Anasayfa / Güncel / UZUN YOL 2
Yazı Dizisi

UZUN YOL 2
Yazı Dizisi

……… CD çoktu. Hiphop yiyen Hiphop’tan usanırdı. Efe’nin CD’sini çıkarıp başka bir CD koydum. Teyp geri kustu, kabul etmedi. “CD çok nasıl olsa” deyip yan koltuğa attım. Sıradakini koydum. Benim kafada biri eski türküleri kaydetmiş. Birçoğu benim flaş bellekte olan CD ile elli kilometre daha gittim. Bu CD ile trafik kurallarına uygun gitmişti arabam.
Bir CD daha koydum. Onu da kibarca iade etti teyp. İki CD bozuk çıkmıştı. Umarım iki CD ile kalır. Baktım Sivrihisar’ı geçmişim.
Üzerinde “İlhan Karışık” yazan CD’yi koydum. İlk şarkı, “My Number One” idi. Sesi yine açtım. Müzisyenler işi azıtmaya başladılar. Direksiyona şarkıyı söyleyen Helena Paparizou geçti. Dansçılar da ön camda danslarına başladılar. Helena bir cama geçiyor dans ediyor, bir direksiyona geçiyor arabayı sürüyordu. Kemanın girdiği yerde araba iyice hızlanıyordu. İnsan böyle hızlı araba sürer mi? Baktım hız yüz kırk olmuş. Çekik gözlüler Hyundai İ 20′ yi doksandan yukarı çıkmasın diye üretmişler. “Yapma Helena! Altında Mercedes yok. Ceza yazacaklar!” dememe aldırış etmeden şarkısı bitene kadar sürdü. Çok şükür Helena sırasını savdı. Bakalım kim geçecek direksiyona? İkinci müzik başladı; Mozart, Türk Marşı’yla geçti direksiyona. İlk dinlediğinde çok beğendiği ve unutamadığı Mehter Marşı’ndan etkilenerek yazdığı söylenen müziği ile yüz kilometre sabit hızla yoluna devam etti. Çok rahat hissettim kendimi. Şu Mozart iyi oğlan vallahi!
Bir süre geçen sessizliğin ardından direksiyona Ankaralı Namık geçmesin mi? İçimden: “Ne alaka? Mozart’tan sonra Ankaralı Namık” düşüncesi geçerken Namık başladı; “arabada beş, evde on beş” demeye. Namık bunun burası durur mu, bastı gaza. Bu CD ile uzaydan atlayan adamın ruh hailini yaşıyordum. Yere doğru hızla düşerken bazen üşüyor, bazen yanıyor, bazen duygulanıyor, bazen gururlanıyorken Namık tuz biber ekti. Kaseti dolduran kişinin psikolojisinden ciddi ciddi kuşku duymaya başladım. “Hızlı yaşa genç öl” felsefesini yaşayıp aramızdan ayrılan Namık, tam bu yola uygun araba sürmeye başladı. Hız, yüz altmışa çıktı. Bende huzur kalmadı. Gözlerim fal taşı gibi açılmış, bir yandan asfaltın altımdan hızla kaymasına, bir yandan ekranda ellerinde ziller oynayan kadınlara odaklanmıştım. “Namık yavaş git. Acı bana! Ceza yazacaklar. Emekli aylığım…” devamını getiremeden “arabada beş evde on beş, hoşuma da giderse bedave!…” Diyor, beni dinlemiyor, “boş ver be abi, rakı içen öldü de su içen ölmedi mi?” deyip gaza yükleniyor. Arabanın motoru dayanır mı? Ya lastikler? Ön lastikleri geçen sene almıştım. Arka lastikler kabak! Arka lastikler patlasa bir şey olmaz herhalde. Önler iyi diye düşünüp gaza gelmiş: “Bas gaza Namık!” diye bağırmışım. Namık türküsünü bitirdi ama bende hiç hayır kalmadı.
Namık’ın türküsü bitti. Beethoven’in 9. Senfonisi başladı. Bu kez Beethoven geçti direksiyona. Uzun sarı saçlı yönetmen ve orkestra ön camda yerlerini aldılar. Sarışın bir kadın da orkestra şefini taklit ediyordu. Onları seyre daldım. Müzik yavaşlayınca araba da yavaşlıyor, elli kilometreye düşüyor, Müzik hızlanınca araba da hızını artırıyor, yüz elli kilometreye çıkıyordu. Bu Helena’dan da çılgınmış. Böyle de araba sürülmez ki! Zaten kulakları duymazmış. Müzik iyice hafifledi. Müziğe uygun, kilometre iyice düştü. Arkadan gelen kamyon havalı kornasını çalınca sıçradım. Baktım Beethoven’de hiç tepki yok. Duymadı. Şu adam direksiyondan inse de başkası geçse diye sabırla bekledim. Derken mum ışıkları arasından iri bir adam peyda oldu ön camda. Başladı opera söylemeye. Arabanın hızı yüz altmışı gördü yine. “Yapmayın arkadaşlar ODS falan vardır. Yakalanırsam ceza yerim” desem de dinleyen de duyan da yok. Müzik bitene kadar dayandım. Beethoven direksiyondan kalktı yerine daha sakin biri geçer diye bekledim. Allah kalbimi biliyor ben Chopin bekliyorum. Chopin beklerken Ankaralı Ayşe Dinçer geçti direksiyona. “Koçum benim” türküsüne başladı. Kırmızı bluzunun altına beyaz pantolon giymiş, hareketli müziğin ritmi ile dans etmeye başladı ön camda. Her giysi değiştirdiğinde ön cama çıkıyor, giysisini sergileyip sonra hemen direksiyona geçiyordu. O da hızlı sürmeye başladı. Bir kadın direksiyona geçince, “kadınlar yavaş sürer biraz dinlenirim” diye düşünürken o da basmasın mı gaza! Artık çılgın sürücülere alışmaya başladım. Dayanıyor, sabrediyordum çaresiz. “Sallan da gel koçum benim” dedikçe ben de içimden, “ceza yazarlarsa yazsınlar. İlk on beş günde ödersem yüzde yirmi beş indirimli öderim nasıl olsa,” diye kendimi teselli etmeye; müzikten ve Ayşe’nin güzelliğinden zevk almaya baktım. Türkü bitti. Direksiyona ben geçtim. Telaş içinde bir benzinliğe girdim. Müziğin ve hızın stresini atmak için bir süre dinlendim. Su alıp içtim kalanı ile yüzümü yıkadım.
ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

ERDOĞAN’IN 24 KASIM
ÖĞRETMENLER GÜNÜ MESAJI

Karayakup Kasabası Belediye Başkanı A.Dursel Erdoğan, 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle yayınladığı mesajında tüm öğretmenlerin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir