Anasayfa / Köşe Yazarları / YEŞİL MERCİMEK

YEŞİL MERCİMEK

En fazla Yozgat ilinde yetişen yeşil mercimek çok besleyici bir üründür. Yozgatlı olup da mercimek ekmeyen, yolmayan, çorbasını içmeyen yoktur. Seksenli yıllarda Prof.Dr. Ayşe Baysal’ın mercimeği övdüğü programlar izlemiştik. Karadenizliler nasıl hamsinin yüz çeşit yemeğini yaparsa; “Mercimek Teyze” olarak anılan Ayşe Baysal’da bize yeşil mercimeğin bin bir çeşit yemeğini, içinde protein ile demirin birlikte ve bol olduğunu öğretmişti.
Doksanlı yılların birinde yeşil mercimek fiyatları tavan yaptı.
O yıl mercimek ekenler iyi fiyata satıp gevrek gevrek gülerek geçirdiler sezonu. Ben de biraz gevrek gevrek güleyim istedim. Boğazlıyan’da çalışırken babamdan Kurugöl civarında, toplamı elli dekar eden üç tarlayı yeşil mercimek ekmek için istedim. Kendi tarlalarımızda mercimek yolmaktan başka bir bilgim yoktu mercimek yetiştiriciliği hakkında. Traktörümüz de yok. Nasıl olacak bakalım?
Baharın, ekim zamanı iki katı fiyatına tohum aldım. Yine iki katı fiyata traktör bulup ekim yaptırdım. Bu iş için beş bin mark ayırdım. Beş bin, on bin olacak diye hayaller kurmaya başladım.
Temmuzda mercimekler yetişti. Yoldurmaya ırgat lazım. Kurugöl civarına çadır kurmuş olan, günlükle çalışan vatandaşların çadırına gittim. Yetişkinler günlüğü seksen liradan( altmış lira olduğunu biliyordum), çocuklar yarı fiyatına olmak üzere anlaştık. Çoğunluğu kadın olan yirmi ırgat başladı mercimeği yolmaya.
Onların kahvaltıları ve öğle yemekleri bana aitti. Kahvaltı ve öğle yemeği listesi hazırladım. Mesleğimden dolayı planlı çalışma alışkanlığım vardır. Bir haftalık planıma göre kahvaltıda kişi başı ikişer haşlanmış yumurta, beyaz peynir, zeytin verecektim. Öğle yemeğinde; acılı kuzu tava, yanında sıcak pide ve ayran, ertesi gün kıymalı pide yanında soğuk ayran, diğer gün birer ekmeğe et döner yanında ayran şeklinde devam ediyordu listem.
İlk gün, sıcak tava ve sıcak birer pideyi görünce şaşırdılar. Her küçük toplulukta bir kişi öne çıkar ve önderlik eder. Kendiliğinden liderliği ele alan otuz yaşlarında, tahıl ağırlıklı beslenmeden dolayı tombullaşan Gülistan adında bir kadın: “Ahmet abi(Aynı yaşta olmamıza rağmen saygıdan), ben senin kadar iyi patron görmedim. Bizim için adam başı iki ekmek getirin. Biz çok ekmek yeriz,” diyerek beni övdü ve daha iyi hizmet etmem için motive etti. Benim listem vardı bu övgülerin bir etkisi olmayacaktı. Övgülerine inanmadım. Yemeklerini rahat yesinler diye mercimek yolmaya başladım. Yemeklerini yediler. Baktım ilkokul çağında çocuklar canla başla çalışıyorlar, yetişkinler kadar mercimek yoluyorlardı. İşçinin teri soğumadan ücretinin ödenmesi gerektiğine inanırım. O günün akşamında yevmiyelerini dağıttım. Çocukların günlüklerini de altmış liradan ödeyince bir kez daha şaşırdılar. “Allah’a şükür! Bulduk bir enayi; hem onu, hem mercimeği yolarız.” Diye düşünmüş olmalılar.
Sonraki günlerde kişi başı getirdiğim iki ekmeğin birinin etek altlarına saklandığını, yemekten artanlarla akşam yemeğini de bedavaya getirdiklerini gördüm, görmezden geldim.
Birkaç gün sonra baktım işi iyice yavaşlattılar. Günde bir tarlanın yarısı yolunurken artık çeyreği yolunur oldu. Durumu söylediğimde işçilerden biri bu bölgenin dikenli ve otlu olduğunu, o nedenle yavaş yolduklarını söyledi. Onlar yemeklerini yerken ben de mercimek yoluyordum her zamanki gibi. Yanma gelen Gülistan yavaşça: “Abi, sen iyi günlük ve iyi yemek veriyorsun diye oyalanıyorlar. Yarın domates ekmek getir, başımızda dur bak nasıl hızlı çalışıyorlar.” Dedi. Başka bir zaman olsa arkadaşlarına ihanet ediyor diye kızardım. Bu ihanet gözüme hoş göründü.
Ertesi gün kişi başı bir ekmek ve bir kasa domates getirdim. Bu durum işçilere hiç hoş görünmedi. Gözleri fıldır fıldır bir kadın laf attı: “Bizim patronda para suyunu çekti herhal. Domates ekmek yiyerek mercimek mi yolunurmuş heç?”dedi. Duymazdan gelip mercimek yolmaya devam ettim. Gülistan’ın dediği gibi iki günde kalan bir tarla da yolundu bitti.
Bin bir zorlukla, iki üç katını vererek harmana getirttiğim mercimekleri yine iki katı fiyat ödeyerek patosa attırdım. “Bire on verse…” diye hesap ettiğim mercimek, bire beş vermişti. Mercimek fiyatları da yarıya düşmesin mi? Biraz fiyatı artar belki diye baba evine bıraktım. Baharın fiyatların artmadığını görünce ölü fiyata bir tüccara sattım. Aldığım parayı geçen sürede değeri artan Mark’a çevirince iki bin Mark etti. Arabamla Boğazlıyan’a doğru yol alırken; “beş bin Mark’ım iki bine düştü. İşçileri, traktörcüleri, tüccarı ve daha önemlisi o yıl mercimek kesi yiyen bizim inekleri memnun etmenin mutluluğu bana yeter” diye düşündüm. Züğürt tesellisine başvurarak yoluma devam ettim.
Rahmetli babam: “Ahmet yine mercimek ekersen vereyim tarlaları,” der, “yok baba, ben bir daha bir şey ekmem,” dememe gülerdi.
20 Ekim 2020 tarihinde özel işlerim nedeniyle geldiğim Sarıkaya’da bir ay kaldım. Bursa’ya dönüyordum. Yerköy’ü geçtikten sonra sağdaki bir çeşmede durdum. Çeşmede, zayıf, yaşlı bir kadın ve üç çocuk vardı. Onların bidonlara su doldurmalarını beklerken çocuğun birine: “Bir bardak su ver de içeyim evladım.” Dedim. Yaşlı kadın yüzüme dikkatle bakarak: “Sen Sarıkayalı Ahmet abi misin yoksa?” deyince şaşırdım. “Ne meşhur adamım. Yazının yüzünde bile beni tanıyan çıktı,” diye gururlandım. Kadının yüzüne dikkatle baktığımda boşa gururlandığımı, kadının mercimek tarlamda çalışan Gülistan olduğunu anladım. Milyonda bir başa gelecek bir rastlantıydı. “Abi seni sesinden tanıdım.” Dedi. Yüzüm, klasik, sık rastlanan bir yüzdü ve elli, altmış mevcutlu sınıflarda bağırarak ders anlatmaktan dolayı çatallaşan ve gürleşen sesim bana hastı.
Hal hatır sorduk. Torunları olmuş. O yıldan beri tarım işçiliği için buralara geldiklerini, gün bulup gün yediklerini anlattı. Torunlarının başını okşayıp harçlık verdim. Veda ederken Gülistan: “Ahmet abi, ben senin kadar iyi patron görmedim.” Dedi.
Otuz yıl önce söylenen, içtenliğine inanmadığım bir sözün içten söylendiğini otuz yıl sonra anlamış oldum.
Yoluma devam ederken kendi yaşamımın da Gülistan’ınki gibi değişmediğini düşündüm. O işçiliğe devam ederken, ben maaşımla yaşamaya devam ediyordum. “Çalışan kazanır” sözü bizim için geçerli olamamıştı. İkimiz de çok çalıştıkça yerimizde saymaya devam etmiştik. Siz, bize bakmayın “çalışan kazanır” unutmayın. Ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

BEŞ YILDIZLI TATİL (2)

…Neyse, beş yıldızlı tatilimize dönelim. Müdürün içten davranışları beni ikna eder gibi oldu. İstemeyerek kabul …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir