Bedava seyahat kartını hacıyolu gözler gibi gözledim. Nihayet yaş altmış beş oldu kart almaya koştum. Yeşil renkli, üzerinde fotoğrafım olan, okuyucu aleti iki kez öttüren kartımı aldım. Bedava seyahat etme olanağına kavuşma sevincim bir ay bile sürmedi. Kartı alınca yaşlanma psikolojisine gireceğimi hiç hesap etmemiştim. Beni bu psikolojiye sokan biraz da sosyal medyada izlediğim videolar oldu. İzlediğim videolarda;
“Ölüm sıralamasında ilk sırada kalp krizi, ikinci sırada inme vardır. Yılda yüz seksen bin kişi inme geçiriyor. Yaşı ileri olanlar mutlaka kontrollere gitmeliler.” Bu bilgileri sosyal medyada konuşan veya yapay zekâ ile konuşturulan ünlü doktorlar veriyor. Adamlar boşuna mı konuşuyor; telaşa kapılıp hemen harekete geçtim. Bir çek-ap yaptırayım dedim. Nasıl olsa bedava seyahat kartım var.
Devlete uzun yıllar; köy kasaba, dağ bayır, kar yağmur demeden hizmetlerim var. Devlet bana elbette bakacak. Bakmazsa ben de vatandaşlar gibi başlarım: “devlet bize bahmiyır” demeye.
Bu Temmuz ayında devlete aylığım kadar vergi ödedim. Bu vergiler bana yol su elektrik hastane, bedava kart, bedava müze hizmeti olarak dönmesin mi? Dönsün tabii!
Çocukken görmüştüm; bir delikanlı bir köpeği kuyruğundan yakalayıp elindeki sopayla sırtına sırtına vuruyordu. Bu sahnenin acıklı oluşu bir yana eviniz, arabanız, birkaç da arsanız varsa kuyruğu kaptırdınız demektir.
Evimden yürüyerek gidip gelebileceğim devletin koca koca hastaneleri var. Randevuları oralardan alıyorum. On beş, yirmi gün sonraya randevu veriyorlar. Olsun bende zaman çok. Kimisi hiç vermiyor. Onun da bir fırsatını bulur alırım nasıl olsa.
Hastaneler, sağlık ocağı, pazar yeri, marketler, parklar evime yakın olduğundan kart pek işime yaramayacak. Olsun bedava kart göz çıkarmaz.
Özel hastanelere çok zor durumda kalmadan gitmem. Onların neler yaptığını yine medyadan öğreniyoruz. Ben onlara gitmezsem onlar telefonla bana geliyorlar. Geçenlerde bir numara aramış. Kimmiş diye merak edip dönüş yaptım:
-Alo yirmi dakika önce beni aramışsınız.
-Evet, ben çryftrmhu dan aradım.
-Nerden nereden?
– Cryftrmhu hastanesinden.
-Adını bir tuhaf söylediğiniz ve anlayamadığım hastane özel hastane mi? Gerçi devletin hastanesinden arayacak değilsiniz ya.
-Evet efendim. Hastanemiz altmış beş yaş üzeri kişilere çok ucuz fiyata kanser ve diğer tüm hastalıklar için tarama yapıyor. Sizi o nedenle aradım.
-Ben de tam çek-ap yaptırmayı düşünüyordum. Ucuz derken?
-Sudan ucuz. Her şey dâhil yirmi beş bin lira.
-Bir o kadar da SGK’dan alacaksınız. Siz aylığımı bilerek mi bu fiyatı söylediniz?
-Hayır efendim ben sizin aylığınızı nerden bileyim?
-Tam dediğiniz kadar alıyorum. Onu elimden alıp beni aç mı bırakacaksınız? İstemiyorum. Hem ben devlet hastanelerinden bedava yaptıracağım.
Telefon kapandı. Kapalı telefona “iyi günler” dedim.
Hastanenin, okulun özeli mi olurmuş? İstedikleri film, tahlil benzerini gereksiz bulur, kuşkuyla yaklaşırım. Özel okul gibi ticaret hanedir. Elbette birinci öncelikleri para kazanmak olacak. Sağlığımızı düşünecek değiller ya. Devlet hastaneleri öyle mi?
İlk randevuyu alabildiğim Üroloji doktorunun karşısındayım;
“Buyurun amca ne şikâyetiniz var?” (Önce arkadaş, sonra abi, şimdi amca olduk. Yaşım biraz daha ilerleyince ‘hacim’ diyecekler. Matematik öğretmeni yazılıda “Hacim nedir?” diye sormuş çocuk yanıt yazmış: “Biri hacca gider. Dönünce ziyaretine giderler. Hoş geldin hacim derler. Hacim o dur işte.” diye yanıtlamış. Burada geçen hacim öğrencinin yanıtında gecen hacimdir.)
-Bir şikâyetim yok. Çek-ap a ilk sizinle başlayayım dedim.
-Yaşınız altmış beşi geçmiş. Önce bir kan ve idrar tahlili isteyelim. Onlara bakar ona göre devam ederiz.
-Siz bilirsiniz. Kan ve idrar sonuçları prostat büyümesi kuşkusuyla gelince MR çektirmeye yolladı.
İki hafta sonraya, ta uzaklardaki bir hastaneye gecenin on birine randevu verdiler.
Sevindim tabi. Bedava kartım işe yarayacaktı. Bir saat önceden belediye otobüsüne bindim. Kartım aleti iki kez öttürdü. Boş bir koltuğa oturdum. Kırk beş dakika sürecek bedava yolculuğum başladı. Bedava kart sahibi olmak ne güzel şeymiş! … Ahmet KOÇAK