Anasayfa / Köşe Yazarları / TİCARİ YETENEK

TİCARİ YETENEK

E- postama gönderilen bir yazı dikkatimi çekti. Feyyaz Aksakal adlı bir hemşerim: “Yazılarınızı severek okuyorum. “Ticari Yeteneğim” adındaki yazınız özellikle dikkatimi çekti. Sizin talihsiz ticaret denemeniz hüsranla sonuçlanmış benimkisi ise başarıya ulaştı. Arzu ederseniz Bursa merkezdeki iş yerimi ziyaret ediniz. Size kendimi anlatayım da yazın.” Demiş. Ben de: “Klavyem yazacak adam arıyor. Yazmaz olur muyum, yazarım elbet.” Yazdım.
Tarif ettiği mağazasına gittim. Beni kapıda biri karşıladı: “Hoş geldiniz. Ne istemiştiniz?” dedi Durumu izah ettim beni içeride sıcak bürosunda oturan beyaz eşya mağaza sahibinin yanına götürdü. Kendimi tanıttım. Önceden haberli olmanın verdiği ilgi ile karşıladı beni. Maskeler ağzımızda, geniş bürosunda olabildiğince birbirimizden uzağa oturarak sohbet vaziyeti aldık. Ben sadece adımı söyledim, yetti. Yazılarımı okuyanlara kendimi tanıtma zahmetine katlanmıyorum artık. Kısıtlılıkta çabucak işimizi bitirip ayrılma isteğimizden dolayı hemen sadede geldi. Başladı ticari yeteneğini anlatmaya:
“Babam Almanya’da çalışıyor, bize bakıyordu. Durumumuz düzelince okuyalım diye köyü terk edip ilçeye taşındık. İlçede ekonomik durumumuz iyiydi. En büyükleri bendim ve İstanbul’da İşletme okuyordum. İkinci sınıfa giderken sevdiğim, ilçenin en güzeli olan kızla evlendim. Durumumuz iyi olduğundan daha askere gitmemiş, ekmeğimi elime almamış olmama rağmen kızı bana verdiler. Evlendik. Kiraladığımız eve birinci sınıf eşyalar aldık. Eşimin kolları altın bilezikle dolu idi. Evlendikten sonra iyi olan derslerim gittikçe düşmeye başladı. Babamın Almanya’dan cenazesi gelince zor günler başladı. Babamın maaşı ile geçinirken birden darlık günleri başladı. Hanımın bileziklerini satarak bir süre daha okula devam ettimse de olmadı. Okulu bırakmak zorunda kaldım. Annemle kalan dört kardeşim kötdeki tarlalardan gelen icarla geçimlerini kıt kanaat sağlıyorlardı. Bana destek olmaları mümkün gözükmüyordu.
Askere gidip döndüğümde tam bir sefil hayat başladı. Zengin Almancının okuyan oğluna gelen karım da düştüğü durumu kabullenememiş, iki oğlumu alıp babası evine gitmeyi dillendirmeye başlamıştı. Bir iş yeri açmayı, evdeki eşyaları satarak bir süre idare etmeyi önerdim kabul etti. Çarşıda kiraladığım küçük dükkana evimizin eşyalarından sığdırabildiğimi koyup satmaya, sattıkça diğer eşyaları koymaya devam ettim. İki ay sonra yeni eşyalar alıp dükkana koyacak hale geldim. Varlıktan yokluğa düşmek beter bir durumdur. Dükkandan kazandığımla bir yılın sonunda kendime ve kardeşlerime bakmayı başardım. Bu durum kendime güvenmemi sağladı. Büyük bir dükkan tuttum. Beyaz eşya bayiliği aldım. İki yıl sonra kendime güzel bir villa yaptım. İki katını kiraya verdim.
Uzatmayayım on beş yılın sonunda ilçenin en zengini oldum. Rahat insana batar ya, bana da battı. Üç yıl önce ilçedeki her şeyimi sattım. Kızımın Uludağ Üniversitesinde okumasını da bahane ederek Bursa’ya geldim. Okulu yarım bırakmam nedeniyle üç çocuğumun da üniversitede okuması için çok masraf ettim. Özel hocalar tuttum. Hepsi de kazandı ve okullarını bitirdiler. Kızım İktisat, oğlanın biri inşaat mühendisliği, diğer oğlum ziraat mühendisliğini bitirdi. Şimdi hepsi üniversite mezunu ve işsizler.
Burada bir ticari geçmişim olmadığından, ekonomik kriz de olunca işler iyi gitmedi. Bir de Korona salgını çıkınca her şey iyice kötüye gitmeye başladı. Geldiğimde iki lüks daire almıştım. Biri kiradaydı. İlk onu sattım. İş yerim kendisini döndüremeyince oturduğum evi de satıp kiraya çıkmak zorunda kaldım. Üç eleman çalıştırıyordum. Üçünü de işten çıkarıp çocuklarımla yürütmeye çalışıyorum. Dükkanın mülkiyetini satın almıştım. Dükkan kirası ödemediğimden siftahsız geçen günler olsa da idare ettim bir süre. Şimdi sıra sattığımız eşyaları evlere teslimde kullandığımız kamyonetegeldi . Onu da internetten satışa çıkardım. Pek müşteri çıkmıyor.
Hayata sıfırdan başlamıştım. Hızla sıfıra doğru gidişimi görüyor engel olamıyorum. İlçeyi bırakıp buraya geldiğime çok pişmanım. Bu iş yerini de yok pahasına sattım üç ay sonra uzun yıllar ticaret yapıp güven kazandığım ilçeme, “bak büyük kente gitti. Yapamadı.” Demelerine aldırmadan geri dönmeyi düşünüyorum. Taş yerinde ağırmış bilemedim. Gençken ev sahibinin kapıya dayanıp kira borcunu istemesini pek takmazdım. Şimdi çok zoruma gidiyor. Ben öğrenciyken evlenmiştim. Çocuklarım yaşları geçmesine rağmen evlenemediler.Köydeki babadan kalan evi ve tarlaların tamamını kardeşlerimden satın almıştım. Şimdi geri dönüp tarım ve hayvancılıkla uğraşmaya karar verdim. Var sayıyorum ki; evlendiğimde aldığımız eşyalar beni otuz yıl idare etti. İlk sermayem ev eşyalarımdı biliyorsun. Nerden nereye?” dedi sustu.
Mağazaya girdiğimde; Ne güzel bir mağazası varmış hemşerimin diye düşünürken meğer; dışı eli, içi kendisini yakıyormuş. “ Takma kafana hemşerim. Düşmez kalkmaz bir Allah. Bir kez düştüğün yerden kalkmışsın. Tekrar kalkarsın.” Diyerek izin isteyip Korona’dan dolayı, tokalaşmadan ayrıldım. Zalim Korona, bir tokalaşmayı bile bize çok gördün!
ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

RÜZGÂR AİLESİ

Yıl 1970. İlkokulu bitirdiğim yılın yaz tatilinde köyümüze geldim. Babam başka bir köyde memurdu. Köyde …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.