Sözleşmenin ne önemi Var?
Kamyon tümseklerden, taşların üzerinden zıplayarak yol aldıkça adamların canı gidiyor. “Köye varıp gelene kadar kamyon dökülmezse iyidir” diye diye Köye vardık.
Eve yüz metre kala kamyon çukurda kalmasın mı? Ne yaptılarsa kurtaramadılar. Kamyonun arkasına yaptırdıkları, “mutfağımız” dedikleri sac depo kamyonun ağırlığı binince yamuldu. Onu örtmek için taktırdıkları kapak da menteşelerinden eğildi.
“Öpmeye kıyamadığımız kamyonumuz ne hale geldi” stresi yaşıyorlar. Köyden bir traktör buldular. Traktör ne yaptıysa kamyonu kurtaramadı. Derken o köyden dört çeker traktör buldular. O traktör çekerken kamyona iple bağladıkları demir koptu. Başka bir yerden taktılar da öyle kurtarabildiler. O telaşın arasında kamyoncunun birinin telefonu çaldı;
“Hâkimin eşyası mı? Ben hâkim savcı eşyası taşımıyorum. Bir kez götürdüm de burnumdan getirdi.” dediğini duydum.
Adamlar burunlarından soluyor. Evin önüne çekip eşyaları yüklerlerken ben de konuştuğumuz gibi sözleşme yazmaya başladım. Bu arada eşyaların yarısı yüklendi. Sözleşmeyi imzalamalarını söyledim. Dikkatle okudular. Konuştuğumuz gibi yazdığımı anlayınca;
-Sözleşme imzalarsak fatura kesmek zorundayız. Öyle olunca da yüzde yirmi KDV ödemen gerekir.
-KDV’si içinde olur. Hem sözleşme yapacağımı söylemiştim. Sözleşme imzalamazsanız size eşyaları nasıl teslim edeyim?
-Biz hırsız mıyız? Fark vermelisin.
-Olur mu öyle şey?
-Öyle abi.
-Ben fazladan para vermem. Mal müdürlüğüne gidip soralım. Onlar “fiyatta anlaştıktan sonra KDV ödemen gerekli” derlerse öderim.
-Maliye muliye karıştırmayalım şimdi. O zaman eşyanı indiririz. Yolda yaktığımız yakıtın parasını artı kamyonumuzdaki hasarın tamir parasını veririsin indirir gideriz. (Burada da Nasrettin Hoca’nın hırsız yakalama fıkrası yine aklıma geldi.)
Köylülerden biri araya girdi;
-Neyse anlaşın. Buraya kadar geldiniz.
-Sözleşme de neymiş? Ne önemliymiş? İnsanın ağzından çıkan söz yeterlidir, diyerek imzaladılar. Yükleme bitti düştük yola.
Yine ayakkabılarımı çıkarıp bağdaş kurup yerime oturdum. (Bu sefer stresli ağa durumundayım.) Canları sıkkın. Gelişimizdeki gibi neşeleri yok. Ağızlarını bıçak açmıyor. İlçede indim. O gün Cuma. Salı günü Bursa’da olacaklarını söyleyip yollarına devam ettiler.
Kendi arabamla yola çıkmak için Öğretmenevindeki odamda dinlenmeye çekildim. Ben bugün neler yaşadım? Yolda görsem selam vermeyeceğim insanlarla muhatap oldum. Sinirlerimi yatıştırmak, rahatlatmak için kitap okumaya başladım. Ertesi gün yola çıktım.
Salı günü nakliyecileri aradım;
-Kayseri’deyiz birazdan yola çıkacağız. Akşamüzeri orada oluruz. Bize yakıt için on bin lira gönder, dediler. Telefonuma yanıt vermeleri iyiydi. Yanıtladım:
-Para gönderemem. Sözleşmede eşyalar daireye çıkarılacak öyle para ödenecek yazıyor.
-Ya abi bu sözleşme başımıza bela oldu. Akşamüzeri yine aradım. Kayseri’deki işleri bitmemiş. Yarın sabah boşaltırız dediler.
Sabah geldiler. Kamyon yüksek ve site bahçesine giremeyince yürüyecekleri yedi metre için fark istedi. “Sözleşmede öyle bir şey yazmıyor veremem.” dedim.
“Ya arkadaş ne sözleşmeymiş? “ diye sızlanarak eşyaları boşalttılar. Anlaşma gereği kamyondaki birkaç eşya benim eve bırakılacaktı.
-Orası uzun mesafe beş bin lira mazot parası ödemen lazım demesin mi?
-Ek para almadan götürmeniz gerekli. Öyle sözleştik dedim. Düştü yola yine sızlanıp duruyor; “Kırk kilometre git kırk kilometre geri dön ya arhadaş!“ Onları da boşalttılar. Sıra geldi ödeme yapmaya:
-İBAN numaranızı verin de paranızı göndereyim, dedim. Verdiler. Sonra devam ettim:
-Hesabımda para vardı. Ne olduysa para çekilmiş. Bankaya gidip sormam gerekli. Birinden alacağım var o öder ödemez gönderirim.
-Ne? Para mı yok? Olmaz paramızı hemen öde abi.
-İnkâr etmiyorum. Ödeyeceğim. En fazla bir ay gecikir.
-Olmaz hemen öde. Sözleşmede eşya indirilince para ödenecek yazıyor.
-Yazsın. Sözleşmenin ne önemi var?
“Ödemezsen karakola giderim.”
-Yalan söylüyorlar. Ben bu adamları tanımıyorum derim.
-Sözleşme var ya?
-Hani sözleşme önemli değil diyordunuz.
-Hadi abi gönder beni uğraştırma. Bir daha emekli öğretmenlerin eşyalarını da taşımayacağım.
-Neyse karakola gitme. Emekli öğretmenler iyidir. Eşyalarını taşı. Onları mağdur etme. Sana ders vermek için şaka yaptım. Gönderiyorum.
Para hesaplarına düştükten sonra ara gazı vere vere yola devam ettiler.
“Ruhsal sıkıntıların kaynağında anlamsız insanlarla anlamlı ilişkiler yaşama isteği ve çabası yatar.”
Viktor Emil Frankl