Anasayfa / Güncel / BARIŞ

BARIŞ

Barış, bu yıl ilkokul bire başladı. Geçen yıl anaokuluna kaydedilmiş ancak Pandemi kısıtlamalarından dolayı okula gidememişti. Okula başladığı, yeni arkadaşlar edineceği için çok mutlu. Okul giysileri içinde; siyah saçları, bembeyaz, tertemiz yüzü, minicik, narin yapısıyla çok sevimli. Güler yüzlü hayat dolu, okulda güzel şeyler yaşayacağına inanan, içi iyiliklerle dolu bir çocuk.
Bir hafta sınıf öğretmenlerinin gözetiminde teneffüslerini geçirdiler. Okulun bölümlerini, tuvaletlerin yerini öğrendiler. Bir kez tuvalete giden Barış geç döndüğünde öğretmenine açıklama yapma gereği duyuyor: “Öğretmenim, ben tuvalete gidebiliyorum ama geri gelemiyorum.” Diyor. Gülümseyen öğretmeni saçını okşayıp yerine gönderiyor.
Yaramazlar da var tabi. Osman’la Şahin yerlerinde oturmuyor, sınıfta geziyor, hızlanıp sınıfın zemininde dizleri üzerinde kayıyorlar öğretmenleri ders anlatırken. Bilgisayar oyunları ilgi eşiklerini o kadar yükseltmiş ki, ilgilerini derse çekmek oldukça zor oluyor. Osman’ın bir şey yazmadığını gören öğretmeni:
“Neden yazmıyorsun Osman?”
“Öğretmenim çantam yerde ve ben aşağı eğilince başım ağrıyor. Ondan yazmıyorum.” Diyor. Şahin’i uyarıyor öğretmeni: “Sınıfta yerinde oturacaksın. Parmak kaldırmadan konuşmayacaksın.”
Şahin: “Teneffüse çıkınca konuşurum ha! Ben karışmam.” Diye yanıtlıyor. Osman bağırarak; “Bikere ben Türkiye’nin dördüncü katında oturuyorum.” Diyor nerede oturduklarını soran sıra arkadaşına. Ben, bunların büyüyünce ülkeyi yönetebileceklerine bir türlü inanamıyorum. Şu, ortaokulu bitirmiş de gelmiş gibi bilmiş birinci sınıflar çok harika çocuklar!
Okul açılalı on beş gün oldu ve öğretmenleri teneffüsün birinde dinlenmek için ilk kez okul bahçesinde oynayan öğrencilerini nöbetçi öğretmene bıraktı kahvesini yudumlamak için öğretmenler odasına gitti. Şahin’le Osman -hacı hacıyı Mekke’de, deli deliyi dakkada bulur örneği- birbirlerini bulmuşlar. İki kafadar, ıssız bir köşede yakaladıkları Barış’ı içeri zili çalana kadar dövmüşler.
İçeri girdiklerinde öğretmeni iki gözü iki çeşme ağlayan, eli yüzü çizikler içinde, elinden ağlamaktan başka bir şey gelmeyen Barış’la ilgilendi. Barış başına gelen, anlam veremediği nedensiz felaketi anlatıp failleri olan Osman ve Şahin’i şikayet etti. Öğretmeni onu sakinleştirmeye çalıştı. Döven çocukları yanına çağırıp azarladı. Barış’tan özür dilemelerini söyledi. Özür dilemek istemediler. Öğretmenin ısrarı ile dilermiş gibi yaptılar. Yaptıklarından hiç pişman halleri yoktu.
Teneffüste bahçede öğrencilerini -özellikle Osman’la Şahin’i- izlerken onların velileri ile Vatsap’tan yazıştı öğretmenleri. Durumu iki veliye de yazdı. Osman’ın annesi : “Takma kafana. Olur böyle şeyler. Çocuk onlar nihayetinde. Evde de öyle. Bunun için beni neden rahatsız ediyorsun? Öğretmen değil misin ilgilen. Ben de oğlumun başına bir şey geldi sandım.”
Bu yanıt üzerine öğretmenin aklından “Deli inekten akıllı buzağı doğmaz” , “Sıçandan doğan kendir keser” sözleri geçti. yakışıksız kaçacağından olaya bilimsel yaklaşması gerektiğini düşündü ve “genlerle geçen kötü özellikler eğitim yoluyla düzeltilebilir” düşüncesi içini biraz ferahlattı. Aklından geçenleri kendi nefsine ayırıp veliye;
“Oğlun iyi de, dövdüğü Barış iyi değil hanım efendi. Lütfen uyarın böyle şeyler yapmasın.” Yazdı.
“Beni dinlemez de babasına söyleyeyim dövsün sıpayı.”
Şahin’in annesi de yanıt vermiş: “Şahinime bir şey oldu diye korktum. O çocuğa da üzüldüm. Ben evde tembih ederim.”(Bu yaklaşım fena sayılmaz. Uygun atasözü aramaya gerek kalmadı.)
Akşama Barış’ın babası Watsap’tan yazmış: “Hocam rahatsız ediyorum. Özür dilerim. Vaktiniz varsa Barış’la ilgili görüşecektim.”
“Buyurun.”
“Hocam, Barış başından geçen talihsiz olayı anlattı. İki gözü iki çeşme. Çok üzülüyor, ağlıyor, “onlara bir şey yapmamıştım. Beni neden dövdüler?” Diye sorup duruyor.”
“Haberim oldu. Velilerini arayıp durumu onlara da anlattım. Dilerim ilgilenirler. Gözüm üzerlerinde olacak. Merak etmeyin.”
“Hocam, Barış kavga etmeyi, kendini savunmayı bilmez. Tek çocuğumuz ve onu özenle yetiştirmeye çalıştık. Kavga etmenin, kötü söz söylemenin güzel bir şey olmadığını öğrettik. Büyük bir travma yaşamış.”
“Siz merak etmeyin ilgileneceğim. Bir daha böyle bir olay olmaması için çalışacağım. Barış çok güzel ve iyi aile eğitimi almış bir çocuk. Size böyle güzel çocuk yetiştirdiğiniz için teşekkür ederim. Döven çocukları sıkıştırdığımda; bilgisayar oyunlarında gördükleri kavga tekniklerini Barış üzerinde denediklerini söylediler.”
“Hocam sizi rahatsız ettim. Tekrar özür dilerim. Daha fazla sizi meşgul etmeyeyim. İyi akşamlar dilerim efendim.”
“Rica ederim. İyi akşamlar sayın veli.”
Ertesi gün öğretmen Osman’la Şahin’in konuşmalarına kulak misafiri oldu.
Osman: “Akşam yatağa içim kan ağlayarak girdim.”
Şahin: “Barış’ı dövdük ona mı üzüldün? Üzülme lan! Sonunu düşünen kahraman olamaz.”
Osman: “Hayır, ona hiç üzülmedim de babam beni dövdü diye…”
Barışım, güzel kuzum, başına gelen olayda yaşadığın travmaya üzülmekten, seninle birlikte ağlamaktan başka bir şey gelmez elimden. Bir yanda iyi yetiştirilenler, diğer yanda mafya dizilerini izleyip onlara özenerek kötü yetiştirilenler… Seni bu acımasız dünyaya nasıl salacağız? Tüm çocuklar senin adın gibi barış yanlısı olarak yetiştirilse dünya ne güzel bir yer olurdu. Atamız ne güzel demiş; “Yurtta barış, dünyada barış.” Büyüdükçe, düşüp kalktıkça dünyada kötü insanların çokluğuna şaşıp kalacaksın benim gibi. Yine de barış yanlısı olarak kalmanı, diğer çocuklara benzememeni dilerim. Yaşam senin için çok zor olacak güzel kuzum. Dilerim bu talihsiz olay ilk ve son olur.
Ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

ARKADAŞLARI METE’Yİ ASKERE UĞURLADI

Ülkemizin gençleri yaşları geldiği zaman vatani görevini yapmak için askere büyük bir heves ve şevk …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.