Anasayfa / Güncel / MUSTAFA TOPALOĞLU’NU ZİYARET-2
Yazı Dizisi

MUSTAFA TOPALOĞLU’NU ZİYARET-2
Yazı Dizisi

Katık aşı dediğimiz; ayrana katılan yarma, yeşil mercimek, nohutla yapılan çorba eşlik etti söyleşimize. Çocukluğumuzun çorbası önümüze gelince mutlu olduk. En çok da Şahin Güvenç mutlu oldu. Hollanda’da okuyup, orada çalıştığı için hasret kalmıştı besbelli. “Çaylarınızı ince belli bardakla mı, yoksa kupada mı istersiniz” diye soran Mustafa Bey’in hanım kızına (“Hanım kız” hitabı geçenlerde Türkiye’nin gündemini meşgul etmişti. Hatta dava konusu bile olmuştu. Bunu korkarak yazdım. Umarım sorun olmaz). “Sizin için hangisi uygunsa onunla getirin lütfen” diyerek grubun lideriymiş gibi ön aldım.
Kupalarla gelen çaylarımız da söyleşimize eşlik etti. Mustafa Bey’e kendisini tanıtmasını rica ettik. Bizi kırmadı: “İlkokulu köyde, Ortaokulu Boğazlıyan’da, liseyi de Kayseri Sümer Lisesi’nde okudum. Yüksek okulu Necatibey Eğitim Enstitüsü’nde tamamladım. Ankara, K.Maraş ve Mersin’de çeşitli okullarda Türkçe ve Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptım. Maraş’ta çalışırken yerel gazetelerde muhabirlik ve köşe yazarlığı yaptım. Hala da devam ediyorum köşe yazarlığına çeşitli yerel gazetelerde. Kışı Mersin’de, Yazı burada baba evinde geçiriyoruz(çocukluğunda çok üşümüş, artık üşümek istemiyor besbelli). Yayımlanan kitaplarım var. Elimde olan ikisinden sizlere imzalayıp hediye edeyim.” diyerek kendisini tanıttı. ‘Bir Nazar Eyledim’ ve ‘Bizim Köyden İnsan Manzaraları’ adlı iki kitabını imzalayıp dört konuğa takdim etti. Şahin Bey yukarıda adını andığım imzalı kitabını Mustafa Bey’e takdim etti. Ben de elimde son kalan üç adet “Geçmiş Zaman İzinde” adlı kitabımı imzalayıp; Mustafa Gürel’e Mustafa Topaloğlu’na ve Yüksel Koç’a takdim ettim. “Şahin Güvenç’i neden seçtiniz, yazık değil mi?” diyenler olabilir. Ona önceden imzalamıştım tüm kitaplarımı.
Ev yapımı bazlama üzerine pişmiş kıyma konulup kat kat dizilen yemeğimiz geldi. Bizde “bazlama mantısı” denilen, üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek yenen (yanında acı sivri biber ısırarak yemeye doyum olmaz) bu yemeği yerken; “bazlama mantısı dediğimiz bu yemeği mantı sıkamaya üşenen bir kadın bulmuş olmalı” dedim. Yemek de gelince kim tutar beni…
“Mustafa Topaloğlu ne kadar karizmatik bir isim; tam yazar ismi” diyerek imrentimi dile getirdim. Benim adımın sıradanlığını anlatırken; “İnternete “Ahmet Koçak kitapları” yazdım. Akademisyen, çok kitap yazmış, başka bir Ahmet Koçak kitapları çıktı karşıma. Benim üç kitabı da onun kitaplarının arasına katmışlar. Köylerde üç beş koyunu olanlar götürür ağanın sürüsüne katar ya koyunlarını benim kitaplar da onun sürüye katılmış. Mustafa Bey’in başına böyle şeyler gelmiyordur.” dedim. “Hiç gelmedi” dedi Topaloğlu. Mustafa Gürel kendi soyadının öyküsünü anlattı; “İlk soyadları verilirken nüfus memuru bakmış babamın elleri iri iri “sizin soyadınız Gürel olsun” demiş.” Soyadından memnun Yüksel Koç aldı sözü; “benim dedem de köye nüfus memuru geldiğinde davar güdüyormuş. Memurun yakınından koç geçmiş.” soyadınız “Koç olsun” demiş. İyi ki yakınından koyun geçmemiş o sırada” diye soyadını nasıl aldığını anlattı. Şahin Güvenç soyadından memnun olduğunu belirtti.
Ev sahibi aldı sözü: “Biçer vaktinde tarlalar biçerdöverle biçilirken öğle dinlenmesi sırasında bizim köyden biri sigarasını söndürmeden yere atmış. Sap yığınına düşen izmarit sapları tutuşturunca yangın çıkmış. İnsanları almış bir telaş; kimi biçerdöverini, kimi traktörünü, kimi kamyonunu yangından kaçırma telaşına düşmüş. Nice mücadeleden sonra yangını söndürmüşler. Öfkelerini izmariti yere atana yöneltip :“Neden söndürmeden cuvaranı yere attın!” dediklerinde O: “Ben atmadım helikopterden attılar.” demiş. Bu yaşanmış olayı bir öykümde yazmıştım.” dedi. Sözü bittikten sonra Mustafa Gürel: “Şimdi efendim, helikopter pilotu kolu çevirerek camı aşağı indirmiş, sol kolunu pencereye dayayıp, sağ elinde bitmek üzere olan sigarasını orta parmağı ve başparmağı arasında sıkıştırıp, yere doğru fırlatmış ve bu elim olay meydana gelmiş olmalı.” dedi ve bizi güldürdü.
Aydın kesim bir araya geldiğinde konu döner dolaşır “Müslüman ülkelerin bilimde, sanatta, tarımda, ekonomide geride kalmasına gelir. Bizim söyleşimizde de geldi doğal olarak. Yüksel Koç, “dünya yüzünde bin çeşit Müslümanlık vardır. Birinin dediğine diğeri inanmaz. Arabistan’da çalışırken bir yakınım yanıma geldi. Onu Medine’deki Peygamber efendimizin mezarının olduğu mescide götürdüm. Mezarının etrafı demir parmaklıklarla kapalıdır. Yakınım ellerini açıp mezara doğru döndü dua okumaya başladı. Orada nöbette olan Suudi asker geldi eline vurdu “Ona değil, Allah’a dua et” dedi. Onlar mezar ziyaretlerin yasaklamışlardır. Bizde mezarda yatanlardan medet umanlar oldukça fazladır. Herkes kendi çıkarına uygun bir din uydurmuş.” dedi. Mustafa Topaloğlu da yakınlarda yapılan bir ermişin mezarına bina yapanların öyküsünü yazdığını söyledi.
Mustafa Gürel: “Ortaokulda okurken köylülerinden birine Dünya’nın yuvarlak olduğunu ve uzay boşluğunda dolaştığını karpuzla anlatmıştım.” dedi. Mustafa Topaloğlu durur mu? Hemen uygun bir olay anlattı: “Adamın biri dünyanın yuvarlak ve uzay boşluğunda dolandığına inanmıyormuş. “Peki, dünyanın altında ne var?” demişler “Kaplumbağa var” demiş. “Peki, kaplumbağadan sonra ne var?” diye sormuşlar; “ondan sonra hep kaplumbağalar var” demiş.”
Şahin Bey; “İzniniz olursa bir fıkra anlatayım. İdama mahkûm edilmiş dört mahkûma; “kurşuna dizilerek mi ölmek istersiniz yoksa giyotinle mi?” diye sormuşlar. Birinci mahkûm “giyotin” demiş. Boynunu kütüğe yaslamışlar. Giyotinin bıçağı parıldamış yukarıdan. Bıçağı serbest bırakmışlar. Bıçak tam boynuna yaklaşınca durmuş. Bu durumun Tanrı’dan geldiğini düşünüp, adamı affetmişler. İkinci mahkûm bakmış giyotin inmiyor o da “giyotin” demiş uyanık. Yine giyotin aynı yerde durmuş. Onu da salıvermişler. Derken sıra bizim Karadenizliye gelmiş. Ona da tercihini sormuşlar. O da: “Bu giyotin bozuk. Ben kurşuna dizilmek istiyorum” demiş, kurşuna dizmişler. Sıradaki Alman makine mühendisiymiş. Ona da tercihini sormuşlar: “Bu giyotin bozuktur. İsterseniz ben onu tamir edebilirim” demiş.
Ev sahibi aldı sazı: “Bu gün bize hoş geldiniz erenler” türküsüyle başlayıp, başka türküler söyledi. Kulaklarımızın pası silinmiş vaziyette bizi yolcu etti.
Mustafa Topaloğlu’na ve ailesine konukseverliklerinden dolayı teşekkür ederek vedalaştık. Söyleşimizden kalan, söyleyemediğimiz şeyleri de dönüş yolunda söyleyerek, içimizde birikenleri anlatarak rahatlamış olduk. Güzel insanlar, güzel arabalarına binip Sarıkaya’ya döndüler. Beni aldıkları yerde bırakıp, yollarına devam ettiler. Bu ziyarette aklımda kalanlar bunlardan ibarettir. Selam ve sevgilerimle…
Ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

ÇIKRIKÇI MAHALLESİ’NDE İMAR ÇALIŞMALARI BAŞLADI

Karayakup Kasabası Belediye Başkanı Talat İbiş, Çıkrıkçı Mahallesi’nde imar çalışmalarının başladığını duyurarak yürütülen çalışmaların mahalleye …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.