Anasayfa / Güncel / GRAMOFONDAN
CEP TELEFONUNA
(2)
Yazı Dizisi

GRAMOFONDAN
CEP TELEFONUNA
(2)
Yazı Dizisi

İlçelere elektrik gelince ecnebilerin icat ettiklerini duyduğumuz siyah beyaz televizyonlar kahvelerin başköşelerinde yerlerini aldılar. Artık ajanslar kahvelerde izlenir oldu. Kadın sakinler evlerine televizyon alınana kadar televizyon diye bir aletin çıktığını, ilçeye bile geldiğini kahvede izleyen kocalarından duyup, duydukları ile kafalarında her biri diğerinden farklı televizyon figürleri oluştururlardı. Hatta ‘Almancının birinin evinde renkli televizyonu varmış da renkli yayın yapılmadığından o da siyah beyaz izliyormuş’ diye söylentilerle, televizyonun renkli olanının bile icat edildiğini öğreniyorlardı.
Sonra evlere de televizyonlar alındı. Radyolar dan işlengili örtüler sıyrılıp televizyonlara geçirildi. Radyoların yaygınlaşması ile iyice bozulan sosyalleşme televizyonlu evlere birikilerek yeniden hortladı tüm Anadolu köylerinde, kasabalarında. Ev sahibinin uykusu gelmiş gibi sık sık esnemesini görmezden gelen konukların, “boşuna esneme bacım Dallas’ın sonunu görmeden dünyada gitmem” bakışları ile diziden dikkatler dağılmadan mesajlar alınır, verilirdi sessizce. Televizyon sahiplerinin kaprislerine artık dayanamayan kadınlar, çocuklar zincirli köstekli saati her daim yelek cebinde olan hane reislerine televizyon alması için baskıya başlarlardı. Kimi softa aile reisleri; “gavur icadı. İçinde şeytan var.” diyerek kaytarmaya çalışsalar da borç harç bir televizyon alınır; uzun alüminyum antenler, yükseltici parçasına ilaveten büyük alüminyum kazan kapakları ile desteklenerek çatılarda yerlerini alırdı. Tencere kapağı ileayna gibi bir görüntü elde edilmesi murat edilirdi. Alınan televizyonun gizlenme imkanı yoktu. Çatılarda, damlardaki antenler kimin yeni televizyon aldığını cümle aleme ilan ederdi. İnsanın evinde televizyonun olması gibisi var mıydı?..
Uzun aradan sonra renkli yayına geçildi tek kanallı televizyonda. Siyah beyaz televizyon iyi durumda çalışıyor da insanın canı renkli izlemek istiyor. Yine bir etek para verilip renkli televizyon alınacak çaresiz. Gıcır gıcır renkli televizyon alınıp oyalı, işlengili örtüler siyah beyaz televizyondan hoyratça sıyrılıp yeni televizyonun ekranına doğru üçgen şeklinde uzatılırdı. Karşısına geçilip bakılır, tam ortalaması için gereken işlem yapılırdı. Siyah beyaz tv misafir odasına konulurdu. Renklisi varken kimse onun yüzüne bakmazdı.
Renkli televizyon çok pahalı, öyle herkesin kurcalamasına izin verilmemelidir. Evin okuyan, akıl danesi ağabeyi televizyoncudan kısa bir kurs almıştır. Artık televizyonu o açıp kapatacaktır. Babası bir ara; “Oğlum sen yokken biz izleyemiyoruz bu mereti. Şunun açılışını bir anlatsan da açıp izlesek.” Der. Babasına hain hain bakan hayırsız evlat çok düğmeli televizyonun açılışını anlatır, tüm hane halkı pür dikkat oğlanı dinler:” Şimdi baba, önce şu adaptörün düğmesi açılıp kırmızı ışığın yandığı görülecek. Makinenin ısınması için bir müddet beklenecek. Sonra şu gördüğün hemen yandaki yükselticinin düğmesini açarak kırmızı ışığın yanması beklenecek. Bu gördüğünüz geniş düğmeye, ardından ikiye basılacak. Sakın sırasını şaşırmayın ha maazallah televizyon patlar! Açılıp karıncalanma başladı mı yeşil ışıktan sonra üçe basarak kendi etrafınızda bir kere dönün (kendisi dönerek nasıl dönüleceğini uygulamalı gösterir). Baba bir ara “sağdan sola mı, sağdan sola mı döneceğiz?” sorusu ile insafa gelen oğul: “Fark etmez” der. Şu yanda gözüken yukarı düğmesine, ardından gördüğünüz artıya bastıktan sonra geri tekrar bir ve son olarak ikiye basıp kolayca açarsınız.” Baba: “Ney! Kolayca mı? Lan oğlum bunun kolayı böyleyse zoru nasıldır kim bilir? Vallahi ben zinhar ellemem!”deyince tüm hane halkının yüzü düşer. Oğlan tarifi yaparken baba ile tüm ev halkının benzi önce kırmızıya, ardından sarıya, en son mor renge bürünerek hep beraber:”Hah! Ammada kolaymış! Biz bu televizyonu tövbe açamayız. Aman aman! Sen gelene kadar izlemeyiz. Pek karışıkmış.” derler. Oğlan evde zaten en kıymetli iken, kıymetine bir cila daha çekmiş olurdu.
Bir ara kocaman film kasetlerini ağzını açıp’cuk’ diye yutan içine aldıktan sonra, televizyona bağlanarak film izlenebilinen videolar çıksa da televizyonu tahtından indirmeyi başaramamıştır.
Bilim insanı bunun burası rahat durur mu? Tuttular bilgisayar adında bir alet icat ettiler. Yazılar yazıyorsun, yazılarını dosyalara yerleştirip saklıyorsun, siyah disketlerle, plak gibi CD lerle film izliyorsun, hesap yapabiliyorsun, iskambil oyunları oynayabiliyorsun, istediğinde ekranda görülen yazıyı yazıcıdan çıkarabiliyorsun. Bütün bu işleri nasıl yaptığına kimsenin akıl erdiremediği bir alet. Aleti yapanla tuşlarına bile dokunamayanlar kendilerini kıyasladıklarında yerin yedi kat dibinde bile olmadıklarını anlıyorlar. Ardından internet icat edildi. Bilgisayarlara bir neşe geldi.
Derken icatlardan oluk gibi servet geldiğini gören devletler ve bilim insanları cepte taşınan telefonlar icat ettiler.
Artık herkesin cebinde antenli takozlar var. Evdeki sabit telefon aranarak hane halkı ile haberleşiliyor; “Hanım eve doğru geliyorum. Marketten alınacak bir şey var mı?” sorularına evde olmayan hanım cevap veremeyince ona da bir telefon almak farz oluyordu. Zaman içinde telefonlar küçüldü, şimdi adına uygun cep telefonu oluverdiler. Çocuk geç kaldı. Acaba nerede? Durumlarından sonra önceleri lisede okuyana, ardından ilkokula gidene bile telefon alındı. “Çok şükür evdeki herkese telefon aldık.” Diye düşünürken en fazla iki yıl dayanabilen telefonlar sırası ile bozuldukça çekmecelerde yerlerini aldılar.
Derken Covit- 19 salgını geldi çattı. Dersler ve toplantılar internetten yapılmaya başlandı. Ya bütün bu buluşlar olmasaydı halimiz nice olurdu?Bütün bu buluşlarda bizim hiçbir katkımız olmadı maalesef. Tüketici olduk. Üretmedik. Üretenler refah içinde yüzerken biz yoksullukla boğuşur olduk.“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” sözü Atatürk büstleri altında süs gibi kaldı. Kalmaya devam edecek mi?…
ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

KANGAL

Köye geleli on iki gün oldu. Yalnızım. Geceleri harmana serdiğim kilme yatıp yıldızları ve Samanyolu’nu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir