Anasayfa / Köşe Yazarları / KESTİRME YOLDAN GİDEYİM DERKEN KAYBOLDUM

KESTİRME YOLDAN GİDEYİM DERKEN KAYBOLDUM

Şarkışla gezimi yazmıştım. Şarkışla’dan Akdağmadeni’ne kestirme yoldan giderken nasıl kaybolduğumu anlatayım:
Sivas-Şarkışla’ya gezmek amaçlı giderken yolun sağında bir levha görmemle başladı her şey. Levhada Akdağmadeni yazıyordu. Kestirme yol olduğunu görünce sevindim. Yetmiş km imiş. Yıldızeli’ne oradan da Akdağmadeni gitmem 140 km sürecekti.
Şarkışla’yı gezdikten sonra internetten haritaya baktım; Kestirme yol üzerinde Akçakışla Köyü var. Akdağmadeni’ne bağlı bu köye dostum Prof. Mustafa Gürel’i ziyaret için gitmiştim. Bu köy İlçem Sarıkaya’ya otuz km idi ve oradan Hisarbey Köyü’ne geçer kolayca giderim. Çok iyi ya diye düşündüm.
Şarkışla’yı gezdim düştüm yola. Yol dar ama asfalt. Yarım saat gittikten sonra Akçakışla Köyü’ne geldim. Ormanlar arasında çukurda büyük bir köy. Burası gittiğim köye çok benziyordu. O köy olduğundan emin oldum.
Yola devam ederken sağda Hisarbey yazan levha gördüm. Hızlı gidiyordum yol ayırımını geçtim. Geri geri gelerek levhaya bakmadan o yola girdim. Bir dağı tırmandım ve köye vardım. Köy bildiğim Hisarbey’e hiç benzemiyordu. Şaşırdım. Köyün girişindeki ilk evin balkonunda yaşlı karı koca oturuyordu. Onlara selam verip sordum:
“Bu köyün adı Hisarbey mi?”
“Ula İsa Sen burada ne yapıyorsun?” dedi erkek olan. Kadın:
“Hani yolları açacaktın hayırsız! Kış bitti yeni mi geldin?” Baktım sorularıma ilgisiz yanıtlar veriyorlar köy içinde doğru devam ettim.
Köyde kimse yok. Zaten tüm köyler böyle. Bir adamın evinin alt katından el arabasıyla bir şey götürdüğünü gördüm. Arabayı park edip ininceye kadar adam bahçe duvarındaki kapıdan öbür tarafa geçip kayboldu. Evin köpeği vardır diye korkarak avluyu geçip karşı kapıdan çıktım. Geniş bir bahçe varmış. Bir yaşlı adam oturuyor. El arabasıyla giden adam uzaklaşmış. Yaşlı adama:
“İyi günler amca. Sarıkaya’ya nasıl gidebilirim?”
“Sen Hüsne’nin doktor oğlu musun? Beni iyileştirmeye mi geldin?”
Olamaz! Karşıma hep benim sorularıma ilgisiz yanıtlar verenler mi çıkıyor? Yoksa köyde yaşayanlar hep mi böyle? Öbür adamın yanına gittim.
“Kolay gelsin. Sarıkaya’ya nasıl gidebilirim?”
“Sarıkaya mı? Oraya gidemezsin. Geçen biri gitti geri gelmedi.”
Bu da mı? Şaka yapıyorlar galiba diye düşünüp etrafta gizli kamera var mı diye sağa sola baktım. Bu ıssız yerde kamera ne gezer? Oradan çıktım. Yoldan biri geliyor. Korkarak o adama da aynı soruyu sordum:
“Hocabey’den İğdecik oradan Abdal’a git. Oradan Sarıkaya’ya varırsın.
“Hocabey’e nereden gideceğim?”
“Hocabey bura hemşerim!” demesin mi? Bu sefer ben köydeki adamların durumuna düştüm. Belki de bulaşıcıdır. Anladım ki burası Hisarbey değil, Hocebey’miş. Geri dönüp iki levhaya bir daha baktım. Akçakışla doğru Hisarbey yanlışmış. Adlara kıran mı girmiş de bu kadar yakın yörelere benzer adlar koymuşlar? Yola devam ettim.
Alaman diye bir köye girdim. Bu köyün adı değişikmiş. Köyün içinden bir gençle bir adam bana doğru geliyordu. Onlara selam verdim:
“Bu köyün adı gerçekten Alaman mı?”
“Evet.”
“Alamanlar mı kurmuş?”
“He Alamanlar burayı nereden bulsun da kursun?” Nihayet aklı başında birine rastladım diye sevindim.
“Sarıkaya’ya nasıl gidebilirim?”
“Yıldızeli Sarıkaya mı, Şarkışla Sarıkaya mı?”
“Oralarda da mı Sarıkaya var?”
“Ya ne sandın ya?”
“Yozgat’ın ilçesi olan Sarıkaya.”
“Orayı duymadım da buradan geri dön. Akçakışla’yı, Karacaören’i geç. İlyas Hacı, Ortatopaç’tan aşağı doğru git. Sarıkaya önüne çıkar.”
“Çok teşekkür ederim. Hadi hoşça kalın.”
“Hayrımız var buyur yemek ye öyle gidersin.”
“Bu köy Alevi köyü mü?”
“Evet”
“Davetinize çok teşekkür ederim. Yolcu yolunda gerek” diyerek ayrıldım.
Söylediği köyleri ilk kez duyuyordum. Önümde üç Sarıkaya var ve ben ilçem olan Sarıkaya’ya bir türlü gidemiyorum.
Kestirmeden gideyim derken kaybolmuştum. Zorluklarla eski yolu buldum. Kestirmeden gitme fikri pahalıya mal olmuştu. Akdağmadeni yazan levhayı izleyerek yola devam ettim. Akdağmadeni’ne girince, tanıdık coğrafyaya gelmenin rahatlığı vardı üzerimde.
Ahmet KOÇAK

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

KÖYE DÖNÜŞ BAŞLADI

1960’lı yıllarda artan nüfusu beslemeye yetmeyen üretimden dolayı büyük kentlere göç başladı. Düğününü yapan karısını …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.