Tıpta MR (Manyetik Rezonans Görüntüleme) veya halk arasındaki adıyla emar, radyasyon yerine güçlü mıknatıslar ve radyo dalgaları kullanarak vücudun iç organlarının, kasların, kemiklerin ve yumuşak dokuların son derece detaylı kesitsel görüntülerini oluşturan gelişmiş bir tanı yöntemidir.
Üroloji doktorunun ben yaşlarda herkeste görülen prostat görüntülemesi için istediği MR çekinmeye gittim. Kartım da çok işe yardı bu arada.
Hastanenin bodrum katına inip MR çekilen yeri buldum. Okuyup imzaladığım kâğıdı görevlilere verdim. “Amca, Dışarıda bekle biz seni çağıracağız.” dediler beklemeye başladım. Beklerken aklımdan geçenler:
“İlaç vererek çekeceklermiş. Damardan verilen kimyasal, vücut ısımı yükseltirken o bölgeyi daha iyi gösterecekmiş. Böbreklere zarar verebilirmiş. O nedenle işlem bittikten sonra bol su içerek o maddeyi vücuttan uzaklaştırmak gerekliymiş. Bakalım benim yaşlı böbrekler atabilecek mi?”
Yanımda sıra bekleyen bir genç dizindeki ağrıdan dolayı gelmiş. Beyaz eşya taşıyormuş. Yani modern araçlar taşıyan bildiğimiz hamal. Dizi ağrıyınca taşıyamaz olmuş. Hamalın dizi ağrırsa aç kalır. Onunki zorunlu bir tedavi.
Tekerlekli yatakla hasta insanlar getirdiler. Birinin yüzü mora çalmış. Dolaşım bozukluğu yaşıyor olmalı.  Bir başka erkek hastaya görevli sorular sordu. Akli melekelerini ölçmek istiyordu anlaşılan. Görevli kadın elindeki tükenmez kalemi göstererek:
-Bunun adı nedir?
-Kalem.
-Nasıl kalem?
-Naylon kalem.
-Başka adı var mı?
-Naylon kalem işte.
-TC kimlik numaranın ilk üç rakamı nedir?
-15634748379
 Görevli alacağını alıp gitti. Adamın karısı bağırarak.
-Ne naylonuymuş? Tükenmez kalem deseydin ya! Adam çok pişman. Birkaç kez kendi kendine söylendi;
-Tükenmez kalem nasıl aklıma gelmedi. Ama kimlik numaramı tam söyledim.
Bekleyen hastalar girdi çıktı. Sıra bana geldi. O beyaz; mezara benzer alete bir kez daha girmiştim. Çok sıkıcı bir yerdi. Daha içine girmeden sıkıntıya girdim; nabzım hızlandı, tansiyonum yükseldi. Görevli beni hazırlarken:
-Amca çeşitli ve yüksek sesler duyacaksın. Bunlar normaldir.
Aletten zikir seslerine benzer, yavaş tonda ”hıf hah hıf hah” sesleri geliyor. Aklıma tarikatçılar geldi. “Ne Müslüman aletmiş; zikir çekiyor. Yoksa bir Müslüman mı bulmuş da bu sesi eklemiş?” diye düşündüm. Sonra keşke Müslümanların bilime katkısını olsaydı. Ama yok.
Alet beni içeri doğru götürdü. Zikir durdu. Müslümanlık buraya kadarmış. ”Gıv gıv gıv gıv” diye sesler başladı. Ardından ciyak ciyak araba alarmı çaldı. O kesildi eski telefonların ziline benzer sesler başladı. Kalkıp telefonu açmak istedim. Kafam tavana vurdu. Burası mezar provası gibi.
Şaşırtıcı sesler devam ederken tavanın beyazlığını maviye boyadım. İçinde kuşlar uçmaya başladı. Alet sesini değiştirdi: “ra ra ra ra…”
Aklıma başının ağrıdığını, döndüğünü, düşüp ölecekmiş gibi hissettiğini söyleyen bir tanıdığım geldi. MR çektirmekten çok korktuğu için çektirmemişti. Altı ay sonra beyin kanaması geçirip öldü.
Neden böyle şeyler geliyor ki aklıma? Seslerin çağrışımından olmalı. Aklıma gelenler de olmasa bu daracık yerde zaman geçmeyecek.  Ambulans çığlıkları başladı. Kim bilir ne derdi var da hastaneye götürüyorlar zavallıyı. Gözümde ambülansın yanıp sönen ışıkları, hızla yol alışı ve kulağımda o rahatsız edici ses…
On dakika geçmiş. Alet sustu zikir sesleri yine başladı. Alet tekrar imana geldi. Beni dışarı azıcık çıkardı. Görevli kol damarımdan özel bir sıvı verdi.
“Bu sıvı vücudumda yanma yapacak mı?” diye sordum. Yanıtı bildiğim halde biraz da yalnız geçen on dakikadan sonra biriyle konuşma gereksinimi duymamdan kaynaklanıyordu.
“Yok, yapmayacak. Yanma ilacı makine verdiğinde olur. Şırıngayla verdiğimden yanma olmayacak”
“İyi bari”
Alet yine beni içeri çekti. Sesler başladı; “r r r r r r r…” bu ses sustu zikir sesi başladı. Şimdi de çekiç sesleri başladı. “tak tak tak…” O sesini dinlerken aklıma çekiç sesine oynayan Mevlana geldi. Ses değişti “vıl vıl vıl vıl … gıl gıl gıl gıl…” ardından kamyonları geri vites sesine benzer daaat daaat daaat…
 Kapalı alan korkusu (klostrofobi) olan insanlar kamyon da süremez ellaham?.
Sesler kesildi yine zikir sesleri duyuldu. Alet yine imana gelip beni dışarı çıkarıp görevliye teslim etti. Görevli:
“Amca damardan verdiğimiz ilaç böbreklerinize zarar verir. Bol su için. Sonucunuz haftaya doktorunuzun ekranında olur.” dışarıya doğru bağırdı:
“Meryem Adaklı. Meryem burada mı?”
  Ahmet KOÇAK

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

KÖYE DÖNÜŞ BAŞLADI

1960’lı yıllarda artan nüfusu beslemeye yetmeyen üretimden dolayı büyük kentlere göç başladı. Düğününü yapan karısını …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.