Anasayfa / Köşe Yazarları / SAYIM MEMURU

SAYIM MEMURU

Orda bir ilçe var uzakta, gitmesek de kalmasak da o ilçe bizim ilçemizdir. Hani, yedi yüz seksen bin kilometre karelik Türkiye’nin seksen milyonda bir sahibi olduğumuz gibi biz de Sarıkaya’nın belki yaşayan elli binde bir sahibiyiz. Bir film izlemiştim yıllar önce(belki sizler de izlemişsinizdir); dört müebbet cezası alan mahkuma iyi hallerinden dolayı bir ay izin veriyorlar. Dördü de hapishaneden çıkıp kendi hayatlarına- on yıl sonra- kaldıkları yerden devam ediyorlar. Onların başından geçenler ve geri hapishaneye dönüşleri müthiş bir macera şeklinde anlatılıyordu. Eksik işlerini tamamlayan, alınamayan intikamlarını alan, geride kalanların hayatlarını onsuz sürdürecekleri şekilde düzene konması gibi maceralı bir filmdi. Her ne kadar mahkum olmasak da bizler de aynı hapishaneden izinle bir ay ayrılan mahkumlar gibi, taşı toprağı altın, Sarıkaya ana kucağından kırk yıllık izne ayrılmış tekrar hapishanemize geri dönmüş mahkumlar gibiyiz. Orda bir ilçe var uzakta, gitmesek de kalmasak da o ilçe bizim ilçemizdir. Hani, yedi yüz seksen bin kilometre karelik Türkiye’nin seksen milyonda bir sahibi olduğumuz gibi biz de Sarıkaya’nın belki yaşayan elli binde bir sahibiyiz. Bir film izlemiştim yıllar önce(belki sizler de izlemişsinizdir); dört müebbet cezası alan mahkuma iyi hallerinden dolayı bir ay izin veriyorlar. Dördü de hapishaneden çıkıp kendi hayatlarına- on yıl sonra- kaldıkları yerden devam ediyorlar. Onların başından geçenler ve geri hapishaneye dönüşleri müthiş bir macera şeklinde anlatılıyordu. Eksik işlerini tamamlayan, alınamayan intikamlarını alan, geride kalanların hayatlarını onsuz sürdürecekleri şekilde düzene konması gibi maceralı bir filmdi. Her ne kadar mahkum olmasak da bizler de aynı hapishaneden izinle bir ay ayrılan mahkumlar gibi, taşı toprağı altın, Sarıkaya ana kucağından kırk yıllık izne ayrılmış tekrar hapishanemize geri dönmüş mahkumlar gibiyiz.Yuvadan uçup Türkiye’nin ve dünya’nın her köşesine dağıldık. Recep Sanal’ın “Bir kuru ekmek peşinde…” dediği gibi bizler kuru ekmek peşine düştük. Kırk yılda tüm eksik işlerimizi yaptık. Mesleklerimizde zirveleri zorlayanlarımız oldu. Evlendik, evlatlarımızı büyüttük, okuttuk, meslek sahibi yaptık, evlendirdik. Hatta bize  “dede”, “nine” diyen bücürler bile dünyaya ‘merhaba’ dediler. Yaşam mücadelesinde sırtımızdaki yükler hafifledi. Şöyle bir oturup arkamıza yaslanma fırsatı bulunca büyüdüğümüz topraklara kimimiz fiziken, kimimiz ruhen geri döndük. Guruplar sayesinde eski günlerimize; “Alis Harikalar Diyarında” güzelliğinde dalışlar yaptık. “Meğer biz bu ilçede ne güzel günler geçirmişiz!” diye düşünmeye başladık. Halbuki; o günlerde bizi sarıp sarmalayan ana kucağından bir an önce uçup uzak diyarlara gitmek için can atıyorduk. Uçma becerisi olanlar uçtular, gittiler…Biz lisedeyken o günün yöneticileri güzel bir kararla bize 1975 Nüfus Sayımı’nda sayım memurluğu görevi vermişlerdi. İlk kez memur olarak görevlendirilmiştik. Çok heyecanlandık. Beni -yanlış anımsamıyorsam-Kara Mehmet(Tekin), Ahmet Kılıç, Turgut Çeçen ve adını anımsayamadığım iki arkadaşla Yukarı Sarıkaya Köyü’ne vermişlerdi. Köyün muhtarı Naci amcamın büyük kaynı idi. Bizi odasında ağırladı. Çok yakından ilgilendi sağ olsun. Akşam otururken muhtar:“ Köyümüzde Mustafa adında bir komşumuz var. Evine gelen kravatlıları tahsildar zannedip kazma kürek saldırır. Bakın bakalım listelerinize Mustafa kime düşmüş? “ dedi. Hepimiz halı döşeli sedire listeleri serip harıl harıl Mustafa aramaya başladık.  Mustafa benim listemdeydi! Muhtar Satılmış beni korkutmak için yaşanan nahoş saldırılarını anlatarak beni iyice korkuttu. “ Ne güzel küçük yaşta memur olduk, para da alacağız. Hem sigortamız da işleyecekmiş.” diye mutluluk yaşarken olacak iş miydi şimdi bu? Neyse ki yatarken muhtar , “sen merak etme Ahmet yarın ben seninle gelirim. Bekçiyi de silahlı olarak yanına katarım bir şey olmaz.” dedi de o gece uyuyabildim.Sabah elimizde evraklar evlere dağıldık. Ben evlere girmeden önce bekçiye; “Mustafa’nın evi burası mı?” diye sora sora evlere giriyorum. Nihayet Mustafa’nın evine geldik. İçimden dualar okuyup; “Yüceler yücesi, karıncaya can veren Allah’ım bana yardım et!” diyerek eve girdim. Hayret edilecek bir şekilde Mustafa ellerini önüne bağlamış, saygılı bir şekilde bizi eve davet etti. Ben tetikteyim. Tehlikeli bir durum görürsem hemen devletin evraklarını havaya savurup kaçacağım, canımı kurtaracağım. Görünürde böyle bir tehlike yok. Çok çekingen, zavallı bir adam gibi görünüyor. Ben ondan korkarken o benden çekinip, karşımda el pençe divan duruyordu. İçimden;” dualar tesirini gösterdi. Nasıl içten okuduysam artık?” Diye geçirmeden edemedim. En fazla hürmeti Mustafa’dan gördüm. Öğle vaktine rastlamıştı onun evine gidişimiz. Bir güzel de yemek ikram etti bize. Eh! Allahtan belanı mı istiyorsun? Hem güzel bir yemek ye sonra da devletten diş kirası harçlık al…Çiftçilik, hayvancılık çok zor işlerdir. O kadar çalışıyorsun getirisi de azdır. Bu durumdan kurtulmak lazımdır. Tek yol, okuyup bir meslek edinerek geçim derdini devletin sırtına yüklemek. Devlet baba bize ailemize bakar nasıl olsa.  Nitekim öyle oluyor doyurmasa da aç bırakmadan devlet bize bakıyor. Emekli olduk yine bakmaya devam ediyor. Emeklilik çalışmaktan daha güzelmiş meğer. Maaş azalsa da özgürsün, başında amir yok, izin rapor derdin yok. Çalışmadan maaş geliyor. Belli bir refah seviyesine gelince başladık ; “of!” “Pof!” yaşlandık artık demeye. Çocukken kahveye gidip çay içmeye heveslenirken şimdi de çocukluk yıllarına geri dönmeye çabalıyoruz. Bu insanoğluna da yaranılmıyor…Sonra ortaya bir grup çıktı; “ Dostlarım öyle yağma yok yaşlandık diye köşeye çekilmenize izin vermeyeceğim. Gelin ‘Sarıkaya Lisesi Arkadaşları’ grubuna takılın, ahir ömrünüzde güzellikler yaşayın. Benim yazdıklarımı okuyun. Siz yazın ben okuyayım. Biz daha ölmedik. Anılarımızla dimdik ayaktayız. Öyle,” yaşlandık! Ah! Vah! Ne olacak benim halim!”demek yok.“ dedi. O gruba takılan üç yüz kişi iki yıldır yeniden yaşama sevincine kavuştuk. Kimi haftada bir yayınlanan yazıları okumaya, kimi yorumlar yazmaya, kimi beğenmeye, kimi arkadaşına laf dokundurmaya, kimi grupta hakimiyet kurmaya, kimi de sessizce olanı biteni izlemeye başladılar. Dur bakalım; Ahmet Koçak, Recep Sanal, Şahin Güvenç, Nejdet Güler, Kaşif Kani Ertürk, Ümit Zeki Soyuduru, Denizhan Doğa, Necip Mergen, Halit Taştan… Neler yazmış, altına kimler yorum yazmış derken günler geçip gidiyor…

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

OYUNCAK ÖRDEK

Facebook takipçilerimden bir kadın takipçim, “Feride” adlı yazımı okuduktan sonra Messenger’den bana kendi çocukluğunu ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir