Anasayfa / Güncel / SARIKAYA LİSESİ ÖĞRETMENLERİMİZ -3

SARIKAYA LİSESİ ÖĞRETMENLERİMİZ -3

“… Tren yola çıkar. Yozgatlı sabırsızlıkla kontrol memurunun gelmesini bekler. Memur geldiğinde Kayseriliden öğrendiği hareketin aynısını yapar. Kontrol Memuru:
“Hemşerim biletini göster.” diye ısrar edince görmediğini düşünen Yozgatlı ellerini yukarı kaldırarak:
“Ya arkadaş anla artık Kayseriliyim.” deyince tüm yolcular güler. Kontrol memuru:
“E ne olmuş Kayseriliysen? Biletini göster hemen beni oyalama!” diye azarlar. Adam çok mahcup olur. Olanı biteni memura anlatır ve bilet parasının cezalı şekilde öder. Öder ama o kadar insanın içinde çok utanmıştır.
Hemen Kayseriliyi aramaya başlar. Bulduğunda yakasını toplar;
“Senin yüzünden irezil mamamat oldum. Elimden kurtulamazsın.” der. Kayserili:
“Dur arkadaş sinirlenme. Sen şu hareketi yine yapsana” der. Yozgatlı aynı hareketi yapar. Kayserili: “Ya arkadaş, o gidiş içindi. Dönüş için tersini; yani başparmakları dışarıdan içeri doğru çevirmeliydin.” der elinden kurtulur.”
Fıkra bitince gürültü yapmak için bahane arayan öğrenciler daha fazla gürültü yaparlardı.
Mehmet KARAKAYA, Kısa boylu, boyuna göre iri kafalı, siyah saçlarını geriye tarayan, kuru yüzlü, bıyıksız bir öğretmendi. Matematikçiydi. Benim dersime girmedi. Ortaokulların derslerine girerdi. Evimin yakınında oturan orta bire giden bir komşu çocuğu vardı. Adı Serdar’dı. Mehmet Karakaya Matematik derslerine giriyormuş. Serdar birinci dönem matematikten onluk sistemde bir almış. Annesi babası üzüntü içindeler. Annesi beni yemeğe davet etti ve çocuğuna ders çalıştırmamı istedi. Yemekler sıklaşınca, yiyen ağız da utanınca çalıştırdım. Ödevler verdim. Serdar ikinci dönemin ilk yazılısından dokuz almış. Bana müjdeyi verdi. İçim cız etti;
“Serdar kopya mopya çekmedin değil mi?” diye sordum
“Yok, abi ben kopya çekmeyi beceremem.” dedi. Ertesi gün Mehmet Hoca:
“Birinci dönem bir alıp ikinci dönem nasıl dokuz aldın? Gel bakalım tahtaya Serdar.” diye sözlüye kaldırmış. Serdar okul çıkışı yanıma geldi;
“Ahmet abi matematik hocası da senin gibi kuşkulanmış beni sözlüye kaldırdı. Ne sorduysa yaptım. Ne sorduysa yaptım. “Aferin lan Serdar al sana bir on da benden” dedi sözlüden de 10 aldım!” dedi. Uzaktan duyduğum Mehmet Karakaya mert ve kalender bir öğretmendi.
Şıklarlı Yüzbaşı; Üç sınıfın da bir arada olduğu dört yüz beş yüz sayfalık Milli Güvenlik ders kitabımız vardı. İlçede subay olmadığından olsa gerek dersimiz çoğunlukla boş geçiyordu. “Yozgat’tan bir yüzbaşı gelmiş Milli Güvenlik dersimize girecekmiş” dediler. Bu dersten kalan diğer dersler on olsa da sınıfta kalıyormuş, diye de eklediler. Çok korktuk. Tüm lise sınıflarını Halk eğitimin salonuna doldurdular. Sanıyorum ömrümüzde ilk kez bir yüzbaşı görmüştük. Esmer yakışıklısı, boylu poslu, babayiğit bir adamdı. Sesi, ses tonu da yiğitliğine eşlik ediyordu. Yanlış anımsamıyorsam ders anlatırken bir yandan da sigara içiyordu. Şimdi çok garip geliyor ama o yıllarda ilkokul öğretmenleri sobanın üzerine çaydanlıklarını koyar, fokur fokur kaynayan çayını içerken sigarasını tüttürerek ders anlatırlardı. Yanlış anımsamıyorsam kursumuz bir ay sürdü. Bir ay sonunda yapılan sınavdan on alıp geçmiştim.
Muhammet SEZGİN: Sanıyorum Konyalıydı. Sarı saçlı, sarı bıyıklı, akıcı Fransızca konuşan, şarkıcı Atilla Atasoy’a benzeyen bir öğretmendi. Halimize acıyan Yüce Rabbim bize ilk kez branşı Fransızca olan bir öğretmen gönderdi. Bize Fransızca öğretmek için çok çabalardı. Bizim için çok geç olduğunu anladığında ilçedeki zamanı dolmuş tayini çıkmış, gitmişti.
Başka branşlardan, ilkokuldan Fransızca derslerimize giren, kendileri de bilmeyen; matmazel sözcüğünü ‘mademoiselle’ diye okunduğu gibi söyleyen, öğreten öğretmenlerde beş seneyi bir ekmek isteyecek kadar bile cümle kuramadan geçirmiştik. Ben de matmazel sözcüğünü mademozeralla diye öğrenmiştim. Eğitim Enstitüsü’nde de Fransızca dersimiz vardı. Sekiz sene Fransızca dersi gördük, “Bir ekmek verir misin?” demeyi bile öğrenemedik. Kuru sıralarda makatımız acıya acıya, boşuna oturduğumuza mı yanayım, öğretmenlere boşuna verilen paralara mı yanayım, bilemedim.
Dört ay İngilizce kurs aldım ve derdimi anlatacak, bir İngiliz’le sohbet edebilecek kadar İngilizce öğrendim. Paris’te otel resepsiyonundaki güzel kadına İngilizce; Mademozeralla, boş odanız var mı? diye sorarken Fransızcamı da konuşturmak istedim. Kadın:
“Mozzarella mı? Burası oteldir mösyö. Burada mozeralla peyniri ne arasın? Nerelisiniz?” diye sormasın mı? Türk olduğumu söyleyip Türkiye’yi rezil etmek istemedim. İtalyan olduğumu söyledim. Varsın İtalyanlar düşünsün.
Şemsettin AÇIKEL; Selimli Köyü’ndendi, Öğretmen okulu mezunuydu. İyi mandolin çalardı. Mandolin alacak para kimsede olmadığı için bize öğretemedi. Liseyi bitirene kadar hiç branşı müzik olan öğretmenimiz olmadı. Halk eğitim Müdürlüğü yapan Şemsettin Bey lisede de müzik derslerimize girerdi. Milli bayramları organize eder, sunuculuğunu çok iyi yapardı. Çalmayı ve söylemeyi en sevdiği kahramanlık türküleri ve marşlardı. Ondan öğrendiğim marşları öğretmenliğim boyunca derslerimde kullandım. O zamanlar; “siz Sarıkaya’dan gidince milli bayramları kim organize edip; o güzel tane tane Türkçesiyle, boğazında herkesten fazla çıkıntı yapan, konuşurken aşağı yukarı inen çıkan Adem elmanla sunuculuğunu kim yapacak?” diye düşünürdüm. Liseden sonra Sarıkaya’dan ayrıldığım için bayramları, özel günleri kimler organize etti, kimler sundu, Şemsettin öğretmenin yerini doldurabildiler mi bilemiyorum.
Tüm öğretmenlerime, bu yazı dizisini hazırlarken bilgisine başvurduğum Rahmi POLAT’a, Halis ESMER’e ve Faruk ŞAHİN’e TEŞEKKÜRLERİMLE…
ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

ÇIKRIKÇI MAHALLESİ’NDE İMAR ÇALIŞMALARI BAŞLADI

Karayakup Kasabası Belediye Başkanı Talat İbiş, Çıkrıkçı Mahallesi’nde imar çalışmalarının başladığını duyurarak yürütülen çalışmaların mahalleye …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.