Otobüs 2

Ankara’dan Sarıkaya’ya gitmek için otobüse bindim. Otobüs hareket etti. Yolcuların sıradan konuşmalarını dinlerken, arka koltukta oturan ve yüzlerini görmediğim iki kadının konuşmaları dikkatimi çekti. Cep telefonundan bir şeyler okuyormuş gibi yaparken kulağım kadınların tüm otobüsteki yolcuların duyacağı yükseklikteki konuşmalarını dinlemeye başladım çaresiz. Ankara’dan Sarıkaya’ya gitmek için otobüse bindim. Otobüs hareket etti. Yolcuların sıradan konuşmalarını dinlerken, arka koltukta oturan ve yüzlerini görmediğim iki kadının konuşmaları dikkatimi çekti. Cep telefonundan bir şeyler okuyormuş gibi yaparken kulağım kadınların tüm otobüsteki yolcuların duyacağı yükseklikteki konuşmalarını dinlemeye başladım çaresiz.Arkada yanında kendi gibi iki esmer kızı oturan başı bürüklü kadınla, karşısında başı türbanlı yalnız oturan iki kadın sohbet ediyorlardı. Esmer kadın kırk beş yaşlarında, kilolu, burnu büyük, yüzünde çopurları olan çirkin bir kadındı. Diğeri otuz yaşlarında, beyaz tenli, orta güzellikte bir genç kadındı. Genç kadın:“ Bacım yolculuk nereye? Nerelisin?”Esmer kadın:“ Yolculuk Sarıkaya’ya. Aslen Akdağlıyım.”Genç kadın: “Kocan ne iş yapar?”Esmer kadın:“ Kocam rahmetli oldu. Boylu poslu, yakışıklı, dünyalar iyisi biriydi rahmetli. Çok mutluyduk. O öldükten sonra perişan olduk. ‘İyiler çok yaşamaz’ derler kocam iki yıl önce sizlere ömür- öldü. Memurdu. O ölünce devlet bize maaş bağladı. Çocuklara hem analık hem babalık yapıyorum.” Derken genç kadının bakışlarından, “O boylu poslu, yakışıklı adam seni nasıl almış, şikirsiz!” der gibi baktığını gördüm.Genç kadın: “Allah rahmet eylesin. Bizde nerede o şans. Benim kocam hiç benim kıymetimi bilmez. Pat vurur küt üzer. Sen kısa da olsa mutlu olmuşsun. Bu da benim kötü kaderim işte?” Esmer kadın: “ Yani mutluyduk derken tabi ki bizim de sorunlarımız vardı.” (Yabancılara filmin fragmanını izletiyor. Biraz güven duymaya başladı mı filmin aslını izletecek galiba.)Genç kadın:“Ah! Bacım oncaz her evlilikte olur. Bizimki öyle mi? Vallahi gidecek yerim olsa boşanırım. Bir gün durmam. Ama ne yaparsın ki çekeceğim.” deyince esmer kadının gözleri level atladı. Birazdan seyir çıkacak gibi gözüküyordu. Öyle de oldu.Haydi kızım siz karşı koltuğa geçin. Bacım sen gel yanıma.” Aynı kadın biraz sesini kısarak: “Ah! Bacım her şey herkese söylenmez. Seni sevdim. Sana doğrusunu anlatayım. Benim kocam adi, şerefsizin tekiydi! Bana hiç karı gözüyle bakmadı. İlk birkaç yıl iyiydi. Sonradan rüşvet mi yedi ne olduysa, eline çok para geçmeye başladı. “Erkek milleti kapıda zabın gerek” derler. Erkek ne kadar fakir olursa kadın için o kadar iyidir. Para buldu mu azar adiler. Evine bakmaz. Ah ah! Anlatsam roman olur o kafirin yaptıklarını! Önceleri “nöbetim var” dedi eve gelmemeye başladı. Öyle oldu ki haftada bir uğrar oldu. Şüphelendim. Bizim Yozgatlılara sorup haber aldım ki; sarışın güzel bir kadın bulup ona ev açmış. Birlikte yaşamaya başlamışlar. Eve gelince bana ilişmesin, beni dövmesin diye bağrıma taş basıp öğrendiğimi söylemedim. Bir bakıma da o kadını bulması iyi oldu. Çünkü eve gelince beni çocukları dövmemeye başladı. Hiç eve bakmayan adam bol yiyecek getiriyor, bol para bırakıp: “Bir ay beni beklemeyin işlerim var” deyip gidiyordu. Ufak memurun bir ay sürecek ne önemli işi olur ki? Yalan! Böyle beş, altı yıl idare ettik. Sonunda seni boşayacağım dedi. Ben kabul etmedim. Beni ikna etmek için çok çabaladı. İkna edemeyince o sarışınla birlikte olduğunu söyledi. Yine boşanmaya yanaşmayınca beni aldı o kadınla tanıştırmaya götürdü şerefsiz iyi mi? Gittim baktım Allah’ı var güzel bir kadınmış. Bir de oğlan doğurmuş. Bana yanaşmadığından iki kızla kalmıştım. Kadını görüp kıskanır boşanırım sandı ellaham. Ben zaten yıllardır biliyordum. Kadını görünce Allah kalbimi biliyor ya, çok yakışıklı olan kocama yakıştığını bile geçirdim içimden. Zaten okumuş yazmış adamın görücü usulüyle akrabalardan birinin kızıyla evlendirilmesi hataydı. Ben artık kocadan çoktan geçmiştim. Bize bakmasına razıydım. Adı Sema olan kadının telefonunu aldım. Bir kafede buluştuk. Onun ısrarı ile köpeğin boşanmak istediğini anlamıştım. Kadına birlikte yaşamalarına hiç ses etmeyeceğimi, benden boşanmamasını söyledim. Ne de olsa kadın da anne. Babasının onu sıkıştırdığını söyledi. Kadına adeta yalvardım. İki çocuğumla ortalarda kalacağımı falan söyleyince bana acıdı ve yumuşadı, “tamam O’nu sıkıştırmayacağım” dedi. Normalde benim onun saçını, başını yolmam gerekirdi. Lakin hayat şartları ne yaparsın! Kadın Allah var vicdanlı bir kadınmış. Bana acıdı, başladı beni teselli etmeye.  Boşanırsam kadın başıma ne yapardım. Tahsilim yok, ne yalan söyleyeyim güzelliğim de yok. Bir daha kimse de almaz beni. Babadan mal mülk de yok. Alimallah ortalıkta kalırım iki bebemle. Ayak direyip boşanmadım. Sıktım dişimi, dayandım alçak herifin zulmüne. Zaman içinde o kadın bizim eve gidip gelmeye başladı, bizim zebaniden gizli. Beraber günlere gittik, yedik içtik, dost olduk. Birkaç yıl sonra araba ile yolda giderken bir kamyona çarpıp uçuruma yuvarlanmış bizim şerefsiz! Elin içinde cenazesini aldık mezara koyduk. Resmi karısı ben olduğumdan bana ve çocuklara maaş bağladılar. Benim oturduğum ev de, Sema’nın oturduğu ev de bize kaldı. İyi ki boşanmamışım. Yoksa ortalarda kalırdık. Ben de Sema’nın iyiliğine karşılık evden çıkarmadım. O evde kira vermeden oturuyor. Tabi evin tuğlaları yenmiyor. Ekmek lazım. İş bulana kadar ben yardım ettim. Çocuğu da benim kızlar sevdiler. E ne de olsa kardeşleri. Sema işe giderken oğlanı bize bırakır gider. Yani anlayacağın bacım bizim hayat bir roman.”Genç kadın filmin gerçeğini dinleyince: “ Vallaha abla senin hayatın gerçekten romanmış. Ağzım açık dinledim. Eve gidince bizimkine daha iyi davranacağım. Biraz da benden oluyordu. Aslında bizimki iyi bir adam. Senin herifi dinleyince, benim herifin değerini daha iyi anladım.” dedi. Hani bir film izler, bir roman okur da ondan ders çıkarıp davranışlarını düzeltirsin ya, genç kadın da bu öyküden bir ders çıkararak kocasına daha iyi davranma kararı vermiş gibiydi. Bu sohbet; kadın için ders, benim için yeni bir yazı konusu olmuştu.

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

TERMİNAL SİMSARLARI

1989 yılında karneleri dağıtır dağıtmaz bir iş için Gaziantep’ten Yozgat- Sarıkaya’ya gitmem gerekti. Gaziantep’ten Kayseri’ye …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir