Anasayfa / Güncel / HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI- 2
Yazı Dizisi

HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI- 2
Yazı Dizisi

Sağlık sorunum başlayınca emekli olmaya karar verdim. Küçük biraderim benim pimpirikli oluşumu; “tırnağının ucunda iğne ucu batmış gibi bir küçük bir ağrısı olsa yorgan döşek yatar abim” derdi. Doğru söylemiş. Hemen o yılın temmuzunda emekli dilekçemi verdim.
Emeklilik günlerinde bahçede çalışırken ağır şeyler kaldırmaya başlayınca sağ kasığımda fındık büyüklüğünde bir şişlik gördüm “beze şişmesidir” diye önemsemedim. Bir süre sonra erik büyüklüğüne ardından elma büyüklüğüne erişince doktora gittim. Kasık fıtığı teşhisi koydu ameliyattan başka çaresi olmadığını söyledi. Teşhis konulunca internetten araştırmaya başladım. Biri yazmış: “Kasık fıtığınızı bu kemerle ‘şıp’ diye tedavi edin.” İyiymiş! Postu deldirmeye gerek kalmadı. Araştırmaya, soruşturmaya devam ettim. O kuşaktan getirttim. Kuşak baskı yapıyor fıtığın dışarı pörtlemesini önlüyordu sadece. Bir süre sonra kendimi muayene ettiğimde fıtığım ayva büyüklüğüne erişmiş, karpuz büyüklüğüne doğru hızla ilerleyecekti.
Baktım böyle olmayacak ameliyat olamaya karar verdim. Ben sağlığına çok dikkat eden, titiz, çok özel bir adamdım (Herkes kendisini özel zanneder) bu hastalık beni nasıl buldu? Cem Yılmaz bir stendabında fıtık hastalığından utanır söylemek istemez, kendisine hiç yakıştıramaz “amele hastalığı” der. Ben de kendime yakıştıramasam da geldi başa. Yapacak bir şey yok.
Çok özel biriyim dedim ya, en iyi doktor ameliyat etmeli beni. Sorup soruşturdum Yüksek İhtisas Hastanesi’nde Cengiz adında iyi bir cerrahtan randevu aldım. Doktor muayene etti. “Ameliyat olman lazım.” Dedi ve ameliyat için gün verdi. O gün hastaneye yattım. Ameliyat için beklerken sandım ki; bana moral vermek, ameliyata hazırlamak için psikologlar, psikiyatrlar, sosyal hizmet uzmanları gelecek beni ruhen ve bedenen ameliyata hazırlayacaklar. Nerede? Son duamı etmek için imam göndermediklerine dua ettim. Hastanelerde imam kadrosu yoktu o zamanlar. Bir imam gelip ameliyata gitmeden önce son duamı okusa kalpten giderdim. O durumdaydım. Son yıllarda hastane kadrosuna imam da aldılar. Şimdiki hastalar şanslı. Son dualarını edecek resmi görevli var artık.
Bir hastabakıcı geldi: “Elbiselerini tamamen çıkar ve yat. Birazdan gelip seni ameliyata götüreceğim.” Dedi, gitti. (Baş dönmesi sorunu yaşarken doktorlar beni emir cümlelerine alıştırdığı için hastabakıcının emir cümlesine aldırış etmedim, “elbiselerini çıkarır mısın” gibi kibar cümleler beklemedim. Alışmak doğal bağışıklıktır, iyidir. Dediğini yaptım. Korkum devam ediyor. Ya ölürsem!..
Yürüyerek geldiğim hastanede sedye ile ameliyathaneye götürülürken heyecan, korku ve telaş içindeydim. Hasta bakıcı beni genişçe bir salona bıraktı gitti. Baktım benim gibi iki erkek, bir kadın bekliyor. Neleri olduğunu sordum. Benimle aynı ruh hali içinde olduklarından, ağızlarını bıçak açmadığından yanıt vermek istemediler. “Biz burada canımızla uğraşıyoruz. Senin meraklı sorularınla uğraşacak halimiz yok” der gibi ters ters baktılar. İkinci kez sorunca; birinin kalpten, diğerinin burnundan ameliyat olacaklarını öğrendim. Kadın hiç bir şey demedi. Hatta dönüp bakmadı bile. Bakmasın. Onlar benim dünya ahiret ameliyat arkadaşlarım artık…
Cami avlusuna terk edilmiş bir çocuk kadar çaresizdim. Şimdi annem yanımda olsaydı da bana: “Korkma kurban olduğum. Bir şey olmaz.” Deseydi ne güzel olurdu. Panik atak içinde uzun süre bekleyince; “artık ne oluyorsa olsun da kurtulayım” maduna girdim. Belki de mahsus bekletiyorlar; beklemekten bıkıp kıvama gelsinler diye.
Bir saat sonra bir hasta bakıcı geldi benim tekerlekli yatağımı sürerek ameliyathaneye doğru yöneldi. Başka bir hasta bakıcı “bu hangisi?” diye sordu. O: “Burun ameliyatı” demesin mi? Bu ciddiyetsiz durum karşısında nasıl olsa sapasağlamım- hemen kaçıp gitmeyi düşündüm. Kaçamazdım çünkü çıplaktım. “Yanlışlık var! Ben fıtık ameliyatı olacağım.” Diye bağırana kadar içeri girmiştim bile. İçeride beni karşılayan doktor olduğunu tahmin ettiğim yeşil önlüklü biri: “Senin adın ne?” diye sordu. Adımı söyleyince: “Hasan Efendi bunu geri götür. Öbürünü getir.” Dedi. Beni geri dışarı bırakıp öbür hastayı götürdü kastabakıcı. Burnum kesilmekten kurtulmuştu.
Ömrümde ilk kez ameliyat olacağım. Adamlardaki ciddiyetsizliğe bakınız. Üzerimdeki çarşafı üzerime sarıp kaçmayı düşündüm. Birinci dereceden emekli bir devlet memuruydum. Kanunda bile tek başıma bir odada tedavi edilmem gerektiği yazıyordu. Burada hiç bir önemi olmayan, zavallı biri durumunda hissettim kendimi. Karşılaştığım muameleye bakınız.
Sırası geleni götürdüler. Bu kez yalnız başıma beklemeye başladım. Yarım saat sonra başka bir hasta bakıcı benim yatağımı sürerek götürürken; “Bak arkadaş ben fıtık ameliyatı olacağım. Bir yanlışlık olmasın.” Dedim. “Merak etme hemşerim zaten başka hasta kalmadı. Olmaz olmaz.” Dedi. İlk kez ameliyathanenin içini görmüş oldum. Filmlerdeki gibi lambalar, kablolar, ekranlar falan yoktu. İçeride iki genç doktor, kesip biçecek insan arar gibi bakıyor, fonda türküler çalıyordu. Böyle bir durumdayken en sevdiğim türkü çalsa ne olacaktı ki?.. ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

İYİ SEÇİM İLETİŞİM MERKEZİ AÇILIYOR

Çarşamba günü Saat 11:00’da İyi Parti Seçim irtibat bürosu açılıyor. İyi Parti Sarıkaya Belediye Başkan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.