Anasayfa / Güncel / YAKTIN BİZİ KORONA!

YAKTIN BİZİ KORONA!

Bu gün saat beşte uyandım. Çay koyup kahvaltı yapmamın ardından geçtim bilgisayarın başına. Önce Facebook’taki paylaşımlarıma, yazılarıma yapılan beğeni ve yorumlara bakım. Yapılan yorumlara yanıtlar verdikten sonra, yazarken en büyük besin kaynağım olan gazeteleri okumaya başladım. “Köşe yazarları her Allah’ın günü yazacak şeyleri nereden buluyorlar?” diye düşünürdüm hep. Yazı yazmak Korona virüs gibi bir şeymiş. Ben de önceleri haftada bir, şimdilerde günde bir yazı yazmaya başlayınca bu virüse yakalandığımı anladım.
Öğleye kadar bahçe duvarına büyük rulo fırça olmasına rağmen daha fazla beni oyalasın, çabuk bitmesin diye- küçük el fırçası ile boyamaya başladım. Öğleye kadar duvarın bir tarafını bitirebildim. Eğil kalk belim ağrımış. Yemekten sonra her zamanki saatte şekerleme uykumu uyudum. Uyandığımda dipdiri haldeydim. Neredeyse on iki aydır evdeyim. Canım çok sıkılıyor. Keçileri zor tutuyorum ve kaçmalarına engel olmakta zorlanıyorum. Anam! Biri kaçtı mı ne? Benim gezmeye, bir arkadaşla buluşup konuşmaya çok gereksinimim var. Telefonu elime alıp başladım arkadaşları aramaya.
A Arkadaşı aradım; “Ya A arkadaşım aylardır evdeyiz acaba buluşup on iki aylık anılarımızı konuşsak mı?” dedim. A arkadaşım sesi içine kaçmış, bet beniz atmış vaziyette: “Ya Ahmet bey çıkmasak. Söz, Korona yok olunca her gün buluşuruz. Hem anlatacak ne var ki? Bu zıkkım telefonla bulaşmıyor değil mi?” deyince meseleyi anladım.
O ruh haliyle B Arkadaşı aradım aynı öneriyi ona da yaptım ümitsiz bir ses tonuyla: “Benim torun hasta. Korona olabilir. Hastaneye de götüremedik korkudan. Ondan bana, benden de sana geçebilir. Malum virüs biz yaştakileri çok seviyor. Seni düşündüğüm için gelemeyeceğim yanış anlama.” Dedi. O, biraz daha mantıklı bahane buldu. Çizgi film çizerleri beni görseydi gittikçe omuzlarımın çöktüğünü ne güzel çizer, izleyenler ne de güzel gülerdi.
Ümitsizce C Arkadaşı aradım, talebimi arz ettim; “Ahmet hoca ne gezmesi! Sen yürek mi yedin? Hani, Büyük Atatürk demiş ya; “Ünlü süvarilerin harp meydanlarında kahramanca dövüşen Türk yiğitlerinin harman olduğu diyar!..Bozok Yaylasının yiğit evlatları var olun!” Yozgat’tan yiğit adamlar çıkar diye duymuştum da bu kadarını beklemiyordum. Virüse yiğitlik sökmez bilesin. Bünyeye bir girdi mi cik döndürür adamı tepesi üstü mazallah! Bende o yürek yok. Ben gelemem kusura kalma.” Dedi. Övdü mü, dövdü mü bilemedim.O görüşmeden sonra aklıma Yozgatlı D arkadaşı aramak geldi.
D Arkadaş bir Yozgatlıydı. Öyle yürekli biriydi ki onun yanında ben solda sıfır kalırdım. Yozgatlılara örnek vermem gerekirse hep onu gösterirdim. Sözünü sakınmaz, dobra konuşur, tok sesli, gözünü budaktan esirgemez bir yiğitti kendisi. Kendimden, pardon hemşerimden emin olarak: “ “Hemşerim nasılsın? Nasıl gidiyor korona virüslü günler? Bak benim aklıma şimdi bir fikir geldi(!) acaba bir yerde buluşup biraz sohbet etsek mi? Epeydir görüşemedik”dedim. Telefon elimde bir dakika bekledim. Karşıdan hiç ses gelmiyor. Ben, ha bire telefonda bir sorun vardır diye; “alo” “alo” “alo” diye çırpınıp duruyorum. Telefondan çocuk sesleri geliyor, bizim hemşeriden ses gelmiyor. “Ne oldu hemşerim? Neden konuşmuyorsun?” derken kedi miyavlaması gibi yavaş bir ses duydum. Ne dediğini anlayamadım. “Ne dedin anlamadım?”dedim. Bir süre yine ses gelmedi. Sonunda kedini toparlamış olmalı ki; “Ya hemşerim, az önce bir arkadaşla buluşmuştum eve yeni girdim desem bana inanmazsın sen şimdi.” dedi. Ben de; “Tabi ki inanmam. Sokağa çıkmaya korkuyorum desene?” dedim. Bu kışkırtmamla içindeki Yozgatlılık açığa çıktı. Birden, gür bir sesle: “Ne korkması aslanım! Ben Allah’tan başka kimseden korkmam da, muhatabımız kimse değil; gözle görülmez, elle tutulmaz, ok, kılıç işlemez, ne idüğü belirsiz bir virüs olunca -ne yalan söyleyeyim- insan çekiniyor ne de olsa. Ben gelemeyeceğim. Hem itiraf edeyim bu gün değil, on iki aydır evden dışarı çıkmadım.” deyince güvendiğim dağlara kar yağdı. “Arabaya atlayıp geleyim. Sizin oradaki parkta buluşup iki laflayalım hiyerif” dedim. Onun zihni mazeret üretmekle meşguldü ve geçerli bir mazeret bulmuştu: “Hüseyin Rahmi Gültekin’in Kuyruklu Yıldız Altında bir İzdivac kitabındaki bir bölüm geldi aklıma. Bilirsin orada roman kahramanı kadın dünyaya kuyruklu yıldız çarpacağını duyunca:“Ben kuyruklu yıldızdan mıldızdan korkmam. Geleceği varsa göreceği var. Evelallah tırpanı kaptım mı ona haddini bildiririm” der ya, işte senin koronaya karşı cesaretini o kadının cesaretine benzettim.” Dedi. Korona salgını bittiğinde- sağ kalırsak- buluşmak üzere vedalaştık.
İnsanın kültürlü bir hemşerisi olması gibisi var mı? Halley Kuyruklu Yıldızı’nın dünyaya siyanürlü kuyruğunun çarpması ile bu ölümcül virüs arasında bağlantı kurması ilginçti. Bir bakıma fark yoktu hakikaten. Tüm virüsleri toplasak bir bilye kadar yer kaplıyormuş. O zaman koyuruklu yıldızın kuyruğundaki siyanürlü gaz nasıl insanlığı biçare bırakmışsa şimdi de aynı durumdayız. Bu salgının iyi yönü bir ilacının, bir aşısının bulunma ihtimaliydi. Bir işe yarayıp yaramayacağı belirsiz aşılar vurulmaya başlandı. Bakalım aşılar işe yarayıp bizi hapisten kurtaracak mı? Yaşayıp göreceğiz.
Telefonlardan sonra elime yine küçük fırçayı alıp bahçe duvarını boyamaya devam ettim çaresiz…
ahmet.kocak16@ hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

BELEDİYEDEN GERİ DÖNÜŞÜM ATAĞI

Sarıkaya Belediye Başkanı Ömer Açıkel ve ekibi yine güzel bir projeye daha imza attı. Çağımızda …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir