kuvvet yetmez biri. Okul müdürüne şikayet etmek sorunu çözer mi diye düşünürken bir yıl biter. Okul açıldığında tayini çıkmış gitmiş. Bizde bir sevinç bir sevinç! Bakalım gelen gideni aratacak mı? O da gitti kurtulduk…
Ortaokul, lise bitti. Üniversite sınavı hepsinden beter. Sorsalar, “ders çalışmak mı dayak mı?” Biz:“Dayak” deriz. Bu yaşa kadar antrenmanlıyız nasıl olsa iki şamarın lafı mı olur? Bir saate kalmaz acısı geçer. Çaresiz; diz kırılıp derslere çalışılacak. Bakalım kazanacak mıyız? Kimseye söylemediğimiz bir meslek var içimizde bakalım olacak mıyız? Mesleğimizi biz değil aldığımız puan seçer. Gelen puanla hiç istemediğimiz bir bölüme gireriz. Olsun istediğimiz meslek olmasa da sınav stresinden de kurtulduk…
Mesleğe başlarız. Deneyimli memurların küçümser bakışları, akıl vermelerini göğüslerken müdür kafayı takar bu kez. İkide bir odasına çağırıp akıl verirken bir yandan iğneler. İğnelemeye tepki gelmeyince gittikçe dozu artırır azarlamaya başlar. Baktı sessiz biri diş geçiremediği diğer memurlara göz dağı vermek maksadıyla onların içinde azarlamaya başlar. Stajyersin dişini sıkıp dayanacaksın artık. Stajyerlik mülayim bir yapıda olunduğumuz için şükür kalktı. Kalktı da ne oldu? Müdürde de bizde de bir bir değişiklik yok. Alıştık ikimizde. O azarlar biz dişimizi sıkarız derken müdürün tayini çıktı kurtulduk…
Askere gideriz. Zaten azarı, dayağı göze alarak gittiğimiz, ruhen ve bedenen hazır ve nazır olduğumuzdan yirmili yaşlarımızda başladık komutanlardan azar işitmeye, yumruk, tokat yiyip başımızda yıldızlar uçuşmaya. Elleri acımasın diye başka araçlarla görevini icra etmeye başlarlar. En kralı da kazma sapıdır. Kazma sapı neremize gelirse daha az hasar verir hesapları yaparken askerlik de bitti kurtulduk…
“Ekmeğini eline aldın. Askerlik de bitti. Hadi ne duruyorsun evlensene” der, bizden önce başkaları düşer çabasına. Çöpçatanlık sevenler girer devreye. Evleneceğin adayların meziyetlerini duydukça şaşkınlık yaşarsın. Ne insanmış da ben bilmezmişim. Bir evlendirme akıntısı başlar. Öyle bir akıntı ki önünde durmak olanaksız. İstediğine sen ulaşamazsın, istemediğinle evlenmek durumunda kalırsın. Bu yaşına kadar çetin bir yaşamın oldu. Sevmeye, aşık olmaya ne takat bıraktılar ne de cesaret. Zaten ne gönlünce oldu ki bu olsun? Önüne çıkan ilk adayla evlenirsin. Böylece bu büyük sorundan da kurtulduk…
Ev kiralayıp oturursun bir apartman katına. Üst komşu çok gürültü yapar. Kavgaları hiç eksik olmaz. Onlar birbirlerini dinlemeden birlikte bağırırken alt katta onları dinlemek de bize düşer. Kadın bağırır: “Seninle evlendim de bir gün yüzü mü gördüm. Gençliğim, güzelliğim senin elinde heder olup gidiyor. Beni bir kez beş yıldızlı otelde tatile mi götürdün erkeğe benzemedik!” Bunları duyar da kadın kısmı rahat durur mu? Bizimki de başlar: “Ben bir gün gün yüzü görmedim…” demeye. “Hele bir ev alıp kiradan kurtulalım o da olur inşallah”lar daha da azdırır kadını. Üstteki kadının istekleri hiç bitmez. Bizimkine de malzeme verir. Gece kavga edip gündüz uyurlar. Her günümüz uykusuz geçer. “Uyumuyoruz bari bir çocuğumuz olsun da onu büyütelim” derken çocuk doğar. Çocukların doğumu tüm sorunları önemsizleştirir. Kavgacı komşular taşındı gitti. Onlardan da kurtulduk…
Bu sefer çocuk başlar bağırmaya uykunun en tatlı yerinde. Beslenmesi, giysileri, bakımı derken gittikçe büyür. Gece ağlamaları azaldı bu sefer bıdır bıdır konuşmaya, soru sormaya başlar. Elde avuçta durmuyor. Peşinden koşmaktan helak oluruz. “Çocuk büyüse de okula başlasın varsın öğretmeni ne ederse etsin” derken o da okula başladı kurtulduk…
Başımızı sokacak bir evimiz olsaydı derken tüm birikimler oraya yatırılır. Bir de üstüne kredi çekilir on yıl ödemeli. Kiracıyken iyi kötü yiyecek bir şeyler olurdu. Ev alınca darlık günleri başlar. Geçim sıkıntısı hat safhada olsa da ev alınmış içine taşınılmıştır. Ev derdinden de kurtulduk…
Yaşam, hızla akan nehirde akıntıya karşı yüzmeye benzer. Sen yüzerken akıntıya ilaveten sorun dediğimiz kalaslar gelir, çarpar, debeletir. Yaşam, mücadele derken ömrün sonuna doğru bir sakinlik dönemi başlar.Artık akıntıya karşı yüzmeye gerek kalmamıştır. Sırt üstü suya yatıp kendini akıntıya bırakma devri, yaşlılık gelip çatmıştır. Bu sefer de vücutta oluşan hasarlar, kalaslar gibi sakin yüzerken gelip gelip çarpar, canınızı acıtmaya devam eder. Vade gelir Azrail canı alır. Çok şükür öldük de bu hayattan kurtulduk…
İnsan yaşamı boyunca iyi ve rahat yaşamak için didinir durur. Mezara baktığımızda kral mezarı ile köle mezarı arasında bir fark yoktur ve nasıl bir yaşam sürdükleri hiç fark edilmez. İkisi de toprak olmuşlardır sonuçta. Belki kral iyi beslenip bol kalsiyum aldığından kemikleri yüz yıl geç çürümüştür o kadar…
ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

PARKE TAŞ DÖŞEME VE İNŞAAT BAKIM ONARIM İŞİ YAPI İŞLERİ VE TEKNİK DAİRE BAŞKANLIĞI YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI YOZGAT BOZOK ÜNİVERSİTESİ

PARKE TAŞ DÖŞEME VE İNŞAAT BAKIM ONARIM İŞİ YAPI İŞLERİ VE TEKNİK DAİRE BAŞKANLIĞI YÜKSEKÖĞRETİM …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir