VURGUNCU

“Merhaba Ahmet bey. Nasılsınız?
“İyiyim Cemal bey. Siz nasılsınız?
“Bir yazınızda kadının biri kocasını vurguncu diye nitelendiriyordu. Benim de aklıma başımdan geçen bir olay geldi. Anlatmak isterim.”
“Hay hay buyurun dinliyorum.”
“Büyük kızım okullarını hep birincilikle bitirip öğretmen oldu. Öğretmenlerinin yönlendirmesi ile hareket ettik ve başarıya ulaştık. KPSS puanı ile Balıkesir’e atandı. O zamanlar cep telefonlarında navigasyon özelliği yoktu. Ayrıca alınması gerekiyordu. Balıkesir’i bilmediğimden bir navigasyon cihazı aldım. Balıkesir İl Milli Eğitim yazdın mı alet seni müdürlüğün önüne kadar götürüyordu. Nitekim götürdü de. Tayininin Savaştepe’ye çıktığını öğrenince; Savaştepe diye bir ilçenin varlığından da haberdar oldum. Meğer orada da Köy Enstitüsü varmış bir zamanlar.
Neyse, kızımı bekar kalan kadın öğretmenlerin evinde kalmak üzere ilçeye bıraktım eve dönmek arabama bindim. Navigasyon cihazını da torpidoya koydum. Dönüş yolunda bir camide cuma namazımı kıldım. İmam, insanlara yardım etmemizi öğütleyen bir hutbe okudu. Issız bir yolda seyir halindeyken otuz otuz beş yaşlarında bir adam el kaldırdı. Önce almak istemedim. Hutbe aklıma gelince fren yapıp geri geri giderek adamı aldım. Yan koltuğa oturan adamın kucağında bir poşeti vardı.
Yolculuğumuz sürerken sohbet konusu açmak için: “Nerelisin? Evli misin?” gibi sorular sordum. “Evli değilim. Annem rahmete gitti. Babamla oturuyoruz.” Dedi. “Ya sen, ya da baban biriniz evlenseniz de ev işlerinizi yapan, size bakan bir kadın olsa iyi olmaz mı?” dedim. Demez olaydım! Adam bir sinirlendi başladı bağırıp çağırmaya; “Sana ne be adam! Kahyası mısın? Babam annemin üstüne evlenemez. Hele bir denesin bak ben onu kesmiyor muyum?” baktım adam hiç normal değil. Aşağıdan aldım. Arabaya aldığıma da pişman oldum. Öfkesi geçtikten sonra sol elini cebime denk gelen yere koydu. Başladı cebimde para var mı yok mu diye kontrol etmeye. “Çek elini dizimden. Gıdık alırım ben.” Dedim çekti biraz sonra yine koydu işaret parmağı ile hafif hafifi kaşır gibi hareketler yapmaya devam etti. Kucağındaki poşete gözüm takıldı. baktım koca bir mutfak bıçağı var içinde. Bir süre gittik sessiz, bacağım kaşınır vaziyette. Adam: “ İlerdeki toprak yolun iki kilometre ilerisinde bir arkadaşım bekleyecek onu da arabaya alalım.” Deyince herkesin bildiği o olay geldi aklıma. Benim gibi bir adam arabasına yoldan birini alır. Arka koltuğuna binen adam: “Ben Azrail’im. Elimdeki listede ilk sırada senin adın var. Uygun bir yerde dur, abdest al, iki rekat namaz kıl da sonra canını alayım.” Der. Adamın normal biri olmadığını düşünür, söylediklerini dikkate almaz. Bir süre yollarına devam ederler. İlerde bir adam daha el kaldırır. Arkadaki anormal adamdan rahatsız olduğu için o kişiyi de alır arabasına. Yanına oturtur. Seyir halindeyken yeni binen adamın kulağına arkadaki adamın duymayacağı şekilde: “Şu arkadaki adam kendisini Azrail zannediyor” Der. Adam arka koltuğa bakar; “Arkada kimse yok.” Deyince arkadakinin Azrail olabileceğini düşünüp korkmaya başlar. İlk benzinlikte durur hemen acele abdest almaya gider. Abdest alıp çıktığında arabanın yerinde yeller esiyordur.
Bu olay aklıma geldi tedirgin oldum. Arkadaşını alma önerisini kabul etmemek için:
“Ben bu yoldan ayrılamam. Yeni ceza evinden denetimli serbestlikle çıktım. Beni takip ediyorlar.” Dedim.
“Bir şey olmaz. Sen o yola gir arkadaşımı al.” Diye ısrar etti.
Sapacağımız yola doğru ilerlerken stresten hızı artırmış olmalıyım ki navigasyondan: “Hız sınırını aştınız!” Diye uyarı sesi geldi. Adam o sesi duyunca elini bacağımdan hemen çekti. “Bak ben demedim mi beni takip ediyorlar. Şimdi jandarmadan geçerken beni durdurur hesap sorarlar” dedim. Baktım adam huzursuz oldu. İlçeye yaklaşınca:” Durdur arabayı ben ineceğim.” Dedi Hemen durup adamı indirdim. Bir daha kimseyi almamaya karar verdim.
Birkaç ilçe daha geçtim. Seyir halindeyken bir kadın kendini yola attı. Telaş içinde durmamı istiyordu. Kötü bir deneyimden yeni çıktığımdan, insanlara yardım etme isteğimi o adam körelttiğinden yolun ortasında olan kadını bir manevra ile atlatıp durmadan yoluma devam ettim.
Şimdi düşünüyorum da; acaba hata mı ettim? Acaba ne sorunu vardı? Onlar da mı bir şebekeydi, bilemiyorum. Hala aklıma takılır. İlk aldığım adam, sonraki kadına yardım etmeme engel olmuştu. Bir kötü olay, yapılacak kırk iyiliğe engel olur.” Deyip sustu Cemal bey. Böyle bir durumda ne denirdi ki? Ben de sustum.
Ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

MİNİ MİNİ BİRİNCİLER

İlkokul öğretmenleri meslek hayatları boyunca en az beş kez birinci sınıf okuturlar. Birinci sınıfları okutmak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir