Anasayfa / Köşe Yazarları / HAMAM SEFAMIZ

HAMAM SEFAMIZ

Geçen yıl memleket havası almak için Sarıkaya’ya gittim. Her gidişimde yaptığım gibi hamama girmek istedim. Beş yaşındaki torunum Ahmet Erdem’i hamamla, havuzla tanıştırmak istedim.  Geçen yıl memleket havası almak için Sarıkaya’ya gittim. Her gidişimde yaptığım gibi hamama girmek istedim. Beş yaşındaki torunum Ahmet Erdem’i hamamla, havuzla tanıştırmak istedim. Odaların bulunduğu yere girdiğimizde: “Dede ben hamama girmek istemiyorum. Burası kötü kokuyor,” dedi. “Kuzum, göreceksin burası öyle güzel bir yer ki, çıkmak istemeyeceksin. Oynaman için bolca su var,” diyerek soyundurdum. Elinden tutup sabunlanma bölümüne götürdüm. Sıcak buharlar arasında sabunlanan, sesleri yankılanan insanları görünce girmemek için direnmeye başladı. Ben elinden çektikçe direndi. Ayakları kayarak havuz bölümüne kadar sürükleyerek götürdüm. Havuza girdim. Ona da ayaklarını suya sokmasını söyledim. Sıcak suya ayağı değer değmez çekti,” sıcakmış! Ben girmem,” dedi.Allahtan çocuklar için yan tarafta derin olmayan, suyu ılık iki küçük havuz yapmışlar. O bölüme geçtiğimizde birkaç çocuğun oynadıklarını gördü. Direğin ardına saklanıp bir süre onları izledi. Bir ara gülümsediğini görünce; “Haydi sen de gir, oyna. Havuzun suyu ılık ve derin değil, korkma!” dedim. Zorlukla ikna ederek havuzun kenarına oturmasını sağladım. Çocukların oyunları; bilgisayarda oynadıkları savaş oyunlarıydı. Tanıdığı oyunları ilgiyle izlemeye başladı. Çocuğun biri diğerini kafasından suya bastırıyor, elindeki hayali bıçağı hasmının boynuna saplıyor, o da çırpınarak ölme taklidi yapıyordu. Kilolu, kötü karakter rolünü oynayan çocuk yanından geçerken Ahmet Erdem ona bir tekme attı. Oyuna dalmış çocuk, yediği tekmeye aldırmadan oyununa devam etti. Başka bir sefer yanından geçen on iki yaşlarındaki diğer kötü kahramanın sırtına atlayıp vurmaya başlamasın mı? Hemen çocuğa işaret ettim, seslenmedi. Başladı onların oyununa katılmaya, onlar umursamasa da oyuna kendini dahil etti. Bir süre onlarla hariçten oynadı. On beş dakika sonra iri yarı, göbekli bir adam içeri girdi. Torunlarını bir süre izleyen adam; belermiş gözleri ve iri gövdesine yakışan kalın sesi ile: “Mıstafa nörüyon lan? Oğlanı mı öldürecaan?” diye bağırdı. Çocuklar dedelerini hiç umursamadan devam ederlerken oyun oynadıklarını, merak etmemesini söyledim de sakinleşti. İkinci bağırtısı ile çocukları topladığı gibi gittiler. Erdemle birlikte oynamaya başladık. Çocuk kalmayınca sıkıldı. Sabunlanma yerine gittik. Yanımızda yıkanan, seksen yaşlarında Sarıkaya’nın bir köyünden Hüsmen adında biriyle tanışıp sohbete başladık. Biz sohbet ederken bol suyu gören torunum tası sıcak su ile doldurup doldurup tepemden aşağı döküyor, “Oy! Yandım anam!” dememe kahkahalarla gülerek vakit geçiriyordu. Biraz sonra musluğun birinden soğuk su aktığını keşfetmiş olmalı ki, Hüsmen emmi: “Ben senin dedeni de babanı iyi tanırım. Deden kazamızın zenginlerindendi. Geniş arazisi, ambarlarında buğdayı dolar, taşardı. Ahırında sürü ile koyunları inekleri vardı. Sizin kapınızda azap duranlar, çobanlık edenler aldı yürüdü de güç kuvvet yetmez oldular. Siz memurlukla boşa oyalandınız. Adamın variyetini türetemediniz. Sizde de hiç iş yokmuş hiyerif!…” dediği sırada torunum tepemden aşağı soğuk suyu dökünce ben ürpertiler arasında: “Yandım anam!” diye bağırdım. Hüsmen emmi söylediklerine bağırdığımı sandı. Şaşırmış halde bir süre yüzüme baktı. “Dede ne yanması soğuk su döktüm,” diyerek kahkahalarla gülen torunuma dikkat edince neden bağırdığımı anladı. O sıra Hüsmen emmi: “Yavrım, ıcık dölek dur( Yavrum azıcık doğru dur),” dedi. Torunum uzaklaşınca yine söze başladı: “Şimdiki çocuklar da karılar bir acayip yeğenim. Kadın dediğin yumuşak huylu olmalı değil mi? Erkeğini hoş tutmalı ki, o da onu hoş tutsun. Atalar ne demiş: “El eli yur, el de yüzü.” Aha, benim karı hep dikine dikine konuşur. Avrat değil, barut fıçısı mübarek! Bana hiç dirlik vermez. Hiç yatımına gitmez. Eve varınca bana verir çifteyi. Kocamasam vallaha boşayıp yeni bir karı alacağım amma yaşlılık kolumu aha şuradan kırıyor. Kanaatin olsun eve hiç gidesim gelmiyor…” demeye kalmadı benim torun adamın başından aşağı soğuk suyu dökmesin mi? Adamcağız neye uğradığını şaşırdı. Ürpertiler arasında: “Yiyenim saa “dölek dur ıcık” dimedim mi?” derken; yüzü düştü, iştahla dönen dili dönmez oldu. Konuşma isteği kalmadı, sustu. Adamın tepkisine şaşıran torunum: “Amca azıcık bana da dök,” dedin ya!” deyince adam başladı gülmeye. “Şindiki çocuhlar bizim ne didiğimizi aanamıyollar,” dedi. O soğuk su şokundan sonra karısının zulmü, Ahmet Erdem’in zulmünden hafif gelmiş olmalı ki, “hadi saa saatler ossun! Ben varıyım eve gidiyim,” dedi ve ağrıdığını söylediği bacakları üzerine yavaş yavaş basarak, topallayarak, “Vayh! Vayh!” diyerek buharların arasında kayboldu. “Hadi Ahmet Erdem biz de çıkalım,” dedim. “Ben çıkmam,”diye tutturdu. “Hani oğlum; “ben hamama girmem. Bura kötü kokuyor,” diyordun. Ne oldu şimdi çıkmak istemiyorsun?” Karnım tok diyenden korkacaksın, demiş atalar. İçeri girerkenkinden iki kat fazla uğraşarak, bir saat sonra ancak çıkartabildim keratayı. Hamam bana sefa yerine, cefa verir oldu.

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

ÇEMBERİMDE GÜL KAYNAK

Çıtalı Uçurtma yazımda belirttiğim kooperatif inşaatı devam ederken bir kamyon demir indirdiler. İnşaat demirlerinin kimi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir