Anasayfa / Köşe Yazarları / BAHÇEMDEKİ
KUMRULAR(1)
YAZI DİZİSİ

BAHÇEMDEKİ
KUMRULAR(1)
YAZI DİZİSİ

Pandemi kısıtlaması nedeniyle bir aydır evde olunca; evi, bahçeyi projektör altına aldım. Eskiden eve yemek yemek ve öğle uykusu için uyumak için gelir, tekrar çıkardım. Akşama da yorgun argın televizyonun karşısına geçer haber ve dizileri izler uyurdum. Sabah ve akşamları tavuklara yem atar, yeme yancı olan serçe, kumru, karga gibi kuşlara rastlardım.
Şimdiki oturduğum eve taşınmadan önce bahçe duvarını yükselttirdim. Üzerine koydurduğum profillere de 120 cm’lik tel bahçe çiti çektirip, yeşil renge de boyattım. Böyle yüksek çitler çekmemin nedeni eve hırsız girmesini önlemek için değildi. Benim, bana bile yetmeyen emekli maaşımla evimde çalacak bir şey bulamazdı zaten hırsızlar.
Nasrettin hoca fakirhanesinden karısı ile dışarı çıkıp köyden gelen seslerin ne olduğunu anlamaya çalışmış. Önde tabut taşıyan köylülerin arkasından ölen adamın karısı feryatlar ediyor, kendini paralıyor: “Vahh! Kocacığım, gittiğin yerde ne yer, ne içersin? Şimdi orada ne ekmek, ne su ne de bir kap yemek vardır.” dedikçe yürekleri paralıyormuş ağıdı ile. Meseleyi anlayan hoca karısına: “Çabuk hanım içeri kaçıp kapıyı ardından kilitleyelim. Bunlar ölüyü bizim eve getiriyorlar galiba” demiş. O hesap benim evde hırsızın ne işi var? Çit çekmemin asıl nedeni; daha önce tüm yaşam öyküsünü yazdığım, paylaştığım “Fino” adlı iri köpeğimin kedilere olan ezeli düşmanlığı nedeniyleydi. Bahçeye giren kedileri yakalar tümünü birden ağzına sokar, öldüresiye silkeler, silkelerdi. Bu acıya da, kedilerin feryatlarına da canlar dayanmazdı. Çitleri kedilerin bahçeye girişlerini önlemek için yapmıştım. Fino, on yıl önce normal ömrünü tamamlayıp ölmüştü.
Bahçemdeki ağaçlara, balkon demirlerine konan kumrular dikkatimi çekti. “gu gu gu gu gu” diye ötüşleri bana huzur verir oldu. Balkonda sigaramı tüttürürken onların seslerini duymak, birbirlerine olan muhabbetlerini izlemek, hatta hiç durmadan sevişmelerine tanık olmak bana huzur vermeye başladı. Başladım onları gözlemlemeye.
Kumrular güvercine benzer, onlardan ufak, tüyleri gri kahve arası, tek eşle ömrünü tamamlayan, eşi ölünce bir daha eş edinmeyen, bir yıl ömürleri olan, en fazla iki yumurta yapan hayvanlardır. Eşlerine onlar kadar yakınlık gösteren başka bir hayvan olmadığından birbirlerini seven eşlere, “kumrular gibi” denmesine neden olmuşlardır.
Mutfakta tel bir raf vardı. Onu balkonun bir kenarına koyduk. Kumrular başladılar o rafın en üstüne yuva yapmaya. Ben, onlar kadar beceriksiz yuva yapan kuş görmedim. Birbirlerine sevgi ve muhabbetleri mükemmel, yuvaları çürüktü. Yuvaları sağlam, sevgileri eksik olsa daha mı iyiydi. Getirdikleri çöpleri tellere paralel bırakıyor yarısını yere düşürüyorlardı. Birlikte seferler yapıp bir haftada yuvayı tamamladılar. Burası yuva için, kuluçka için uygun bir yer değildi. Bahçeye, balkona kediler giriyordu. Kolaylıkla ikinci katın balkonuna çıkar yumurtaları da, kumruları da hallederler diye düşünerek, yuvalarındaki çöpleri alıp tahtadan yaptığım, ağacın yüksek bir dalına astığım yuvaya taşıdım. Belki çöplerin kokusundan dolayı oraya giderler diye. Ne gezer. O güvenli yuvanın yüzüne bile bakmadılar. Tel rafın aynı yerine yeniden çöp taşımaya başladılar. Ben de yere düşen çöpleri onlar görmeden yuvanın uygun yerine koymaya başladım ki inşaat çabuk bitsin. Ağızlarında beş on santimlik çöplerle geliyor, yuvaya rastgele bırakıyor, benim düzgün bir şekilde koyduğum çöpleri seçip aşağı atıyorlardı. Bunu görünce ben de kendimden kuşku duymaya başladım, “neden benim ellediğim çöpleri atıyorsunuz, daha korona olmadık şükür!” diye kendi kendime söyleniyordum. Ne de olsa insanın onuruna dokunuyor. Benim elimin kokusu sinmiş çöpleri reddediyorlardı ama tavuklara attığım buğdayları, arpaları, mısırları mideye indirmeyi ihmal etmiyorlardı.
Kovit- 19 hapsinde anladım ki, bahçede bir habitat varmış da haberim yokmuş. İnceledikçe; tavuklar, horozlar, kumrular, serçeler, sığırcıklar, kediler, kargalar, arada bir “gaak”layan martılar, saksağanlar, ağaç yapraklarında yaprakları dürüp kendilerine yuva yapan siyah kahverengi yaprak bitleri, ağacın gövdesinden sıra sıra gidip gelen karıncalar, kımıllar, beni görünce sağa sola kaçışan hamam böcekleri, solucanlar, yağmurdan sonra ortaya çıkan sümüklü böcekler, çiçek açan ağaçlardan bal özü toplarken bir yandan da döllenmeyi sağlayan arılar, kelebekler… Vakit geçirmek için bir dünyaya sahipmişim de haberim yokmuş. Yalan dünyanın yalan işlerine dalmışım da bütün bunları görememişim.
Kumrular bahçemdeki ağaçların dallarına konup; “gu gu gu gu gu” diye öttükçe sevişiyorlar, seviştikçe ötüşüyorlar. Sesleri de insanın kulağına nasıl da hoş geliyor. Nasıl da yumuşacık! Onları dinledikçe huzur buluyorum. Korona günlerinin sıkıcılığına bir nebze olsun hafifletiyorlar.
Bir gün baktım yuvada beyaz minicik bir yumurta var. Aman bende bir sevinç bir sevinç! Herkese gösterdim. İkinci gün bir yumurta daha geldi. Dişi kuluçkaya yatıyor, sonra nöbeti erkek devralıyor. İkisini aynı anda yuvada göremedim.’Hayat müşterektir’e en güzel örnektiler.
Bir gece balkona çıktım ki, hain bir kedi balkona gelmiş sinsi sinsi yuvaya doğru gidiyor. Hemen azarladım, ardından terlikleri makineli tüfek mermisi gibi attım peş peşe. Kedi hızla kaçtı çitin tellerine tırmandı. En üstteki bölümden ön patilerini arka tarafa geçirdi. Gevşek ve sallanan çitin tepesinde bir süre sallandı. Arka ayakları ile sıçrayıp yan perende ile arka tarafa geçiverdi. Böylece bahçeye nasıl girdiklerinin de sırrına ermiş oldum…
ahmet.kocak16@hotmail.com

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

VASFİ BEY-2
(Yazı Dizisi)

…Köyde yetişmiş, evlilik çağına gelmiş kızların hepsi de Vasfi’nin etrafında pervane olur, kendilerini alması için …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir