UNESCO’nun yaşlılık tanımı şöyle:
“Bir insan konfor alanının dışına çıkamıyorsa yaşlıdır…”
(Bu tanımla kendimi yokladım; konfor alanımda yaşamayı severim. Burada yaşamam çok kolaydır. Gözlerimi kapatsam her şeyin yerini bulabilirim. Ne büyük bir konfordur. Seyrek de olsa terk ettiğim olur. Bu beni yaşlı olmaktan kurtarır mı bilemiyorum.)
“…Diğer ifadeyle, yeni şeyler öğrenmiyorsa, artık şaşırmıyorsa ve çoğu şeyi bildiğini düşünüyorsa yaşlıdır…”
(Yeni şeyler öğrenmeye çok istekliyimdir. Bu nedenle çok okur, araştırırım. Şaşıracak çok büyük olaylar gördüm yine de yeni ve küçük bir olay bile beni şaşırtır. Her şeyi bildiğimi düşünmem. Sokrates gibi düşünürüm; “Bildiğim Tek Şey Hiçbir Şey Bilmediğimdir.” Burada yaşlılıktan yırttım gibi…)
“…Oysa her doğan gün ve her yaş; öğrenilecek, yapılacak, deneyecek, söylenecek, görülecek, sevip sevindirecek pek çok güzelliğe sahiptir…”
(Doğan günü sevinçle karşılarım. Hele de kuş sesleri varsa sevincim daha da artar. Ölen arkadaşlarımı düşünür, onlar bugünü göremediler diye üzülürüm. Bu sabaha da sağlıklı, aklı başında uyandığım için mutlu olurum. Yeni şeyler öğrenmek mutlu eder. Yapılacak işlerim çoktur. Söylenecek sözüm, yazılacak yazılarım, kitaplarım vardır. Dünya benim için hâlâ keşfedilecek güzellikler, gizemler ve sürprizlerle doludur. Bu durumda kesin yaşlanmadım, diye düşünüp mutlu olurum.)
“…Bildiğini zannetmek; öğrenmeye ve gelişmeye en büyük engelidir…”
(Bazı şeyleri bildiğimi zannederim. Bu kötü oldu. Oldum, demenin yanlışlığına inanırım. Artık öğreneceğim bir şey kalmadı, bu kadar bilgi bana yeter, bunun üzerine artık koyacak bir şey yok, deyip çenesini, zihnini kapatanlardan değilim. Bildiğimi zannetmem. Öyle zannetmenin insanın ve toplumun ilerlemesine, gelişmesine engel olduğunu düşünenlerdenim. Bu sefer kesin yaşlılıktan yırttım gibi.)
“…Yaşlılık, öğrenmeyi bırakmaktadır. Henry Ford diyor ki: “Öğrenmeyi bırakan kişi yirmisinde de olsa, sekseninde de olsa yaşlıdır. Yaşamdaki en muhteşem şey zihni genç tutmaktır.”…
(Öğrenmek, öğretmek, planlı düzenli çalışmak ve yaşamak uzun yıllar öğretmenliğin verdiği bir alışkanlıktır. İstesem de bırakamam. Ford’un dediği zihni genç tutmak eylemi bende biraz abartılıdır. Eskiden (gençken yazmadım bile bile o zaman yaşlılığı kabullenmiş olurum) anımsamadığım şeyler bir bir usuma gelir beni şaşırtır. Demek ki gittikçe zekâm açılıyor. Bu durumda yirmi yaşında bir genç sayılırım. Bu durumda yaşlılık benden uzak gibi gözüküyor.)
“…Okumanın ve öğrenmenin yaşı yoktur. İnsan okur ve öğrenir. Öğrenerek kendi ulusal köklerine tutunan insanı en sert rüzgârlar bile etkileyemez…”
(Bana göre de okumanın öğrenmenin yaşı yoktur. Sert rüzgârlardan etkilenme konusunda pek emin değilim. Sert rüzgârlar karşısında birkaç gün yalpaladığım, duygusal yıkımlar yaşadığımı itiraf edeyim. Ulusal kökenlerime tutunsam da savrulduğum zamanlar olur. Burada yaşlılar sınıfına girerim. İki üç gün geçtiğinde küllerimden yeniden doğar yaşamın karşısına dim dik çıkarım. Sert rüzgârların hiç birini unutmam ama üzerlerine kalın bir sis perdesi serpmek, yaşamamı etkilemelerine izin vermemek gibi bir yeteneğim vardır. O nedenle yıkılmam zordur. Burada da yaşlılığı öteledim sayılır)
“…Okumak, yeni bilgiler edinmek beyni hantallıktan kurtaran demans ve alzaymır gibi hastalıklardan kurtaran en güçlü ilaçtır. OKUMAK ve ÖĞRENMEK sürekli kullanacağımız ilacımız olsun!..”
(Okuma, öğrenme alışkanlığım uzun yıllardır aynı şeyleri yapmamdan dolayı bir alışkanlık halini aldı. Demans, alzaymır gibi hastalıklara yakalanmamı engellemeyecek, geciktirecektir. Çok okuyan insanların da bu hastalıklara yakalandıkları görülse de engel olamayıp geciktirecektir, diye düşünüyorum.)
“…Uzun, sağlıklı ve mutlu yaşamak istiyorsan neşeli olmalısın…”
(Kendimi ve insanları uzun yıllar gözlemlediğim için somurtkan insanlardan uzun yaşayan, neşeli insanlardan kısa yaşayanlar olduğuna tanık oldum. Neşeli gözüken insanların çoğu şeyi içine attıkları için kalplerinin yorulması nedeniyle -herkesi şaşırtırcasına bu savın tersine- erken göçmeleri sık görülür. Neşede içtenlik önemlidir. Kendimi ölçtüğümde; neşeli olayım da uzun yaşayayım, diye bir çabam yoktur. Karamsar olduğum, neşeli olduğum zamanlarım yarı yarıyadır. Karşılaştığım komik olaylara, komik fıkralara içten gülerim. Canımı sıkan şeylere de içten canımı sıkarım. Karamsarlıktan çabuk çıkarım. Bunu da bir hiç olduğumu düşünerek atlatırım.)
“…Sağlıklı yaşlanma, bireyin bağımsız ve aktif kalabildiği, yaşam kalitesinin korunduğu bir süreçtir…”
(Yaşam kalitesini korumak, bağımsız ve aktif kalabilmek ekonomik durumun iyi olmasına bağlıdır. Yiyecek kuru bir ekmek bulamayan kişinin kaliteli yaşlılık geçirmesi mümkün değildir. Devlet memuru olmam, memurluktan emekli olmam bana bu konforu sağlıyor. Bunu sağlamak için ömrüm boyunca çalıştım. Şimdi sakin, mutlu, yaşlanmayı olabildiğince geciktirerek yaşamanın zamanıdır.)
Kendimi bir testten geçirişimi okudunuz. Beni mutlu ve mutsuz eden dış etkenlerdir. Beni üzen ve mutlu eden olaylar elimde değildir. Hani babaanneler der ya; karşına iyi insanlar çıksın yavrum; karşımıza çıkan insanlar belirler iyi ve kötü olmamızı.
Siz de kendinizi ölçün bakalım sınıfı geçebiliyor musunuz?
ahmet.kocak16@hptmail.com