Anasayfa / Köşe Yazarları / TEFTİŞE GELEN MUHTAR

TEFTİŞE GELEN MUHTAR

Sabah okula gittim. Yoklama yaparken; başındaki terliğini sıyırıp eline alan muhtar içeri girdi. Biraz mahcup: “Hocam ben de dersini dinleyebilir miyim?” dedi. Ben de kabul ettim. Arka sırada yanı boş olan bir öğrencinin yanındaki oturağa oturdu. Dizleri sığmayınca masayı ileri itti. Sıra arkadaşı masaya yetişmek için yere paralel hale gelerek yazı yazmaya uğraşsa da çocuk sorun etmeden duruma sessizce katlandı. Ne de olsa köyün en büyük mülkiye amiriydi muhatabı. Ne diyebilirdi ki? Sabah okula gittim. Yoklama yaparken; başındaki terliğini sıyırıp eline alan muhtar içeri girdi. Biraz mahcup: “Hocam ben de dersini dinleyebilir miyim?” dedi. Ben de kabul ettim. Arka sırada yanı boş olan bir öğrencinin yanındaki oturağa oturdu. Dizleri sığmayınca masayı ileri itti. Sıra arkadaşı masaya yetişmek için yere paralel hale gelerek yazı yazmaya uğraşsa da çocuk sorun etmeden duruma sessizce katlandı. Ne de olsa köyün en büyük mülkiye amiriydi muhatabı. Ne diyebilirdi ki?İlk derse günlük haberleri söylemekle başlardık. Haber Kolu Başkanı tahtaya çıkıp: “Haber söylemek isteyen var mı arkadaşlar? “dedi. Parmak kaldıran birkaç arkadaşını tahtaya çıkarıp haberleri söylediler. Günlük olaylar bittikten sonra İlk ders Hayat Bilgisiydi. Okumaya yeni geçtiklerinden, okumaları gelişsin diye okuması düzgün birkaç öğrenciye konuyu okuttum. Çocukları basit konular üzerinden konuşturmayı amaçlayan derste; “çocuklar sabah uyandıktan okula gelene kadar neler yaptığınızı anlatın.” dedim. Bir çocuk kalktı: “Öğretmenim sabah uyandım. Çantamı alıp okula geldim.” Bir başkası kalktı aynı cümleleri söyleyince; “çocuklar böyle kısa yanıtlar istemiyorum. Biraz daha ayrıntılı anlatın.” dedikten sonra başka bir öğrenci kalktı: “Sabah uyandım. Çoraplarımı giydim. Çantamı alıp okula geldim.” O kadar açıklamamdan sonra ancak çoraplarını giydirebilmiştim. Muhtar dersi ilgiyle dinliyordu. “Muhtar Salih amcanız anlatsın örnek olarak. İyi dinleyin. Siz de onun gibi anlatın. Evet muhtar” dememle muhtar ayağa kalktı: “Zabaanan uyandım. Mala davara ot virdim. Çantamı almadan okula geldim. Çünkü çantam yoğ idi.” dedi. “Hadi çocuklar muhtar amcamızı alkışlayalım.” dememle içeride küçük eller başladı bir birine vurmaya. Muhtara baktım başarısı ile gururlanıyor, bir yandan da mahcup oluyordu. Parmak kaldıran başka bir çocuğa söz verdim: “Öğretmenim zabaanan kalktım.  Mala davara ot verdim. Çantamı almadan okula geldim. Çünkü çantam yoğ idi.” dedi. Hiç değiştirmeden muhtarın söylediğini aynen yineledi ve alkış için sağına soluna bakmaya başladı. Alkış avcısı, kopyacıya yüz vermeden derse devam ettim. Birinci ders bitti. Çocuklar bahçeye çıktılar. Ben de sobanın üzerinde kaynayan çaydan doldurup muhtara bir bardak çay verdim. Çaylarımızı içerken: “Hayrıdır muhtar bu güzel ziyareti(!)neye borçluyum?” Muhtar: “Hocam dün kaymakam muhtarları topladı. Toplantıda: “Köyünüzdeki öğretmenleri kontrol edin.” dedi de onun için geldim.” Durumu anladım. Muhtarlara kaymakam köyünüzdeki öğretmenleri kontrol edin derken; “köyde mi yoksa ders yapmadan kaçıp dışarılarda mı geziyor, memleketine mi gidiyorlar anlamında bir kontrol istemiş olmalı.” diye düşündüm. Muhtara da düşündüğümü söylemedim. Yanlış anlar, kendisini sınıfta istemediğimi düşünürdü.İkinci ders Türkçeydi. Başladım Türkçeden sıradaki kısa okuma parçasını okutmaya. Çocuklar parçayı öyle yavaş okuyorlar ki; dinleyenlerin anlaması mümkün değildi. Baktım muhtar sıkılmaya, esnemeye başladı. Üç çocuğun ardından: “Muhtar amcanız okusun ister misiniz çocuklar?” dedim “Eeeveeet!” dediler. Uykusu gelmek üzere olan muhtar birden irkildi. Gözleri fal taşı gibi açılmış, gövdesini sağa sola sallayarak memnuniyetsiz bir şekilde: “Ben mi?” dedi. Ben de: “Bu sınıfta başka muhtar var mı?” deyince başladı parçayı okumaya. Okurken satırları sağ işaret parmağı ile izleyerek okuyordu. Çocuklar da öyle okurlardı da; “parmakla izleme!” diye uyarırdım. Muhtarı da uyarınca hemen elini yanına getirdi. Zaten Ali okulunda okumayı öğrenmiş olan muhtar, ilçedeki öğretmenlere yoğurt, süt, taze yumurta götürerek dışarıdan ilkokul diploması almıştı. Sınıfın yarısı muhtardan hızlı okuyabiliyordu. Adamcağız bir paragraf büyüklüğünde parçayı okuyup bitirene kadar terin suyun içinde kaldı. Muhtarın okuyuşuna gülen çocuklara sert bakışlarımla -muhtar görmeden- uyardım da daha fazla mahcup olmasını engelledim.Üçüncü derse başladık. Matematikten basit toplama işlemleri ve basit toplama problemleriydi konumuz. Önce zihinden; “üç, iki daha kaç eder?” gibi sözlü sorup, sözlü yanıtlar alıyordum. Tüm çocuklara sorduktan sonra sıra muhtara geldi. Ona biraz zor sordum. “yedi, altı daha kaç eder muhtar?” muhtar başladı parmakları ile saymaya. “Parmakla saymadan zihninden yap!” dedim. Biraz düşündü. Başını kaşıdı. Sonunda: “On üç mü yapar hocam?” dedi. Baktım alkıştan hoşlanır bir yapısı var. “Çocuklar doğru yanıtladı değil mi? Muhtarımızı alkışlayalım mı?” deyince sınıfta alkış tufanı koptu. Muhtar çok mutlu oldu. Muhtardan sonra bir öğrenci parmak kaldırdı, sordum: “Ayfer beş, altı daha kaç eder? “ Ayfer: “On üç eder öğretmenim.” diye yanıtladı. Muhtar ne derse doğrudur diye düşünerek muhtarın yanıtını düşünmeden söylemişti kerata!  “Doğru değil Ayfer!” Alkış bekleyen kopyacı öğrenci umduğunu bulamamanın üzüntüsüyle yerine otururken baktım muhtar da parmak kaldırıyor. Hemen ona söz verdim tabi: “On iki eder. “demez mi? O kadar da sıranın altından parmaklarını saymasına rağmen bilememişti. Başka bir çocuk doğru yanıtı verdi de o sorunu da halletmiş olduk.Ertesi gün yine muhtar sınıftaydı. Hayat bilgisi dersimiz devam etti. Ardından Türkçe blok dersin ardından matematik dersi başladığında muhtar artık yorgun düştü ve kollarını sıraya yastık yaparak uyumaya başladı. “Öğretmenim Cemil emmi uyuyor.” diye şikayet edenlere sus işareti yaparak susturdum. Dersimize devam ettik. O kadar gürültüye bana mısın demeden son derse kadar uyumaya devam etti. Çocuklar dağıldıktan sonra koluna dürterek: “Muhtar haydi uyan. Sabah oldu.” dememle irkildi; kanlı, mahmur gözlerini bana dikerek uyandı. “Yarın maaş günü. Okul yok muhtar. Hadi gene iyisin! Okula gelmene gerek kalmadı.” diyerek muhtarı evine yolcu ettim.İlçeye gittiğimde İlköğretim Müdürüne durumu anlattım. Müdür: “Yok hocam yok öyle bir şey söylenmedi toplantıda. Kaymakam; “Öğretmenler köyde mi, değil mi kontrol edip kaçan öğretmen varsa bana bildirin.” demişti. Senin muhtar yanlış anlamış. Keşke kovsaydın!”  Ertesi gün yine muhtar sınıftaydı ve tutuşmayan sobayı tutuşturmakla uğraşıyordu. Ders başlamadan muhtara durumu anlattım. Adamın yüzünde gülücükler açmaya başladı. “Allah senden razı olsun hocam. İki gün neydi o çektiğim eziyet. Allah size kolaylık versin.” deyip kapıya doğru yönelince; “Muhtar bari birinci derse katıl da teneffüste bir çay ikram edeyim de öyle gidersin. Seni arada sırada dersimi dinlemeye davet ediyorum. Seninle ders yapmak çok eğlenceliydi.” önerime: “Hocam boon zabah geç uyanmışım. Malın davarın yimini virmeden geldiydim. Hayvanlar aç. Hemen gitmem lazım. O neydi öyle başıma gelen? Ben bir daha derse girmem. Okulun yakınlarından bile geçmem. Hadi bana eyvallah!” diyerek mutluluk içinde evine doğru hızlı adımlarla gitti.

Hakkında Mustafa TEK

Ayrıca bakın

YEŞİL MERCİMEK

En fazla Yozgat ilinde yetişen yeşil mercimek çok besleyici bir üründür. Yozgatlı olup da mercimek …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir