Anasayfa / Köşe Yazarları / ÇEMBERİMDE GÜL KAYNAK

ÇEMBERİMDE GÜL KAYNAK

Çıtalı Uçurtma yazımda belirttiğim kooperatif inşaatı devam ederken bir kamyon demir indirdiler. İnşaat demirlerinin kimi onluk, kimi sekizlikti. Ustalarla iletişimim devam etti, aramızda güven ve sevgi bağı oluştu. Demirleri eğip şekil vermek için bir tahta masa yapıp, masaya düzenek kurdular. Demirleri tezgaha yerleştirip demir bir kol ile istedikleri şekli vermeye başladılar. İlk kez görüyor, teknolojinin geldiği yere şaşıyor, hayranlıkla izliyordum. Bir yandan da terli alınları ile: “Yahu Ahmet sen bize hiç bakmıyorsun. Hadi çeşmeden soğuk su getir de içelim,”diyerek beni çeşmeye yolluyorlardı. Çıtalı Uçurtma yazımda belirttiğim kooperatif inşaatı devam ederken bir kamyon demir indirdiler. İnşaat demirlerinin kimi onluk, kimi sekizlikti. Ustalarla iletişimim devam etti, aramızda güven ve sevgi bağı oluştu. Demirleri eğip şekil vermek için bir tahta masa yapıp, masaya düzenek kurdular. Demirleri tezgaha yerleştirip demir bir kol ile istedikleri şekli vermeye başladılar. İlk kez görüyor, teknolojinin geldiği yere şaşıyor, hayranlıkla izliyordum. Bir yandan da terli alınları ile: “Yahu Ahmet sen bize hiç bakmıyorsun. Hadi çeşmeden soğuk su getir de içelim,”diyerek beni çeşmeye yolluyorlardı.Çok ender bulunan telefon tellerinden kendime çapı on santimlik dört tekerlekli araba yaptım. Direksiyon şeklinde büktüğüm yetmiş santimlik telin ucunu direksiyon şeklinde büküp ucunu ön dingile bağladıktan sonra arabamı sürmeye başladım. Direksiyonunu çevirdiğim yöne gitmesini hayranlıkla izliyor, akranlarıma hava atıyordum. Arabamdan kimsede yok, olanların -tel yetersizliğinden dolayı- iki tekerlekli arabaları vardı. Herkes etrafımı sarıp gıpta ile bakıyordu. Zenginlik böyledir işte. Etrafta özenerek bakanlar olmayınca zenginlik bir işe yaramaz. Ben sürdüm onlar peşimden geldiler derken biri her şeyi göze alarak arabamın üzerine çıkıp zıpladı, ezdi, kaçtı. Özene bezene yaptığım arabama mı yanayım, failin peşinden mi gideyim bilemeden öylece kala kaldım. Tel arabamdan kalan enkazı eve bıraktım. Üzüntü gereksinimim olduğunda, melankolik hal almak istediğimde tel arabama bakıp o ihtiyacımı gideriyordum. Bir süre tamir edip piyasaya çıkarmaya cesaret edemedim. O sıralarda çember sürmek moda oldu. Telefon telinden otuz santim çapında çember yapılıyor, ucu çemberi sürmek için “U” şekli verilen başka bir telle sürülüyor, peşinden koşuluyordu. Arabamı bozup çember yaptım. Çemberimi sürerek ustaların yanına gittim. Çemberimi gören ustanın biri: “Ahmet bu tel çember iyi değil. İstersen sekizlik demirden sana çember yapayım,” dedi. Birkaç saniye düşündüm; çok iyi olurdu. Köyde benden başka kimsede böyle olağanüstü bir oyuncak olmayacaktı. “Hele sen bize bir ibrik soğuk su getir. Sen çeşmeden gelene kadar çemberini hazır ederim,” demesiyle ayaklarım sırtıma değerek çeşmeye gittim. Döndüğümde demir bükme tezgahı üzerinde çemberim hazırlanıyordu. Bir süre ustayı izledim. Çemberim de, sürme çubuğum da sekizlik demirdendi. Alıp sürmeye başladım. Elime biraz ağır gelse de çok sevmiştim. Bir süre harmanlarda tek başıma sürüp deneyim kazandım. Akranlarıma göstermeden, onların hayran bakışlarını hissetmeden oynamanın ne tadı olurdu? Hemen akranlarımın yanına gittim. Çevremi sardılar. Bir süre gıptayla izlediler. Ardından: “Ahmet la, ver, ıcık da ben sürüyüm,” demeye başladılar. Alıp kaçmayacağından emin olduğum birkaç arkadaşıma verdim. Belirlediğim güzergahta bir tur attılar. Hem böyle paylaşımcı olunca çevrede sevilen, sayılan biri de oluyordu insan. Çemberi zevkle sürüp peşinden koşarken, sık sık sürme demiri çemberin birleşme yerinden girip birden durdurmasa çok zevkli olacaktı. Çemberi olanca gücümle sıkıp uçlarını yaklaştırıyor, bir süre sonra geri ayrılarak sürme çubuğum çemberin içine giriyor, zevkimi yarıda bırakıyordu. Buna bir çare bulmalıydım. Köyde kaynakçı yoktu, ilçede de olduğundan emin değildim. Babam pazara gidecekti. Sabah saat beşte uyanıp ben de babamın peşinden kamyona doğru yürüdüm. “Madem uyandın gel bari,” demesiyle kamyon kasasının kenarından tutunarak ilçe pazarına geldim. O zamanlar Pazar günü, Baran Caddesi’nde kurulurdu pazar. Pazara gitmek, orada gördüklerini ballandıra ballandıra anlatmak bile insanın sosyal statüsünü yükseltirdi. Nefis sucuk ekmekle kahvaltımı ettikten sonra pazarda babamla gezmeye başladım. Tepedoğan köyü’nden Kara dayı bağırıyor: “Eşini bulana bedava,” diyerek lastik ayakkabı satıyordu. Hemen eşini bulduğum lastik ayakkabıları alıp yanına gittim: “Kara dayı ben eşini buldum,” deyip babamın peşine giderken kolumdan tuttu: “Para vermeden olmaz yeğenim. Git babandan para al gel, vereyim,” dedi. Böylece; büyüklere olan inancımı kaybettim. Hani eşini bulana bedavaydı?Adamın biri insanları etrafına toplamış, masat taşı gibi, üzerine kırmızı gül resmi olan bir şey satıyordu. “Şimdi bu elimde gördüğünüz taşı çakmakla tutuşturuyor, demirleri kaynatıyorum. Kaynak yapmak için kaynakçıya bir etek para vermenize gerek yok. Kendi kaynağınızı kendiniz yapın. Gel vatandaş gel…” diyor bir yandan da tutuşturduğu taş ile demirleri kaynatıyordu. Bir süre izledim. Çemberimi kaynatırım diye düşünerek babama almasını söyledim. Babam: “hele dur bakayım oğlum evladım. Neyin nesiymiş?” deyip bir süre izledi, aldı. Çok mutluydum. Pazar sefam hiç bitmesin derken, bir an önce köye gitmek için can atmaya başladım. Köye gelir gelmez hemen çemberimi alıp dışarı çıktım. Taşı muhtar çakmağı ile tutuşturdum. Resmen taş yanıyor, fokur fokur kaynıyor, mavi bir alev çıkarıyordu. Çemberimin iki ucunu birleştirip kaynak yapmaya başladım. Kaynatıp soğumasını beklerken taşa üfleyip söndürmeye uğraştım. Ne yapsam sönmüyordu. Sol elimdeyken -refleks olarak sönsün de bitmesin diye- çırpmamla iki damlası sol dudağımın kenarına sıçradı. Dudağımın kenarında ve üstünde yanmaya devam ediyor, beni acılar içerisinde kıvrandırıyorken-her çocuk gibi- yakında komşu kadınlarla oturan anneme doğru koştum. Annem yüzümde yanmaya devam eden nesneyi görünce eliyle sildi. Bu sefer onun elinde yanmaya devam etti. Elini yere sürerek kurtuldu. İki gözüm iki çeşme ağlarken Havzalı karakol komutanının karısı evden diş macunu getirip yarama sürdü. Acım azalıp aklım başıma gelince koşarak kaynak taşına gittim ki; yana yana bitmiş, yerde eğri büğrü artığı kalmıştı. Yüzümü yaktıysam da çemberim kaynamış, hiç aksama olmadan sürülür hale gelmişti. Birini bıyıklarımın kapattığı, diğeri hala duran yara izlerini gördükçe o olayı anımsarım hep.  

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

RÜZGÂR AİLESİ

Yıl 1970. İlkokulu bitirdiğim yılın yaz tatilinde köyümüze geldim. Babam başka bir köyde memurdu. Köyde …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.