Anasayfa / Güncel / UZUN YOL 1
Yazı Dizisi

UZUN YOL 1
Yazı Dizisi

Sarıkaya’ya Ekim’in yirmisinde gittim. Bu yazın otomobilimle yalnız başıma üçüncü gidişimdi. Müzik dinlemeden uzun yol bitmez. Son gidişimde bir ay kalmamın ardından dönüş yoluna düştüm. Uzun yol nasıl bitecek? Yolu gözüm almıyor bir türlü. Bel fıtığım olması nedeniyle sürekli araba süremediğimden Ankara’da bir gece küçük biraderim Alper’in evinde kalıp ertesi gün yola devam etmeye karar verdim. Ankara’ya gitmişken methini Alper’den duyduğum Bit Pazarı’nı gezmek istedim.
Bit Pazarı, GATA’nın güneyine, çevre yolunun yakınına kurulmuştu. Gata’ya doğru baktım. Hastane duvarında başhekim yardımcısının bir batman sakalı, beyaz Arap entarisi(kandura) içindeki silueti belirdi. Doktorun silueti dile geldi; “Adam ikinci eş almak için ilk karısından boşanıyor. La oğlum ne gerek var boşanmaya. İkincisini de alın. Dinimiz ruhsat veriyor ikinci, üçüncü eşe. Yazık, yuvanızı dağıtmayın.” Dedi “Medeni Kanun var nasıl olacak bu iş? Hem kadın erkek sayısı da eşit…” Düşünceleri zihnimden geçerken zihnimi yoran bu düşüncelerden sıyrılıp dikkatimi pazara verdim.
Arabayı park edip başladım yeni yeni kurulan pazarı gezmeye. Yerlere brandalar, bezler, tül perdeler serip satacakları ikinci el eşyaları sergiliyorlar. Yıkılan sanayi dükkanlarının boş arsalarında kurulan geniş bir pazardı. Ne ararsan vardı. Bozuk tabletler, telefonlar, kulaklıklar, müzik CD’leri, tamir araçları, mikserler, matkaplar… Ayrıca ikinci el elbiseler, yıkılan gecekonduların perdeleri, kornişleri ve oyuncaklar doluydu. Bu ilimizin başkent oluşu, üç dört yerden maaş alan memur ve yüksek bürokratların, zenginlerin bol oluşu nedeniyle ikinci el elbiseler markalı, hala giyilebilir cinstendi. Nasıl ki bir zamanlar zengin Araplar gemilerle gelen Mersedes arabalarına gemide binip çıkarırken geminin kenarına çarptıktan sonra “ben bunu istemem. Al parasını bir yenisini ver,” demişlerse Ankara’nın zenginleri, bürokratları da markalı, pahalı giysilerinde iğne ucu kadar bir leke görünce çöpe atmışlar, takım elbiseler de bit pazarında yerlerini almıştı.
Biraz gezdim. Lüks araçlarını park edip antika eşya arayanlar, evinin gereksinimlerini ucuza almak isteyenler, yedek parça için gelen tamirciler dolup taşıyordu. Saçlarını arkadan bağlamış; şık, spor giyiminden zengin biri olduğu anlaşılan bir bey eline aldığı antika teybi göstererek: “Kaça bu?” dedi. Suriyeli satıcı: “Yıırmi” dedi. Adam “iki lira” deyince Satıcı: “Temem” dedi ve alışveriş tamamlandı. Ne güzel bir alışveriş! Bu örneği görünce buradan bolca alışveriş yapmak geçti aklımdan ama arabanın bagajı ve koltukları; bulgur, mercimek, kuru fasulye, ay çekirdeği, erişte, yufka gibi kışlıklarla dolmuş, son kalan yere de iki adet Alembey lahanası koymuştum. Tek şoför koltuğu boştu. Yani, hiçbir şey alamazdım. Yoksa ben, kamyonum olmadığı halde ucuz bulunca kamyon lastiği bile alanlardandım. Bu pazar benim için bir cennetti…
Flaş belleğe attığım yüz elliye yakın türküyü dinleye dinleye bıkmış durumdaydım. Yeni şarkı ve türkü dinlemeye gereksinimim vardı. Müzik CD’lerine bakmaya başladım. Bir sergide on adet müzik CD’si buldum. Bu pazarın yabancısıydım. Davranışlarımı etrafta gördüklerim ve duyduklarımla belirledim. Öyle ya, her yerin bir davranış şekli vardır. Kalıba uygun davranmazsanız zor durumda kalabilirsiniz. CD’leri havaya kaldırıp Suriyeli satıcıya; “Bunlar kaça olur?” dedim. Satıcı: “Ön” dedi. Ben: “Bir” dedim. “Ölmez!” dedi. Tüm konsantrasyonum bozuldu. Saçları arkadan bağlı adamı kendime örnek almıştım halbuki. Olmadı! “İki lira” dedim. Satıcı: “Ölar. Sefta ölar” dedi ve CD’leri aldım. Kazı kazan oynamak gibi bir şeydi. Kazırdım çıkarsa ne ala çıkmazsa at çöpe gitsin…
Pazardan ayrılıp Konya yoluna düştüm. Yan koltuğa koyduğum CD’lerden İlk sırada Oğuz Yılmaz yazan CD vardı. Koydum teybe. Aynı müziğe değişen sözler yazılmış tek düze türküleri dinleyerek, tek düze hızda Ankara’yı çıktım.
O CD’yi çıkarıp “Efe’den Karışık” yazan CD’yi taktım. İçinde ne olduğunu bilmeden dinlenen müziğe doyum olmuyormuş. Her CD sürprizlerle doluydu. Bu işi sevdim. Bir dahaki yolculukta yine deneyeceğim.
İyi gidiyordu. İkide iki sağlam çıkmıştı CD’ler. Efe, kendine göre müzikler yüklemiş. Mahalleden sesi sonuna kadar açılmış dım tıs dım tıs geçen gençlerin sürdüğü araçları görür hep heveslenirdim. “Bir gün bile arabayı birinci vitese takıp böyle yüksek sesli müzikler açıp gezemedim” diye hayıflanırdım. İşte Yüce Rabbim sonunda bana da nasip etti! Hoparlörün sesini sonuna kadar açıp başladım dinlemeye. Bizim Efe bildiğiniz Hip-Hop hayranı imiş. “Dım” “tıs” ların arasında birileri konuşuyor, kimisi “Jale de Jale”, kimisi “çünkü içemem gerek” falan diyor müzik çalarken birilerinin konuşmaları yanlışlıkla müziğe girmiş hissi veriyordu ama benim umurumda değildi. Saçma sapan sözlerle ilgilenmeyip müziğin ritmine kaptırdım kendimi.
Bel fıtığından dolayı direksiyonda uzun süre oturunca sol bacağımda ağrı başlardı. Baktım bacağımda sızı mızı yok. Müzikten etkilenen ayağım gaza sonuna kadar basmış, hızı iyice yükseltmişti. Gaz kesip hızı normal seviyeye indirdim. Müzik beni kol altlarımdan tutup yukarı kaldırmıştı sanki. Sesten, dağlar taşlar titriyormuş gibi oluyordu. Aslında, güçlü hoparlörlerin etkisi ile arabanın titrediğinin farkındaydım. Bir ara baktım Polatlı’yı geçmişim.
Ahmet.kocak16@hotmail.com
Devamı Haftaya

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

İYİ SEÇİM İLETİŞİM MERKEZİ AÇILIYOR

Çarşamba günü Saat 11:00’da İyi Parti Seçim irtibat bürosu açılıyor. İyi Parti Sarıkaya Belediye Başkan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.